CENNETÜL MUALLA NERESİDİR?


Cennetül Mualla neresidir? Cennetül Mualla’nın İslam tarihindeki önemi nedir? Osmanlı devrinde Cennetül Mualla’da nasıl yapılar inşa edilmiştir? Cennetül Mualla hakkında kısaca bilgiler…

Câhiliye döneminden bugüne kadar Mekke mezarlığı olan ve Harem-i Şerifin yaklaşık 2 km. kuzeyinde Mescid-i Cin yakınında bulunan bu yer, İslâm öncesinde ve ilk devir İslâm tarihlerinde Hacûn diye geçmektedir. Mekke’nin yukarı kesiminde bulunan bu yer zamanla Ma’lât adıyla anılmaya başlanmış; mezarlık da Makberetü’l-ma’lât adıyla meşhur olmuştur. Muhtemelen Ma’lât kelimesinin bazan sonundaki “tâ” harfinin düşülerek yazılması sebebiyle Türkçe kaynaklarda Muallâ imlasıyla kaydedilmiş ve Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Mekke kabristanını göstererek, “Bu kabristan ne güzeldir!” demesi (Müsned, I, 367; Fâkihî, IV, 50), Hz. Hatice -radıyallâhu anhâ-’nın burada medfun bulunması, ayrıca Medine’deki Bakı’ Mezarlığı’nın Türkler arasında “Cennetül-Baki”’ olarak anılmasından dolayı Mekke’deki bu mezarlığa da “Cennetü’l-Muallâ” denilmiş olmalıdır.

Kânûnî Sultan Süleyman 950 (1543-1544) yılında Hz. Hatice -radıyallâhu anhâ-‘nın kabrinin üstüne yüksek kubbeli bir türbe yaptırmış ve bir de türbedar görevlendirmiştir. Evliya Çelebi, Cennetü’l-Muallâ’da yetmiş beş adet kubbeli mezar, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in dedesi Abdülmuttalib ile amcası Ebû Tâlib’in kabirlerinde kubbeli türbeler bulunduğunu, ancak bunların türbedarlarının olmadığını, İran hacılarının Ebû Tâlib’in kabrini mutlaka ziyaret ettiklerini kaydeder. Hz. Hatice -radıyallâhu anhâ-‘nın dışında Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in oğulları Kasım ile Abdullah ve Abdullah b. Zübeyr’in mezarları da buradadır. 1926’da Cennetü’l-Muallâ’daki bütün türbeler yıktırılarak mezar taşları kaldırılmıştır. Bugün Mekke’nin mezarlığı olan Cennetü’l-Muallâ’da hiçbir türbe ve mezar taşı bulunmamaktadır.

Buradan alınan mezar taşları Riyad’a götürülerek müzeye konulmuş ve 2004 yılında Talim ve Terbiye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu bir kitapta 591 mezar taşı metin ve resimleriyle beraber neşredilmiştir.


Hz.HATICE ( r.a.h)  Taniyalim ÖRNEK EŞ, ÖRNEK ANNE…

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Allah’a yemin ederim ki bana Hatîce’den daha hayırlı bir hanım verilmemiştir. İnsanlar beni inkâr ettiği zaman o bana iman etti. İnsanlar beni yalanladığı zaman o beni tasdik etti. İnsanlar beni mahrum ettiği zaman o bana malıyla sahip çıktı. Allah beni ondan, diğer hanımlara nasip olmayan çocuklarla rızıklandırdı.” ( Taberânî)

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ilk hanımını adının Hz. Hatîce (r.anhâ) olduğunu asâleti, güzelliği, zekâsı, yumuşak huyluluğu ve serveti ile Kureyş kadınlarının en üstünü olduğunu, câhiliyye döneminde bile Tahire lakablı (en temiz), asalet ve fazilet dolu bir hanımefendi Rasûlullah (s.a.s.) ile evlendikten sonra tüm servetini İslâm’ın yayılması için harcayıp tükettiğini, ilk îmân eden olduğunu, Peygamber Efendimizle akraba olduğunu bu yüzden bazen “amcaoğlu” dediğini, Mekke’de tüm kadınların toplu halde bulunduğu esnada “Muhammedül Emin’in övgüyle anlatıldığı ve onunla evlenmek isteyen kızların alkışlar yaptığı ancak aralarında bulunan Hatice Validemizin edeblice oturduğu, onun edeb ve terbiyesinden dolayı bu evliliğin ona nasip olduğunu, Hz. Hatice Validemizin Peygamberimize aşık olduğunu, 25 sene evli kaldıklarını, 64 sene 6 ay yaşadıktan sonra ölüm döşeginde iken başında Eşi (Peygamberimiz) ve üç kızı, Zeyneb, Ümmü Külsüm ve Fâtımâ’nın bulunduğunu, hayatı boyunca hizmetçi kullanmadığını, ev işlerini çocuklarının eğitimini kendi üstlendiğini, Peygamberimizin aile efradına çok cömert davrandığını,

Efendimiz (s.a.s) ile Hz. Hatice’nin (r.anha) aile hayatlarının, çok mutlu ve huzurlu bir şekilde geçtiğini, bize en güzel aile modeli sunduklarını, bu mübarek evlilikten altı çocuğunun olduğunu İkisinin erkek, Kâsım (ilk erkek çocuğunun isminden dolayı Ebul Kasım dendiğini, Abdullah, dördünün ise kız Zeyneb ( Peygamberimiz 30 yaşında iken doğdu), Rukayye (Efendimiz 33 yaşında iken doğdu), Ümmü Külsüm ve Fâtımâ (Peygamberimiz 40 yaşında iken doğdu) ve son dünyaya gelenin oğlu Abdullah olduğunu, çocuklarından sadece Fâtima Peygamberimizin vefatından 6 ay sonra ahirete göçtüğünü, diğer hepsinin de ufak yaşlarda vefat ettiğini, oğlu Kasım vefat edince için “Ey Allah’ın Rasûlü! Kâsım’ın sütü taştı. Keşke Allah süt çağını tamamlayacak kadar onun ömrünü uzatsaydı.” Dediğinde Efendimizin O cennette tamamlayacatır, Dilersen Allah’a dua edeyim de sana onun sesini işittireyim.” Dediğini, Ancak Hz. Hatîce’nin: “Hayır, ey Allah’ın Rasûlü! Ben Allah ve Rasûlü’nü tasdik ediyorum.” diyerek asil davrandığını, O hayatta iken Efendimizin başka evlilik yapmadığını, vafatından sonra bile hayırla yad ettiğini, “Allah bana Hatîce’den daha hayırlı bir hanım verilmiş değildir,” dediğini,

Bazı günler ve haftalarca Hıra’da uzlete çekilen Peygamber Efendimize s.a.v temiz kıyafet ve yiyecek götürmek için Merve tepesinin ordaki evinden 5 km uzakliktaki ve 634 metre yukseklikteki Hıra dağina çıktığını ve Allah’ın dünyada iken selamına muhatap olduğunu ve Cennete köşk ile mujdeledigini,

En küçük kızı Fâtımanın, babasına “annemin durumunu öğrenmeden içim rahat etmeyecek.” dediğini bunun üzerine Efendimizin, Hz. Hatîce’nin Cennet’te Meryem ve Sâre arasında olduğunu söylediğini, Hatice Validemizin Ebû Tâlib’in ölümünden üç gün sonra, Hicretten üç sene evvel Ramazan ayında vefat ettiğini, Efendimiz Hacûn Kabristanına (Cenneti Mualla) kendi elleriyle kabre inerek yerleştirdiğini, vefatından evvel kendisi için Efendimize vermek üzere onun sevdiğini bildiği gülleri göremeden vefat ettiğini,                                                                                                                                                      

O yüzden sevdiğinize gül vermek Hz. Haticenin Sünneti olduğunu biliyormusunuz ?

Bizim için örnek Annemize Selam olsun.


Cennet-ul Muala Mezarlığında Metfun Bulunanlar Kimlerdir? (geniş bilgi icin Isimler üzerine tıklayınız)      

           
Peygamber efendimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip, zevceleri Hz.Hatice validemiz, oğulları Kasım, Abdullah;
Ebubekir’in kızı Esma ve Esma’nın oğlu Abdullah b.Zübeyr’in (Zübeyr bin Avvam’ın oğlu )
Mekke’nin islam tarihindeki ilk valisi Attab bin Esid;
Mekke’nin ilk dönem valilerinden Tarık bin Murtefi;
Kabe’nin ilk müezzini olan ve bizzat Efendimiz tarafından görevlendirilen Ebu Mahzure;
Efendimiz s.a.v.’i son gören göz olan son sahabi Tufeyl bin Amr-El Leysi ;
Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan,Şeybe bin Osman , Safvan bin Ümeyye;
Hz.Ömer’in yeğeni Abdurrahman;
tabiînin büyüklerinden Fudayl bin İyad’ın.

Misver İbni Mahreme (ra)

Sahabi ve İslam büyüklerinin kabirleri bu mezarlıkta bulunmaktadır. Mekke’de vefat eden yerli-yabancı her Müslüman günümüzde de bazen bu mezarlığa defnedilmektedir.

H.z Abdurrahman bin Ebî Bekir (r.a.)‘nın Kabri Şerif-i/Mekke-Cennetul Mualla

Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) oğluydu. Peygamberimizin kayın­bira­de­riy­di. Hz. Ebû Bekir’in bütün ailesi kendisiyle birlikte İslam’la müşerref olduğu hâlde, Abdurrahman bir türlü Müslüman olmaya yanaşmamıştı. Bedir ve Uhud cihadlarında müşriklerin safında yer aldı. Hattâ bu cihadlarda mey­dana çıkarak çarpışacak er diledi. Hz. Ebû Bekir, haddini aşan bu oğlunu ce­zalandırmak için meydana çıkmak istediyse de, Peygamberimiz ona mâni ol­du, “Kılıcını kınına koy, sen bize lazımsın.” buyurdu.

Abdurrahman (r.a.) ancak Hudeybiye Sulhü’nden sonra Müslüman oldu ve Medine’ye hicret etti.

Abdurrahman’ın asıl ismi “Abdüluzza” idi. Peygamberimiz, bir put ismi olan ve “Uzza’nın kulu” manasına gelen bu ismi “Abdurrahman” olarak değiş­tirdi.

Hz. Abdurrahman, Müslüman olduktan sora artık Peygamberimizin sohbe­tinde bulunmaya, ondan feyiz almaya başladı.

Hz. Abdurrahman, İslam’ın mücahit bir eriydi. Hudeybiye Sulhü’nden sonra vuku bulan bütün gazalara iştirak etti. Çok büyük kahramanlıklar gösterdi. Mürtetlere karşı yapılan Yemâme cihadı’nda âdeta şahlandı. Düşman safları­nı darmadağın etti. Düşman kumandanlarından Muhkem bin Tüfeyl’i öldürdü.

Abdurrahman (r.a.), Yezîd’in halifeliğini kabul etmedi. Yapılan para teklif­lerine kar­şı da, “Biz dünya için dinimizi satmayız.” cevabını verdi. Sonra da Medine’den Mek­ke’ye gitti. Mekke yakınlarında Habeşî mevkiinde ikamet et­ti. Hicret’in 53. yılında da vefat etti. ‘

Allah ondan razı olsun


ÇİLELİ BİR ANNE VE OĞLU

Cennetü’l-Mualla’nın hemen yol altında kalan kısmında ise Hz. Peygamber dönemine ait iki önemli kişi daha yatıyor. Bunlar Hz. Ebûbekir’in kızı Hz. Esmâ ile oğlu Abdullah b. Zübeyir; Hz. Esmâ ki, Peygamberimiz ve babası Hz. Ebûbekir hicret yoluna çıktıklarında mağarada gizlenirken onların arkalarında koyun Cennetü’l-Mualla’da Hz. Hatice’nin kabrinin bulunduğu yerdeki küçük ağaç Hz. Esma ve oğlu Abdullah b. Zübeyr Hazretlerinin kabirleri Mekke  gütmüş, onlara süt taşımıştı. Bunu yaparken hamileydi. O çok sevdiği kişilerin arkasından kendisi de Medine’ye hicret etmiş ve yavrusunu Medine’de dünyaya getirmiştir. Yavrusu Abdullah b. Zübeyir’dir. Böylece Medine’ye hicret eden muhacirler arasında ilk çocuk dünyaya getiren hanım Hz. Esmâ, Medine’de dünyaya gelen ilk muhacir çocuk da Abdullah b. Zübeyir olmuştur. Çile devrini gül devri, gül devrini de yine bir çile devri takip eder. Dört halife devrinin o cennet kokulu günleri sona erip Emevi saltanatı başlar. Şahsî kararlar, menfaatler, dini karıştırma düşüncesindeki dessaslar iş başındadır. Hz. Muaviye’nin oğlu Yezid döneminde işler iyice sarpa sarınca Hz. Ebûbekir’in hassas torunu Abdullah b. Zübeyir daha fazla dayanamaz ve yönetimi tanımadığını ilan eder. Baştakiler şaşırır ve onunla uğraşmak isterler fakat muvaffak olamazlar. Daha sonra tahta geçen Halife Abdülmelik emir verir ve zâlim Haccac Mekke’yi kuşatarak mancınıklarla döver ve bu güzel sahabeyi şehit eder.

H.z Ebubekir (Radıyallâhu anh)’nın Kızı

H.z Esmâ bint-i Ebî Bekir (Radıyallâhu anh) ‘nın Kabri/MEKKE/Cennetul Mualla

Sahabi hanımlar içinde bazı parlak şahsiyetler vardır. Bunlar Asr-ı Saadet’te her türlü zorluk ve sıkıntıya göğüs gererek İslam’ı öğrenmeye çalışmışlar, onunla hayatlarını şekillendirmişlerdi. Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ da (r.anha) bu hanımlar arasında yer alıyordu. Hz. Ebû Bekir, kızlarından Hz. Âişe’yi Re­sû­lul­lah’a eş olabilecek bir şekilde yetiştirirken, Esmâ’nın da aynı iman hizmetinde yer alma­sı için büyük gayret göstermişti.

Hz. Esmâ’nın babasından aldığı bu iman dersi ve İslam edebi, hayatı boyunca ona kılavuz olacak, seçkin bir mevkie getirecekti.

Hz. Esmâ’nın ilk hizmeti hicret esnasında göründü. Peygamberimizle babası­na elinden gelen yardımı yapmak için çırpındı.

Peygamberimiz kendisine hicret izni verilince, müşriklerin gözleri önünden geçerek Hz. Ebû Bekir’in evine gitmiş, hicret edeceğini söylemiş ve kendisinin de yanında olacağını müjdelemişti. Hz. Esmâ da oradaydı. Babasının hicret gibi mühim bir hadisede Peygamberimizle birlikte olacağını öğrenince çok sevindi.

Hemen harekete geçti. Peygamberimizle babasına yol azığı hazırlanmasına yardımcı oldu. Biraz sonra gerekli azık hazırlandı. Fakat azık torbasını ve su ka­bını bağlamak için bir ip bulunamamıştı. Hz. Esmâ daha fazla bekleyemedi. He­men belindeki çok sevdiği kuşağı çıkardı, ortadan iki parçaya ayırdı. Bir parça­sıyla yemek kabının, diğeriyle de su kabının ağzını bağladı. Peygamberimiz (a.s.m.), Esmâ’nın bu candan alaka ve samimi davranışını seyrediyordu. Çok se­vinmişti. Bir müjde verdi: “Ey Esmâ, sana cennette iki kuşak verilecek.” buyur­du. Bu taltif, Esmâ için dünyalara bedeldi. Gayretinin mükâfatını Peygamberi­mizden duymanın sürurunu yaşıyordu. Artık bundan sonra Hz. Esmâ, “Zâtü’n-Nitâkeyn,” yani, “İki Kuşak Sahibi” diye anılacak, meşhur olacaktı ve öylede oldu.

Oğlunun Hz Abdullah feci bir şekilde şehit edilmesinden sonra Hz. Esmâ iyice çöktü. Bu hadiseden bir sene sonra Hicret’in 73. yılında 100 yaşındayken vefat etti.

0 Kommentare

Dein Kommentar

An Diskussion beteiligen?
Hinterlasse uns Deinen Kommentar!

Schreibe einen Kommentar