ZİKRİN FAZİLETLERİ


ÖNSÖZ

Allahu Teâlâ’nın yüce adında olan bereket , lezzet , tatlilik , rahatlık ve huzur , O yüce ismi birkaç gün dilinden düşürmemiş ve bir müddet O’nu bağrına basıp , canı gibi korumuş birine sakli değildir . Bu yüce isim , kalplerin sürüru ve huzurudur . Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor :

 ” İyice bilin ki , ancak Allah’ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur . ” ( Ra’d – 28 )

Bugünlerde dünyada genellikle bir huzursuzluk vardır . Hergün bize gelen mektuplar aşağı yukarı çeşitli perişanlıkların yorumu ve sıkıntıların destanı oluyor . İşte bu kitabın yazılışındaki gaye , ferdi ve içtimai olarak huzursuz olan insanların dertlerinin devasını bilmeleri ve Allah’ı zikretmenin faziletlerinin her tarafa yayılması ile mesud ve mubarek kişilerin onlardan faydalanmalarıdır . Bu kitabı okuduğundan dolayı birine , O yüce ismi zikretmek için tevfik verilmesi , bunun da sadece amellerin geçerli olduğu ahiret gününde benim gibi günahkar ve amel yoksunu birinin işine yaraması olmayacak bir şey değildir . Allahu Teâlâ’nın , amel etmeyen birine lütfu ile yardım etmesi de ayrı bir konudur .

Ayrıca özel olarak ( bu kitabı yazmak için ) beni harekete geçiren bir sebep de şudur : Allahu Teâlâ kendi lütuf ve ihsanı ile Delhi’nin Nizamuddin semtinde oturan muhterem amcam Mevlânâ Muhammed Ilyas Kandehlevi rahmetullahi aleyh’e tebliğ hususunda özel bir kabiliyet ve duygu nasip etmiştir . Onun Hindistan’ı aşıp , Hicaz’a kadar ulaşan hararetli çalışmalarını ayrıca tanıtmaya ihtiyaç kalmamıştır . Onun çalışmasının meyvelerinden genel olarak Hindistan’ın içi ve dışı , özellikle Mevât bölgesinin ne kadar faydalanmakta olduğu bilenlerden saklı değildir . Onun tebliğ usüllerinin tamamı son derece kuvvetli , sağlam ve sarsılmazdır . Böyle çalışmaların genellikle neticelerinin ve bereketlerinin ortaya çıkması kaçınılmazdır .

Tebliğin en önemli usullerinden biri de tebliğle uğraşanların zikre dikkat göstermeleridir . Bilhassa tebliğ zamanlarında Allah’ı zikir arttırılmalıdır . Bu usullerin bereketlerini gözümle görüp , kulağımla işittikten sonra bu kitabı yazma ihtiyacını hissettim . Amcam da zamanımızda sadece ( bir mürşidin verdiği ) emri yerine getirmek için zikir yapanlara , zikrin faziletlerinin ulaştırılmasını istemişti . Zira onlar zikrin faziletlerini öğrenirlerse kendi içlerinden gelen bir arzu ile ona sarılacaklardır . Çünkü Allah’ı zikretmek büyük nimettir . Onun faziletlerini kuşatmaya ne benim gibi bilgisiz birinin gücü yeter ne de buna imkan vardır . Onun için bu kitapta kısaca birkaç hadis zikredeceğim .

BİRİNCİ BÖLÜM

ZIKRIN FAZİLETLERİ

Kendisine dair hiçbir ayet – i kerime veya hadis – i şerif gelmemiş olsa bile yine de nimetlerin gerçek sahibi olan Allah’i zikretmekten kulun hiçbir an gafil olmaması gerekirdi . O yüce Zat’ın ikram ve insanı her an o kadar boldur ki , haddi hesabı , eşi ve benzeri yoktur . Böyle nimetler bahşeden bir Zat’ın zikredilmesi , anılması , O’na şükredilmesi ve yaptığı iyiliklere minnettar olunması , güzel görülmesi insanın yaratılışında var olan bir duygudur .

BEYİT :

Alemlerin Rabbine olayım kurban                                                                                           

Yüzbinlerce keremi var bana , her an .

Bunun yanında Kur’an ve hadisler , büyük zatların söz ve yaşantıları , bu yüce zikre teşvik ve heveslendirme ile doludur . Öyle ise bu yüce zikrin bereketlerini sormaya gerek var mıdır ? Onun nurlarının bir sonu var mıdır ? Yine de bu mübarek zikir hakkında önce birkaç ayet – i kerime , sonra da birkaç hadis – i şerif arz edeceğim .


BİRİNCİ KISIM


ZİKİR HAKKINDA AYETLER

1.O halde siz,Beni anın ki,Ben de sizi anayım.Bana şükredin de nankörlük yapmayın. ( Bakara – 152 ) 

2. ( Hac vaktinde ) Arafat’tan dönüşünüzde Meş’ari Haram nâmındaki yerde ( Müzdelife’de ) Allah’ı zikredin . O , size nasıl gösterdiyse siz de O’nu öylece anın . Doğrusu siz O’nun göstermesinden önce yanlış gidenlerden idiniz . “ ( Bakara – 198 )

3. Hac ibadetlerinizi bitirince , cahiliyet devrinde Hacdan sonra , toplanıp atalarınızı anarak öğündüğünüz gibi , hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın . Çünkü insanların kimi ; ” Ey Rabbimiz , bize ( nasibimizi ) dünyada ver ” der . O kimsenin ahirette bir nasibi yoktur . / Kimi de ; ” Ey Rabbimiz , bize dünyada iyi hal ver ve Ahirette merhamet ihsan et ve bizi Cehennem azabindan koru ” der . / Onların kazandıkları hayır ve duadan nasipleri vardır . Allah , ( bütün mahlûkatın ) hesabını çabuk görendir . ( Bakara – 200,201,202 )

İZAH : Hadis – i Şerif’te şöyle buyurulmaktadır : ” Üç kişinin duası reddedilmez ( muhakkak kabul olur ) ; 1 – Allah’ı çok zikredenin , 2 – Mazlumun , 3 – Zulmetmeyen  ( adaletli ) sultanin .

4.Bir de sayılı günlerde ( teşrik günlerinde ) Allah’ı zikredin . ( Bakara – 203 ) 

5.Rabbini çok an ve akşam sabah tesbih et . ( Al – i Imran – 41 ) .

6.Akıl sahipleri o kimselerdir ki , ayakta iken , otururken ve yatarken ( daima ) Allah’ı anarlar , göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler : ” Ey Rabbimiz , Sen bunları boşuna yaratmadın . Sen ( batıl şey yaratmaktan ) münezzehsin . Artık bizi Cehennem ateşinden koru “ ( Ali Imran – 191 )

7.(O korkulu zamanda ) namazı kılıp bitirdikten sonra ayakta iken , otururken , yanlariniz üzerine yatarken hep Allah’ı anın . ( Nisa – 103 ) 

8.Onlar ( Munafiklar ) namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar , insanlara gösteriş yaparlar . Allah’ı pek az hatıra getirip anarlar . ( Nisa – 142 )

9.Muhakkak Şeytan, şarap ve kumar vasıtasıyla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek , sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister . Artık siz ( bunlardan ) sakınmaz mısınız ? ( Maide – 91!

10.Rablerinin rızasını dileyerek sabah ve akşam O’na dua edenleri yanindan kovma !  ( En’am – 52 )

11.Dini sadece Allah’a tahsis ederek O’na yalvarın . ( Araf – 29 ) 

12.Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin . Muhakkak ki , Allah haddi aşanları sevmez . / Yeryüzü ( iman ve adaletle ) düzeldikten sonra orda ( fenalık işlemekle ) fesat çıkarmayın ve Allah’a , ( azabından ) korkarak ve ( rahmetini ) umarak duada bulunun . Muhakkak ki , iyilik yapanlara Allah’ın Rahmeti pek yakındır. (Araf – 55,56 )

13.En güzel isimler ( Esma – ül Hüsnâ ) Allah’ındır . O halde Allah’a bu isimlerle dua edin .     ( Araf – 180 ).

14.Sabah ve akşam içinden yalvararak ve korkarak , yüksek olmayan hafif bir sesle Rabbini an . Gâfillerden olma . ( Araf – 205 )

15. Gerçek mü’minler yalnız o kimselerdir ki , Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir , onlara ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar yalnız Rablerine tevekkül ederler . ( Enfal – 2 ) Ilerdeki ayette namaz vs. anlatıldıktan sonra şöyle buyurulmuştur : “ Onlara Rableri katında dereceler , mağfiret ve ( Cennet’te ) izzet ve şerefle verilecek bir rızık vardır . ”

16. Kendisine kalbi ile yöneleni hidayete erdirir . / Bunlar , Allah’a iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzura kavuşanlardır . İyice bilin ki , ancak Allah’ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur .  ( Ra’d – 27 , 28 )

17.De ki : ” İster Allah deyip dua edin , ister Rahman deyin , hangisini derseniz olur . Çünkü O’nundur en güzel isimler .( lsra – 110)

18. ( İnşaallah demeyi ) unuttuğun zaman Allah’ı an . ( Kehf – 24 )

19.Sabah ve akşam Allah’ın rızasını dileyerek Rablerine dua eden kimselerle beraber nefsini sabırlı tut . Dünya hayatının süsünü arzu edip de gözlerini onlardan ( o Rablerine dua edenlerden ) başkasına ( dünya ehline ) çevirme . Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdiğimiz kimseye itaat etme ki , o , keyfinin ardına düşmüş ve işi de haddini aşmak olmuştur . ( Kehf – 28)

20.Cehennemi de o kiyamet günü , kafirlere açık olarak göstermişiz dir . / Onlar ki , gözleri Beni hatırlatan ayetlerimden bir perde içindeydi . ( Kehf – 100,101

21.Bu ayetler Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini anmadır . / Hani o , Rabbine gizlice yalvarıyordu .  ( Meryem – 2,3 )

22.Rabbime yalvarıyorum,umulur ki Rabbime yalvarmakla mahrum olmam. (Meryem- 48 )

23. Gerçekten Ben Allah’ım . Ben’den başka hiçbir ilah yoktur . Onun için Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl . / Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir . Onun vaktini kullardan gizliyorum ki , herkes yaptığı işin karşılığını bulsun .  ( Ta ha – 14 , 15 )

24.Musâ aleyhisselam ve Harun aleyhisselam’a hitaben : İkiniz de Beni anmakta gevşeklik etmeyin . ( Ta ha- 42 )

25.Nuh’u hatırla ki , o da daha önceleri Bize dua etmişti . ( Enbiya – 76 ) 

26.Eyyûb’e gelince , ” Bana gerçekten hastalık isabet etti . Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin ” diye Rabbine yalvarmıştı . ( Enbiya – 83 ) 

27.Zünnun ( Yunus ) ‘ u da hatırla . Hani o ( dinini kabul etmeyen kavmine ) öfkelenerek gitmişti de , kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı . Derken ( yutulduğu balığın karnındaki ) karanlıklar içinde ; ” Senden başka hiçbir ilah yoktur , Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim . Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum ” diye dua etmişti . ( Enbiya – 87 ) 

28.Zekeriyya’yı da hatırla . Hani Rabbine ; ” Rabbim , beni yalnız ( evlatsız ) birakma . Sen varislerin en hayırlısısın ! ” diye dua etmisti . ( Enbiya – 89 )

29.Bütün bu Peygamberler , hayırlara ( ibadetlere ) koşarlar . ( Rahmetimizi ) umarak ve ( azabımızdan ) korkarak Bize dua ederlerdi . Onlar Bize karşı tevazulu ve korku sahibiydiler . ( Enbiya – 90 )   

30.Ey Rasûlum , itaatkâr ve mütevazi olanları Cennet’le müjdele . / Bunlar , o kimselerdir ki , Allah anılınca kalpleri titrer . ( Hac – 34,35 )

31. Çünkü mü’min kullarımdan bir topluluk vardır ki , onlar : ” Ey Rabbimiz , iman ettik artik bizi bağışla ve bize merhamet et . Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın ” derlerken , / Siz onları alaya aldiniz . Nihayet bu hareketine Bana ibadet etmeyi size unutturdu . Onlara istihza suretiyle ) gülüyordunuz. / Iste Ben , o mü’minlere , sabretmelerine karşik bugün bu mükafat ( Cenneti ) verdim . Muhakkak onlardır kurtulusa erenler…( Mu’min – 109,110,111 ) 

32.Nice adamlar vardır ki , ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah’ı anmaktan kendilerini alıkoymaz . ( Nur 37 )  

33.Muhakkak ki Allah’ı zikretmek ( herseyden ) daha büyüktür . ( Ankebut – 45 )

34.( Onlar , o kimselerdir ki , geceleyin namaz kılmak için ) yatakların dan kalkarlar , Rablerine azabından korkarak ve rahmetini umarak dua ederler . Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da ( Hayır yollannda ) harcarlar . / Artik ( dünyada ) işledikleri salih amellerin mükafatı olarak kendileri için göz aydınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilmez. ( Secde-16,17 )

İZAH : Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır : ” Gecenin son saatlerinde kul Allah’a çok yaklaşır , eğer gücün yetiyorsa daima o vakitte Allah zikret.

35.Gerçekten Allah’ı , ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için , size Allah’ın Rasûlu’nde ( takip edeceğiniz ) pek güzel bir örnek vardır . ( Ahzab21 )

36.Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar ( var ya ) Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır . ( Ahzab – 35 )

37.Ey iman edenler , Allah’ı çok zikredin , O’nu sabah ve akşam tesbih edin , yüceltin . . ( Ahzab – 41 )

38.Gerçekten Nuh Bize dua etmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik. ( Saffat – 75 )

39.O halde yazıklar olsun o Allah’ın zikrini terk eden kalpleri katılara!.. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler . ( Zamer – 22 )  

40.Allah , sözlerin en güzeli olan Kur’an’ı , ayetleri birbirine benzeyen ve sık sık tekrarlanan bir kitap halinde indirdi . Öyle ki , Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir . Sonra derileri , kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar . İşte bu kitap Allah’ın (Hidayet ) rehberidir. Allah onunla dilediğine hidayet verir. (Zümer-23)

41.O halde siz , Allah’a din’i halis kılarak , hep O’na yalvarın , varsin kafirler hoşlanmasınlar . ( Mu’min – 14 )

42.Ebedi hayat sahibi ancak O’dur . O’ndan başka hiçbir ilah yoktur . O halde ibadeti O’na halis kılarak kendisine yalvarın . ( Mu’min – 65 )

43.Her kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa , Biz ona şeytanı musallat ederiz . Artık bu ona arkadaştır . , ( Zuhruf – 36 )

44.Muhammed aleyhissalatu vesselam Allah’ın Peygamberidir . Onun beraberinde bulunanlar ( Sahâbeler ) , kafirlere karşı çok şiddetli , kendi aralarında gayet merhametlidirler . Onları , rüku ve secde eder halde ( namaz kılarken ) Allah’dan sevab ve riza isterlerken görürsün . Secde eserinden nişanları yüzlerindedir . İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur . İncil’deki vasıfları da şu : Onlar , filizini çıkarmış , derken o filizi kuvvetlendirerek kalınlaşmış , nihayet gövdesi üzerinde doğrulup kalkmış bir ekine benzerler ki , bu ekincilerin hoşuna gider . Bu benzetme kafirleri , onlarla( ashâbla ) öfkelendirmek içindir.O iman edip salih amel işleyenlere (ashâba) , Allah bir mağfiret ve büyük bir mükafat vaad etmiştir . ( Fetih – 29 )

İZAH : Ayeti kerimenin zahirinde daha çok rüku , secde ve namazın fazileti anlatılmak istenmiştir . Ancak bu ayetten Kelime – i Tevhid’in ikinci parçası olan Muhammedurrasûlullah sözünün fazileti de ortaya çıkmaktadır .

Imam Râzi rahmetullahi aleyh yazıyor ki : Hudeybiye anlaşmasında kafirlerin Allah’ın Rasûlu Muhammed yazılmasını reddetmeleri ve Abdullah oğlu Muhammed yazılmasında israr etmeleri üzerine Allahu Teâlâ ( yukarıdaki ayette ) şöyle buyurdu : ” Allah kendisi şahittir ki , Muhammed Allah’ın Rasûlu’dür . ” Gönderenin kendisi ” falan benim elçimdir ” dedikten sonra o elçi yüz bin defa reddedilse ne çıkar ki ! Işte bu şahitliği beyan etmek için Allahu Teâlâ “ Muhammed Allah’ın Rasûlu’dür ” buyurmuştur .

Ayet – i kerime’de bundan başka daha bir çok konular da vardır . Onlardan biri , yüzde secde izlerinin belirmesinin faziletidir . Bunun tefsirinde çeşitli görüşler vardır . Onlardan biri şöyledir . Bu ayette geceleri ibadetle geçirenlerin yüzlerinde beliren nur ve feyizler kasdedilmiştir . Imam Râzi rahmetullahi aleyh şöyle yazıyor ; ” Şu kesindir ki , iki kişi geceyi uyanık geçirse , biri oyun ve eğlence ile meşgul olup , diğeri namaz , Kur’an ve ilim öğrenmekle meşgul olsa , ertesi gün ikisinin yüzünde açık bir fark görülür . Geceyi oyun ve eğlence içinde geçirenle , gece boyunca kendini Allah’ı zikretmeye ve O’na şükretmeye veren biri asla bir olmaz . ”

Bu ayetten anlaşılan üçüncü mesele şudur : Hz . Imam Mâlik rahmetullahi aleyh ve alimlerden bir topluluk Sahâbe – i Kirâm’a sövenlerin , onları kötüleyenlerin ve onlara buğz edenlerin küfrüne bu ayetten delil çıkarmışlardır . ‘ Ibn – i Kesir

45.Iman edenlere vakti gelmedi mi ki , kalpleri Allah’ın zikrine saygiyla yumuşasın .. ( Hadid – 16 )

46.Bunları şeytan kaplamış da Allah’ı hatırlamayı kendilerine unutturmuştur . Bunlar şeytan taraftarıdırlar . Bilin ki , şeytan taraftarı olanlar hep hüsrana  ( perişanlığa ) düşenlerdir . ( Mücâdele – 19 )                         

47.Sonra ( Cuma ) namazı kılınınca yeryüzüne dağılın da Allah’ın fazlından rızık arayın . Allah’ı ( her halinizde ) çok anın ki kurtulabilesiniz . ( Cuma – 10 )

48.Ey iman edenler , sizi ne mallarınız , ne çocuklarınız Allah’ı anmak tan alıkoymasın . Her kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana düşenlerdir . ( Çünkü bu şeyler dünyada kalır . Allah’ı anmak ise hem dünya hem de ahirette fayda sağlar ) . ( Münafikun – 9 )

49. Doğrusu o kafirler Kur’an’ı işittikleri vakit (sana olan düşmanlık larından dolayı ) az kalsın gözleri ile seni kaydırıp devireceklerdi . Hâlâ da ( senin için ) ” Muhakkak o bir mecnundur ” diyorlar . ( Kalem – 51 )

İZAH : Gözle kaydırıp devirmek demek düşmanlığın fazla oluşunu dolaylı bir şekilde anlatmaktadır . Nitekim halk arasında ” sanki yiyecekmiş gibi bakıyor ” diye bir söz vardır . Hasan Basri rahmetullahi aleyh , ” Nazar değen kişiye bu ayeti okuyup üflemek faydalıdır ” demiştir .

50.Kim de Rabbine ibadet etmekten yüz çevirirse , Allah onu şiddeti artan bir azaba sokar . ( Cin – 17 ) ‘ Cemel

51.Şu gerçek de var : Allah’ın kulu ( Hz . Peygamber ) kalkmış , O’na ibadet ederken nerdeyse cinler etrafında üst üste yığılıyorlardı . / ( Ey Rasûlum ) de ki : ” Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmam . “ ( Cin – 19,20 )

52.Rabbinin ismini an ve her şeyden kesilerek O’na ihlas ile ibadet et. (Müzzemmil-8)

53.Sabah ve akşam Rabbinin adını an . / Gecenin bir kısmında da O’na secde et . Bir de geceleyin uzun bir müddet O’nu tesbih et ( teheccüd namazı kıl ) . / Çünkü bunlar peşin dünyayı severler ve önlerindeki ağır bir günü ( kıyamet gününü ) bırakırlar . ( Insan – 25 , 26 , 27 )

54.Gerçekten kurtulmuştur ( küfür ve masiyetten ) temizlenen . / Ve Rabbinin ismini anıp da namaz kılan . ( A’la – 14.15 )


İKİNCİ KISIM


ZİKİR HAKKINDA HADİSLER

Zikir hakkında bu kadar çok Kur’an – ı Kerim ayetleri olduğuna göre , artık hadislerin miktarı sorulur mu ? Kur’an – ı Kerim’in tamamı otuz cüzdür . Hadis – i Şerif kitapları ise sayılamayacak kadar çoktur ve her kitapta sayısız hadisler vardır . Sadece Buhâri kitabı otuz büyük cüzden ibarettir . Ebû Dâvûd otuz iki cüzdür . Allah’ın bu mübarek zikrinden bahsetmeyen hiçbir hadis kitabı yoktur . Öyleyse bu hadislerin hepsini yazmaya kimin gücü yetebilir ? Örnek olması ve amel yapılması için bir ayet ve bir hadis bile yeterlidir . Amel etmeyecek olana ciltler dolusu kitaplar yazılsa faydasızdır . Onlar , kitap yüklü merkep gibidirler . . ( Cuma – 5 )

1.Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûl – i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor ; < Ben kulumun Bana olan zannı üzereyim ( Bana olan zannına göre muamele ederim ) . O Beni anarsa onunla beraber olurum . O Beni yalnızken anarsa , Ben de onu yalnız Kendim anarim . O Beni bir toplulukta anarsa , Ben onu , ondan daha üstün bir toplulukta ( yani masum ve günahsız olan melekler topluluğunda ) anarım . Kulum Bana bir karış yaklaşırsa , Ben ona bir arşın yaklaşırım . O Bana bir arşın yaklaşırsa , Ben ona bir kulaç yaklaşırım . O Bana yürüyerek gelirse , Ben ona koşarak gelirim . > ” ( Buhâri , Müslim , Tirmizi , Nesei , Ibn – i Mace , Ahmed )

İZAH : Bu hadiste bir çok konu geçmektedir . Birincisi , ” Ben kulumun zannına göre muamele yaparım ” sözüdür . Bundan maksat , Allah’ın lütuf ve keremin den ümitli olmak ve O’nun rahmetinden asla ümit kesmemektir . Şüphesiz biz günahkarız , baştan başa günaha batmışız . Kendi yanlış davranış ve günahlarımizin cezasını çekip karşılığını göreceğimize kesinlikle inanıyoruz . Fakat yine de Allah’ın rahmetinden ümidi kesmemeliyiz . Allahu Teâlâ’nın yalnız kendi lütfu ve keremi ile tamamen affetmesi olmayacak bir şey değildir . Kur’an – ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur :

” Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz . Bundan başka ( günahları ) dilediği kimse için bağışlar . “ ( Nisa – 48 )

Fakat illa da affetmesi gerekmez . Bundan dolayı alimler ” Iman , korkuyla ūmit arasındadır ” demişlerdir . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ölmek üzere olan genç bir sahâbinin yanına gitti ve “ Nasılsın ? ” diye sordu . O genç , “ Ya Rasûlallah , Allah’ın rahmetinden ümitliyim ve günahlarımdan korkuyorum ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Bu ikisi , yani ümit ve korku bir kulun kalbinde bu şekilde bulunursa Allahu Teala ona ümit ettiğini nasip eder , korktuğundan da emin kılar . ” Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Mü’min günahlarını , altında oturduğu ve üzerine yıkılmakta olan bir dağ gibi kabul eder . Münafık ise günahlarını üzerine konup da kovaladığı sinek gibi zanneder . ” Yani zerre kadar aldırış etmez . Bundan maksat şudur : Günah korkusu , günaha eşit olmalı , rahmet ümidi de ona göre olmalıdır .

Hz . Muaz radıyallahu anh Taûn hastalığından şehid oldu . Vefatı yaklaştığında sık sık bayılıyordu . Ayıldığı zaman , “ Allah’ım ! Biliyorsun ki , ben Sen’i seviyorum . Sen’in izzetine yemin olsun ki , bunu Sen biliyorsun ” derdi . Artık ölümü tamamen yaklaşınca şöyle dedi : “ Ey ölüm , senin gelişin mubarek olsun , ne mubarek bir misafir geldi . Fakat bu misafir yokluk halinde geldi . ” Sonra şöyle dedi : ” Allah’ım , Sen biliyorsun ki , ben daima Sen’den korktum . Bugün Sen’den ümitliyim . Allah’ım , ben hayatı seviyordum ama irmaklar akıtmak ve bağlar bahçeler yapmak için değil , aksine şiddetli sicaklarda susuzluğa sabretmek , din uğrunda meşakkatlere katlanmak ve zikir meclislerine kendimi vererek alimlerle beraber oturmak için ” 

Bazı alimler yukarıdaki hadiste anlatılan “ zanna göre muamele ” insanın genel durumuna göredir . Sadece mağfiretle ilgili değildir . Dua , sıhhat , bolluk , emniyet ve bunun gibi hallerin hepsi buna dahildir demişlerdir . Örnek olarak duayı ele alalım . Eğer kul ” Benim duam kabul olacak ” diye kesin inanırsa , onun duası kabul olunur . Eğer ” Benim duam kabul olmaz ” zannına kapılırsa ona , öyle muamele yapılır . Nitekim başka hadislerde şöyle geçmektedir : ” Kul , < Benim duam kabul olmuyor demediği müddetçe onun duası kabul olunur . Sıhhat , bolluk gibi durumlarda böyledir ” .Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ Kimin başına yokluk gelirde insanlara söyleyip durursa , ona bolluk nasip olmaz . Allahu Teâlâ’ya arz ederse , bu hali çabuk geçer . ” Fakat şu kesinlikle bilinmelidir ki , Allah’a hüsn – u zan beslemek ayrı şeydir , ( amel yapmadan ) boş yere Allah’a güvenmek ayrı şeydir . Kur’an – ı Kerim’de çeşitli ifadelerle bu hususta uyarılar yapılmıştır . Allahu Teâlâ buyuruyor ki : – )

 ” Ve sakin aldatan ( şeytan ) sizi Allah’a güvendirmesin ( Allah herkesi bağış lar diye şeytanın aldatışına uymayın ) “ ( Lokman – 33 ) . Yani sakın şeytan size ” Günah işlemeye devam edin , Allah Ğafur – ur – Rahim’dir ( çok bağışlayan ve acıyandır ) ” diye yanlış bir düşünce vermesin demektir . ( )   

” O , gayba muttali mi olmuş , yoksa Rahman’ın huzurunda bir sözmü almış ? / Kesinlikle hayır ! “ ( Meryem – 78,79 )

Hadisteki ikinci konu : ” Kulum Ben’i hatırladığı müddetçe onunla beraber olurum ” sözüdür . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Kulum Ben’i zikrettiği ve dudakları Ben’i anmaktan dolayı kıpırdadığı müddetçe onun yanında olurum ” . ( Yani ” ona özel olarak yönelirim . Ayrıca ona hususi rahmetim inmeye devam eder ” demektir . )

Hadisteki üçüncü konu : ” Ben onu meleklerin meclisinde anarım ” sözüdür . Yani Allahu Teâlà ondan övünerek bahseder . Bunun birinci sebebi ; insanın yaradılış terkibine uygun olarak ona itaat ve isyan duyguları konmuştur . Böyle bir durumda insanın Allah’a itaat etmesi gerçekten bir övünme sebebidir . Bu konu sekizinci hadisin izahında gelecektir . Övünmenin ikinci sebebi ; insanın ilk yaradılış vaktinde melekler Allahu Teâlâ’ya , ” Sen dünyada kan döküp , fesad çıkaran birini mi yaratacaksın ? ” demişlerdi . Bunu söylemelerinin sebebi , insanda fesad çıkarma duygusunun bulunmasıdır . Bunun aksine meleklerde böyle bir duygu yoktur . Bu yüzden onlar , ” Halbuki biz Sen’i tesbih ve takdis ediyoruz ” demişlerdi . Övünmenin üçüncü sebebi şudur ; ” Insanın ibadet ve itaatının melek lerin ibadetinden üstün olması , insanın ( ahireti ) görmeden ibadet yapmasından dolayıdır . Meleklerin ibadetinin ise ahiret alemini görmekle ilgisi vardır . Nitekim bir Hadis – i Kudsi’de Allahu Teâlâ , ” Eğer onlar Cennet’i ve Cehennem’i görselerdi ne yaparlardı ” buyurarak o yöne işaret etmektedir . Bu sayılan sebeplerden dola yı Allahu Teâlâ kendini zikreden ve ibadet edenlerin örnek davranışlarını iftiharla anlatmaktadır .

Hadisteki dördüncü konu : Bir kul Allahu Teâlâ’ya ne kadar yönelirse , ondan daha fazla Allah’ın teveccüh ve lütfu o kula nasip olur . “ Yakın olurum , konuşarak giderim ” ifadeleri ” Benim lütfum ve rahmetim hızla o kula doğru gider ” demektir . Artık herkes ne kadar rahmet ve lütfu ilahiyi kendine yöneltmek isterse , o kadar Allah’a yönelmekte serbesttir .

Bu hadisteki beşinci konu : Melekler topluluğunun zikir yapan kişiden daha üstün olduğunun söylenmesidir . Halbuki insanın en şerefli yaratık olduğu bilinen bir şeydir . Meleklerin üstün olmasının bir sebebi , hadiste açıklandığı gibi onların özel bir vasfı olan masum olmaları ve onlardan hiçbir günahın meydana gelmemesidir . Meleklerin üstün olmasının ikinci sebebi ise sayı itibarı iledir . Şöyle ki , meleklerin çoğunluğu , insanların hatta mü’minlerin çoğunluğundan üstündür . Yalnız en yüksek dereceli mü’minler olan Peygamberler meleklerin hepsinden üstündürler . Bunlardan başka bahsi uzun olan daha bir çok sebepler de vardır .


2.Abdullah bin Busr radiyallahu anh’dan ; Bir sahâbi ” Ya Rasulallah , İslam’ın emirleri çoktur . Bana bir yol edinip kendisiyle devamlı meşgul olacağım bir şey söyle ” deyince , O ” Dilin her zaman Allah’ın zikriyle taze ve ıslak bulunsun ” buyurdu . ( Ibn Ebi Şeybe , Ahmed , Tirmizi )

Bir başka hadiste Hz . Muaz radiyallahu anh şöyle buyuruyor . Ayrılık zamanı benim Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ile en son konuşmam şöyle olmuştu ; Ben , ” Allah katında amellerin en sevimlisi hangisidir ? ” diye sordum . Rasûlullah sallallahu aleyhi vasallem , ” Dilin Allah’ı çok zikretmekte iken sana ölümün gelmesidir ” buyurdu .

İZAH : Ayrılık zamanından maksat , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , Hz . Muaz radiyallahu anh’ı Yemen halkına Islam’ı tebliğ etmek ve öğretmek için Yemen emiri tayin ederek göndermişti . O vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bazı tavsiyelerde bulunmuş , o da bazı sorular sormuştu .

Islam’ın emirlerinin çok olmasından maksat şudur : Her hükmü yerine getirmek mutlaka gereklidir . Ama bir ibadette kemale ermek ve onu devamlı adet edinmek zordur . İşte bundan dolayı o sahâbi ” Bana en önemli olan ve sağlam bir şekilde yapabileceğim , her zaman , her yerde , gezerken , dolaşırken , otururken , kalkarken yapabileceğim bir şeyi söyleyiniz ” demiştir . Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır : ” Dört şey vardır ki , kim bunları elde ederse dünya ve ahiretin hayırlarını elde etmiş olur : 1 – Zikirle meşgul olan dil , 2 – Devamlı şükreden kalp , 3 – Meşakkatlere katlanan beden , 4 – Kendi nefsine ve kocasının malına ihanet etmeyen kadın ( Kendi nefsine ihanet etmek , herhangi bir çirkin davranışa düşmektir . ) ”  

Çoğu alimler hadiste geçen ” Dilin taze ve islak kalmasından çokluk manasının kasdedildiğini yazmışlardır . Ayrıca bu genel bir deyimdir . Halk arasın da birini çok öven veya ondan çok bahseden kişi hakkında ” O falancayı överken ağzı sulanır ” denir . Fakat acizane benim kanaatime göre şöyle başka bir mana da olabilir . Son derece sevilen birinin adını anmakla ağızda bir lezzet ve tad hissedilir . Başından biraz muhabbet geçmiş olanlar bunu çok iyi bilirler . Bu bakmdan mana şöyle olur , Allah’ın adı öyle lezzetli bir şekilde anılmalı ki , ondan zevk duyulmalıdır . Ben , bazı büyüklerimin cehri zikir yaparken yanında oturanların bile hissedeceği şekilde lezzet aldıklarını ve herkesin hissedeceği şekilde ağızlarının sulandığını çok görmüşümdür . Fakat bu durum , kalpte arzu olup dilin zikre çok alışkın olduğu zaman olur . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Allah’ı sevmenin alameti , O’nun zikrini sevmektir . Allah’a buğzetmenin alameti de O’nun zikrine buğzetmektir . ”  

Hz . Ebû Derdâ radıyallahu anh diyor ki : ” Allah’ı zikretmekten dolayı dilleri daima taze ve ıslak olanlar Cennet’e gülerek gireceklerdir . ”


3.Ebû Derdâ radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Size amellerinizin en hayırlısını , sahibiniz olan ( Allah’ın ) yanında en temizini , derecelerinizi en fazla yükselteni , ( hayir işlerinde ) altın ve gümüş harcamaktan daha hayırlısını , düşmanla karşılaşıp sizin onları öldürmenizden veya onların sizi öldürmesinden daha üstün olan bir şeyi haber vereyim mi ? ” Sahâbe – i Kirâm , ” Evet söyleyiniz ? ” deyince , Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem , ” Allah’ı zikretmektir ” buyurdu . ( Ahmed , Tirmizi , Ibn – i Mace )

İZAH : Zikrin bu fazileti her duruma ve her zamana göre söylenmiştir . Yoksa belli zamanlardaki ihtiyaçtan dolayı sadaka , cihad ve diğer ibadetler zikirden daha üstün sayılmaktadır . Bundan dolayı bazı hadislerde bu gibi ibadetleri , zikirden daha üstün olduğu da açıklanmıştır . Bu ibadetlerin belli vakitlerde yapılması gerekir . Allahu Teâla’yı zikretmek ise devamlı yapılabilen en önemli ve en üstün bir ibadettir .

Bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor : ” Her şeyi temizleyen , kirini pasını gideren bir şey vardır ( Mesela , elbise ve bedeni temizlemek için sabun , demiri temizlemek için ateş vs. vardır ) . Kalplerin temizleyicisi ise Allah’ı zikirdir . Allah’ın azabından koruyan , Allah’ı zikretmekten daha güçlü bir şey yoktur . ” Bu hadiste zikrin kalpleri temizleyen bir sebep olduğu bildirilmektedir . Böylece Allah’ı zikretmenin en üstün olduğu ispatlanmış olmaktadır . Çünkü her ibadet ihlasla yapıldığı zaman ibadet sayılır . Ihlas ise kalplerin temizliğine bağlıdır . Bundan dolayı tasavvuf ehlinden bazıları , ” Bu hadisteki zikirden dil ile yapılan zikir değil de zikri kalbi kasdedilmiştir ” demişlerdir . Zikri kalbi , kalbin her an Allah’a bağlı olması demektir . Böyle bir halin bütün ibadetlerden üstün olmasından ne şüphe vardır ? Çünkü kendine böyle bir hal nasip olan kimse artık hiçbir ibadeti kaçırmaz . Bütün dış ve iç organlar kalbe bağlıdır . Kalp neye bağlanırsa , vücudun bütün organları onunla beraber olur . Allah aşıklarının halini kim bilmez ? Daha bir çok hadislerde zikrin en üstün ibadet olduğu bildirilmektedir .  

Bir adam Hz . Selman radiyallahu anh’a , ” En büyük amel hangisidir ” diye sorunca , O ‘ Sen hiç Kur’an – ı Kerim okumadın mı ? Kur’an – ı Kerim’de ,..

< Muhakkak ki Allah’ı zikretmek ( her şeyden ) daha büyüktür . > ( Ankebût – 45 ) buyurulmaktadır .

 ” Mecâlis – ül – Ebrâr ” yazarı diyor ki : Bu hadiste Allah’ı zikretmek , sadaka , cihad ve diğer ibadetlerden daha üstündür denilmesi , asıl maksadın Allah’ı hatırlamak olduğu ve bütün bu ibadetlerin o hedefe ulaşmak için birer sebep ve vasıta olmalarındandır .

Zikir iki kısımdır . Biri , dille yapılan , diğeri kalple yapılandır . Kalple yapılan zikir dille yapılan zikirden daha üstündür . O , murâkabe ve kalbin düşünmesidir . Işte ” Bir vakit düşünmek yetmiş senelik ibadetten efdaldir ” hadisinde de bu kasdedilmiştir . Müsned – i Ahmed’de anlatıldığına göre Hz . Sehl radıyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu naklediyor : ” Allah’ı zikretmenin ( mükafatı ) Allah yolunda mal harcamaktan yedi yüz bin kat fazladır . ” Buraya kadar olan sözlerden anlaşılıyor ki , sadaka , cihad vs. belli bir vaktin ihtiyaçlarıdır . Zamanın ihtiyacına göre onların faziletleri çok artar . O halde bu gibi ibadetlerin zikirden daha üstün olduğunu bildiren hadislerde hiçbir çelişki yoktur . Nitekim şöyle buyurulmuştur : ” Az bir zaman Allah yolunda ayakta durmak , evde kılınan yetmiş senelik namazdan daha üstündür . ” Halbuki namazın en üstün ibadet olduğunda ittifak edilmiştir . Fakat kafirlerin müslümanlara saldırması halinde onlara karşı cihad etmek ondan daha üstün olmaktadır .


4. Ebû Said el Hudri radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Nice insanlar yumuşak döşekler üzerinde Allah’ı zikrederler de Allahu Teâlâ onları Cennet’in yüksek derecelerine ulaştırır . “ ( Ibn – i Hibban , Dürrü Mensur )

İZAH : Yani bu dünyada meşakkatler çekmek , zorluklara sabretmek ahiret de derecelerin yükselmesine sebeptir . Dinin emirleri uğrunda ne kadar zorluklara katlanılırsa o kadar yüksek dereceler hak edilmiş olur . Fakat Allahu Tealâ’nın Yüce zikrinin bereketlerindendir ki , zikir rahat ve huzur içinde , yumuşak döşeklere oturarak yapılsa da derecelerin yükselmesine sebep olur . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Eğer siz her zaman Allah’ı zikretmekle meşgul olsanız melekler yataklarınız ve yollarınız üzerinde sizinle musafaha ederler ” . Bir hadiste Peygamber sallallahu aleyhi vesellem “ Müferridler çok ileri geçtiler ” buyurdu . Sahâbe – i Kirâm , ” Müferridler kimlerdir ? ” diye sorunca , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Can – u gönülden Allah’ı zikredenlerdir ” buyurdu . Bu hadise dayanarak tasavvuf ehli ” Sultanlar ve idareciler Allah’ı zikretmekten men edilmemelidir . Çünkü onlar da Allah’ı zikretmekle yüksek dereceler kazanabilirler ” demişlerdir .  

Hz . Ebû Derdâ radıyallahu anh buyuruyor ki : ” Neşeli ve sevinçli anlarında Allah’ı zikret ki , meşakkatli ve sıkıntılı zamanlarında işine yarasın ” . Selman Farisi radıyallahu anh diyor ki : ” Kul rahat ve bollukta Allah’ı zikreder de sonra ona bir meşakkat ve sıkıntı ulaşınca Allah’a yalvarırsa , melekler < Bu sesi tanıyoruz , zayıf bir kulun sesidir > derler . Sonra Allah’ın huzurunda ( duasının kabul olması için ) aracılık ederler . Kim de rahatlık zamanlarında Allah’ı hatırlamazsa ve sonra bir sıkıntıya uğrayınca O’nu hatırlayarak yalvarmaya başlarsa , melekler , < Bu alışkın olmadığımız yabancı bir sestir derler . ” Hz . İbn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” Cennet’in sekiz kapısı vardır . Onlardan biri yalnız Allah’ı zikredenler içindir ” Bir hadiste ” Kim Allah’ı bol bol zikrederse o münafıklıktan uzak olur ” buyurulmuştur . Başka bir hadiste ” Allah onu sever ” denilmiştir . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem yolculuktan dönüyordu , bir yere varınca şöyle buyurdu : “ lleri geçenler nerede ? ” , Sahâbe – i Kirâm , ” Bazı süratli gidenler ileri geçtiler ” dediler . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Can – ı gönülden Allah’ı zikredip ileri geçenler nerede ? Kim Cennet’in tadını tam almak isterse , Allah’ı çok zikretsin ” buyurdu .


5.Ebû Musâ radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : “ Allah’ı zikredenle zikretmeyenin misali , diri ile ölü gibidir . “ ( Buhâri , Müslim , Beyhaki )

İZAH : Hayat herkese sevimlidir . Ölümden ise herkes ürperir . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Allah’ı zikretmeyen bir diri , ölü hükmündedir , onun hayatı faydasızdır . “

BEYİT :

Benim yaşadığım , hayat değildir                                                                                                          

Ancak dostuyla buluşan diridir .

Bazı alimler ” Bu hadiste kalbin hali beyan edilmiştir . Allah’ı zikreden kim senin kalbi diri kalır , zikretmeyenin kalbi ise ölür ” demişlerdir . Bazı alimler de ” Bu benzetme fayda ve zarar bakımındandır . Şöyle ki , Allah’ı zikreden birine eziyet veren , diriye eziyet etmiş olur . Diri ise intikamını alır , o da yapmış olduğunun cezasını çeker . Allah’ı zikretmeyen birine eziyet eden ölüye eziyet etmiş gibidir . Ölu ise intikamını alamaz . ” Tasavvuf ehli bu hadisten devamlı olan bir hayatın kasdedildiğini söylemişlerdir . Şöyle ki , Allah’ı ihlasla çok zikredenler asla ölmezler . Aksine onlar bu dünyadan intikal ettikten sonra da yaşayanlar hükmün dedirler . Kur’an – ı Kerim’de şehitler hakkında , –

” Doğrusu onlar Rableri katında diridirler “ ( Âl – i Imran – 169 ) buyurulmuştur . Bu nun gibi zikredenlerin de kendilerine has bir hayatları vardır .

Hakim Tirmizi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Allah’ı zikretmek kalbi taze tutar ve yumuşatır . Kalp , Allah’ın zikrinden uzaklaşınca nefsin harareti ve şehvetin ateşiyle katılaşır . Böylece diğer âzâlar da katılaşmış olurlar ve itaatten geri kalırlar , o âzâları çekseniz kırılırlar . Nasıl ki bir kuru dal eğilmezde sadece kesilip yakmaya yarar ” .  


6.Ebû Musa radıyallahu anh’dan ,Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki : ” Bir adam da kucak dolusu dirhem ( para ) olsa da onları dağıtsa , başka biri de Allah’ı zikretmekle meşgul olsa , Allah’ı zikretmekle meşgul olan daha üstündür . “ ( Taberani , Dürrü Mensur )

İZAH : Allah yolunda mal harcamak çok büyük bir şey olmasına rağmen , Allah’ı zikretmek daha üstündür . O halde Allah yolunda malını harcamanın yanı sira kendisine bir de Allah’ı zikretmek nasip olan bir zengine ne mutlu !

Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır . ” Her gün Allah celle celaluhu tarafından kullara ihsan ve ikramda bulunulur . Herkese kendi haysiyetine göre az veya çok bir şeyler nasip olur . Ancak hiçbir ihsan , Allah’ı zikretmek için insana tevfik verilmesinden daha üstün değildir . ” İşi ve gücüyle meşgul olan , daima ticaret , ziraat ve memurlukla uğraşanlar , vakitlerinden birazını Allah’ı zikretmek için ayırmış olsalar , bedavadan bir kazanç elde ederler . Gece ve gündüzün yirmi dört saatin den birkaç saatini bu iş için ayırmak zor bir şey midir ? Zaten vaktimizin çoğu lüzumsuz ve boş işlerde geçmektedir . Böyle kazançlı bir iş için zaman ayırmak neden zor olsun ki ? Bir hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki : ” Allah’ın en iyi kulu , Allah’ı zikretmek için ayı , güneşi , yıldızları ve gölgeyi araştıran kimsedir ” . Yani zikir ve ibadet vakitlerine dikkat eden kişi demektir . Gerçi zamanımızda saatler ve zamanı gösteren aletler buna ihtiyaç bırakmamıştır . Ama yine de onları kısaca tanımak güzel bir şeydir . Çünkü saat bozulduğu veya yanlış gösterdiği zaman ibadet vakitleri kaçırılmamış olur.Bir Hadis – i Şerifte şöyle buyuruluyor : ” Yeryüzünde Allah’ın zikredildiği toprak parçası , yedi kat altına kadar diğer toprak parçalarına karşı övünür ”


7.Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : “ Cennet ehli ( Cennet’e girdikten sonra ) dünyada Allah’ı zikretmeden geçirdikleri vakitlerden başka hiçbir şeye üzülmeyeceklerdir . “ ( Taberani , Beyhaki )

İZAH : Insan Cennet’e girdikten sonra Allah’ın adını bir defa anmanın kar şılığında dağlar kadar sevab ve mükafatlar verildiğini görünce , kendi kazandıklarının azlığına ne kadar üzüleceği meydandadır . Allah’in öyle bahtiyar kulları var dir ki , Allah’ı zikretmeden dünyanın bile tadını alamazlar .  

Hafiz Ibn – i Hacer rahmetullahi aleyh Münebbihat adlı eserinde yazıyor ki : Yahya bin Muaz Razi rahmetullahi aleyh Allah’a yalvarırken şöyle derdi :

” Allah’ım , gece ancak Sana yalvarmakla hoştur . Gündüz ancak Sen’in emrine uymakla hoştur . Dünya ancak Sen’in zikrinle hoştur . Ahiret ancak Sen’in affınla hoştur , Cennet ancak Sen’i görmekle hoştur . ”

Hz . Sirri rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben Cürcâni rahmetullahi aleyh’in kavrulmuş arpa ununu avuçlayarak yediğini gördüm ve Kuru kuruyamı yiyorsun ? > dedim . 0 , < Ben ekmeği çiğneyerek yemekle bu unu avuçlayarak yemenin arasındaki farkı hesapladım . Çiğneyerek ekmek yemekte yetmiş defa Subhanallah diyecek kadar fazla zaman sarf oluyor . Bu yüzden kırk senedir ekmek yemeyi bıraktım , kavrulmuş unu avuçlayarak yiyor ve idare ediyorum dedi ” . Mansur bin Mu’temir rahmetullahi aleyn’in kırk sene boyu yatsidan sonra kimseyle konuşmadığı yazılmıştır . Rebi bin Heysem rahmetullahi aleyh’in yirmi sene boyunca söylediği her sözü bir kağıdın üzerine yazıp , gece olunca onlardan kaçı gerekli ve kaçı gereksizdi diye kendisini hesaba çektiği yazılmıştır .


8.Ebû Hüreyre radıyallahu anh ve Ebû Said radıyallahu anh’dan , bu iki sahâbi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğuna şahitlik ettiler : ” Bir kavim Allah’ı zikretmek için bir yere otururlarsa , melekler onları kuşatır , onları rahmet kaplar , üzerlerine sekine iner , Allah celle celaluhu onları Kendi yanındakiler arasında zikreder . “ ( Müslim , Tirmizi , Ibn – i Mace , Ahmed , Beyhaki )

Hz . Ebû Zer radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu naklediyor : “ Ben sana Allah’tan korkmanı tavsiye ediyorum , çünkü Allah korkusu her işin başıdır . Kur’an – ı Kerim’i okumaya ve Allah’ı zikretmeye devam et . Bu , senin göklerde anılmana sebep ve yeryüzünde senin için bir nurdur . Çoğu zaman sükut et , iyilikten başka bir şey konuşma . Bu şeytanı uzaklaştırır , din işlerinde yardımcı olur . Çok gülmekten sakın , çünkü bununla kalp ölür , yüzün nuru gider . Cihada devam et , çünkü benim ümmetimin ruhbanlığı budur .  Yoksulları sev ve çoğu zaman onlarla otur . Kendinden aşağı olanlara bak , kendinden yukarıdakilere bakma , çünkü bundan Allah’ın sana verdiği nimetlere karşı nankörlük doğar . Akrabaların seninle ilişkileri kesseler bile , sen onlarla ilişkiyi devam ettirmeye gayret et . Başkasına acı gelse de hakkı söylemekten çekinme , Allah’ın emirlerini yerine getirmekte kimsenin kınamasına aldırma . Kendi ayıplarını araştırmak , başkalarının ayıplarını görmekten seni alıkoysun . Kendin müptela olduğun bir kusuru başkasında görünce ona kızma . Ey Ebû Zer , güzel tedbirden daha üstün akılılık yoktur . Caiz olmayan işlerden sakınmak en üstün takvadır . Güzel ahlaka eşit hiçbir şereflilik yoktur . ” ( Taberani , Cami – üs Sağir )  

İZAH : Sekîne , sükun ve vakar demektir . Veya Allah’ın özel bir rahmetidir . Tefsirlerde bu hususta çeşitli görüşler vardır . Onları kısaca Kur’an’ın Faziletleri adlı kitapçıkta yazdım . Imam Nevevi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Sekine , kalp huzuru , rahmet vs. yi içine alan özel bir haldir ki , meleklerle birlikte iner . ” AllahuTeâlâ’nın bu ibadetlerle meleklere karşı övünmesi , ilk hadiste açıklandığı gibi meleklerin Hz . Adem aleyhisselam’ın yaratılış vaktinde ” Bu insanlar dünyada fesad çıkaracaklar ” demelerindendir . Diğer bir sebepte şöyledir . Her ne kadar melekler baştan başa ibadet , baştan başa kulluk ve itaatle dolu olsalar da onlarda günah duygusu yoktur . Insanda ise her iki duygu da bulunur . Gaflet ve isyan sebebleri onu kuşatmıştır . Şehvetler ve lezzetler onun bir parçası olmuştur . Bütün bu kötü duygulara karşılık itaat ve ibadet yapmak ve günahlara karşı durmak övülmeye ve takdir edilmeye layıktır . Bir hadiste şöyle anlatılmaktadır . Allahu Teâlâ Cenneti yaratınca Hz . Cebrail aleyhisselam’a ” Git , onu görde gel ” buyurdu . Hz . Cebrail aley hisselam ( Cennet’i görüp ) geldi ve ” Allah’ım , Sen’in izzetine yemin olsun ki , onun haberini alan biri , oraya girmeden duramaz ” dedi ( yani oraya ne kadar lezzet , rahat , zevk ve nimetler konulduğunu duyup kesin olarak inandıktan sonra kim ona kavuşmak için sonuna kadar çalışmaz ki ? ) Ondan sonra Allahu Teala Cennet’i bir takım zorluklarla örttü . Namaz kılmak , oruç tutmak , cihad etmek , haccetmek vs. ile onun etrafı kuşatıldı ve ” Onları yerine getirin , Cennet’e girin ” buyuruldu . Sonra Allahu Teâlâ Hz . Cebrail aleyhisselam’a , ” Şimdi git bak ” buyurdu . O ( gidip gördükten sonra ) ” Allah’ım ! Artık kimsenin oraya giremeyeceğinden endişe ediyorum ” dedi . Aynı şekilde Allah celle celaluhu Cehennem’i yarattı ve Hz . Cebrail aleyhisselam’a onu görmesini emretti . Oranın azabini , musibetlerini , pisliklerini ve eziyetlerini gördükten sonra ” Allah’ım ! Sen’in izzetine yemin olsun ki , kim bu halleri duyarsa asla onun yanına yanaşmaz ” dedi . Sonra Allah celle celaluhu Cehennem’i dünyanın lezzetleriyle örttü . Zina etmek , şarap içmek , zulüm etmek , Allah’ın emirlerini yerine getirmemek vs. ile perdeledi . Sonra Cebrail aleyhisselam’a ” Şimdi git bak ” buyurdu . O ( gidip gördükten sonra ) ” Allah’ım ! Kimsenin ondan kurtulamayacağından endişe ediyorum ” dedi . İşte bir kulun Allah’a itaat edip günahtan sakınması , içinde bulunduğu çevreye göre değer kazanır . Bu yüzden Allahu Teâlâ kulunun bu davranışına sevindiğini ( meleklere ) açıklamaktadır . Bu ve buna benzer bir çok hadislerde anlatılan melekler , Allah’ın zikredildiği meclislere katılmak ve onu dinlemekle görevli özel bir melek topluluğudur . Nitekim bir hadiste şöyle buyuruluyor . “ Meleklerden bir topluluk ayrı ayrı gezip dolaşırlar . Nerede Allah’ın zikredildiğini işitirlerse arkadaşlarına seslenerek < Geliniz , sizin istediğiniz ve aradığınız şey buradadır derler ve sonra birbiri üzerine toplanarak onları kuşatırlar , onların bu halkaları göklere kadar uzanır gider ” . Bu konu ikinci kısmin on dördüncü hadisinde gelecektir .


9.Hz. Muaviye radıyallahu anh’dan,Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem as hâbından halka şeklinde oturan bir topluluğun yanına gitti ve ” Sizi buraya oturtan nedir ? ” buyurdu . Onlar ” Allah’ı zikretmek ve bize İslam nimetini nasip ettiğinden ve onunla bize ihsan ettiğinden dolayı Allah’a hamd etmek için oturduk ” dediler . Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ” Sizi ancak bu sebebin oturttuğuna dair Allah’a yemin eder misiniz ? ” buyurdu . Sahâbe – i Kirâm ” Allah’a yemin olsun ki , bizi buraya oturtan ancak bu sebeptir ” dediler . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Ben sizin hakkınızda yanlış düşündüğüm için yemin ettirmedim . Fakat Cebrail aleyhisselam şimdi bana geldi ve Allahu Teâlâ’nın sizinle meleklere karşı övündüğünü haber verdi ” buyurdu . ( Müslim , Tirmizi , Nesal )

İZAH : Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şunu demek istemiştir : ” Benim size yemin ettirerek sormamın gayesi zikrin önemini göstermek ve onu pekiştirmekti . Bir de Allahu Teâlanın övünmesine sebep olarak belki önemli bir husus daha vardır diye düşünmüştüm. Şimdi sadece zikrin övünmeye sebep olduğunu anlamış oldum . ” Ibadetleri makbul olan o kimselere ne mutlu ki , hamd ve senâlarından dolayı Allahu Teâlâ’nın onlarla  övündüğünü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem daha dünyada iken onlara müjdelemişti . Neden olmasın ki , onların başariyla ortaya koydukları işleri buna layık idi . Onların bu emsalsiz işlerini Sahâbelerin Hikayeleri adlı kitapta örnek olarak kısaca yazdım.

Molla Aliyyül Kari rahmetullahi aleyh diyor ki : Allah’ın övünmesinden maksat , O’nun meleklere şöyle demesidir : ” Bakın , bu insanlarda nefis olmasına , şeytanın onlara musallat olmasına , şehvet bulunmasına ve dünya ihtiyaçlarının onları kuşatmasına rağmen , bütün bunlara karşı koyarak Ben’i zikrediyorlar . O kadar zikrediyorlar ki , Ben’im zikrimden alıkoyacak çok şeyler olmasına rağmen Ben’i zikretmekten geri durmuyorlar . Sizin için böyle bir engel olmadığına göre sizin zikriniz ve tesbihiniz , onların zikri yanında hiçbir değer taşımaz . “


10.Hz . Enes radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Bir kavim toplanır da Allah’ı zikrederler ve bununla yalnız Allah’ın rızasını dilerlerse , gökten bir melek < Bağışlanmış ve kötülükleriniz iyiliklere çevrilmiş olarak kalkınız > diye nida eder . “ ( Ahmed , Bezzar , Taberani )

Abdullah İbn – i Muğaffel radıyallahu anh’dan , “ Bir kavim bir yerde toplanır da orada Allah’ı anmadan dağılırlarsa , bu toplantı kıyamet günü onlar için ancak hasret ve pişmanlığa sebep olacaktır . ” ( Beyhaki , Dürrü Mensur )  

İZAH : Bu toplantının bereketsizliği ve boşa gitmesinden dolayı pişman olacaklardır . Belki de bu toplantıları herhangi bir sebepten dolayı onlar için vebal olabilir . Bir hadiste buyuruluyor ki : ” Bir mecliste Allah zikredilmez ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e salavat getirilmezse , o meclistekiler oradan kalkarken ölmüş merkeb leşinin üzerinden kalkmış gibidirler ” . Başka bir hadiste , ” Bir toplantıdaki hataların keffareti o toplantının sonunda şu duayı okumaktır ” buyurulmuştur .Subhanallahi vebihamdihi Subhanekalla hümme vebihamdik eşhedü elle ilehe ille ente estağfiruke ve etübü ileyk.  

Diğer bir hadiste , “ Allah’ın adı zikredilmeyen ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e salâtu selam getirilmeyen bir meclis kiyamet günü zarar ve pişmanlığa sebep olacaktır . Artık Allahu Teâlâ isterse lütfu ile bağışlar , isterse hesaba çekip azab eder ” buyurulmuştur . Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ Toplantılarınızın hakkını eda ediniz . Şöyle ki , toplantılarda Allah’ı çokça zikrediniz , yol bilmeyenlere ( gerekirse ) yol gösteriniz , ( caiz olmayan şeylerle karşılaşınca ) gözlerinizi kapatınız ( veya gözünüz ona kaymasın diye aşağıya bakınız ) . ” Hz . Ali kerremallahu veche hu buyuruyor ki : “ Kim sevabının büyük bir terazide tartılmasını isterse ( yani sevabının çok miktarda olmasını dilerse , çünkü böyle büyük şeyler büyük terazilerde tartılır , basit şeylerin büyük terazilerde tartılması düşünülemez ) toplantının sonunda şu duayı okusun . “Subhane Rabbike Rabbil izzeti amme yesifun veselemun alel murselin velhamdulillahi Rabbil alemin.  

” Izzet sahibi Rabbin , onların ( uygunsuz ) vasıflandırmalarından münezzeh tir . / Bütün Peygamberlere selam olsun . / Alemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun “  ( Saffât – 180 , 181,182 )

Yukarıdaki hadiste kötülüklerin iyiliklere tebdil edilme müjdesi de vardır . Furkan sûresinin sonunda mü’minlerin birkaç sıfatlarını zikrettikten sonra şöyle buyuruluyor .

“İşte bunların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir.Allah Ğafurdur(çok bağışlayıcıdır). Rahimdir ( çok merhametlidir ) “ ( Furkan – 70 ) ‘

Bu ayet – i kerime hakkında tefsir alimlerinin birkaç görüş vardır

1. Günahlar affedilecek , sevaplar öylece kalacaklardır . Çünkü hiçbir günahın kalmaması bir bakıma onu değiştirmektir .

2. Allahu Teala o kimselerin kötu ameller yerine iyi ameller işlemelerine tevik verecektir . Mesela ” sıcak yerine soğuk geldi ” denildiği gibi  

3. Onların alışkanlıkları kötü şeyler yerine iyi şeylere bağlanacaktır . Bunun açıklaması şöyledir : Insanın alışkanlıkları yaratiliştan olup değişmez . Bundan dolayı şöyle bir söz vardır : ” Dağ gider , huy gitmez ” . Bu sóz şu hadisten alınmıştır ; ” Eğer siz , bir dağın yerinden kayıp başka bir yere gittiğini duyarsanız onu tasdik edin , ama bir huyun değiştiğini duyarsanız onu tasdik etmeyin ” . Bu hadisin manasi , huyların değişmesi , dağın yerinden kaymasından daha zordur demektir . Bu noktada ” Öyleyse tasavvuf ehli ve mürşitlerin kişinin adet ve alışkanlıklarını düzeltmelerinin anlamı nedir ? ” diye bir itiraz doğuyor . Bunun cevabı şöyledir ; Huylar değişmez . Huyların ilişkileri ve tesirleri değişir . Mesela Öfkeli bir mizaca sahip olan birinin mürşitlerin islahi ve bir takım uğraşmalarından sonra öfkesinin tamamen yok olması zor bir şeydir . Fakat aynı öfke , Önceden ilişkisi olan haksızlık , zulüm , kibir gibi şeyler yerine Allah’a itaat etmeye dönüşür . Ayrıca O’na isyanı durdurmaya ve O’nun emirlerini yıkmaya kalkışanlara karşı kullanılır . Işte bir zamanlar müslümanlara eziyet etmekte hiçbir fırsatı kaçırmayan Hz . Ömer radıyallahu anh , iman ettikten sonra Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in feyiz ve sohbeti yüzünden kafirlere ve fasıklara aynı şekilde karşı koymuştur . Diğer huyların durumu da böyledir . Bu açıkla madan anlaşılan mana şudur , Allahu Tealâ böyle kimselerin alışkanlıklarını günahlar yerine iyiliklere bağlar .

4. Allahu Teâlâ onlara , işledikleri günahlardan tevbe etmeyi nasip eder . Bu yüzden çok eski günahlar hatıra gelip pişmanlık ve tevbeye sebep olur . Her günah yerine ibadet ve iyilik sayılan bir tevbe sevabı yazılır .

5. Birinin edasi , Kerim olan Mevlâ’nın hoşuna gider de kendi lütfu ile onun günahlarını iyiliklere değiştirirse kim ne diyebilir ? O Malik’tir . Hakimiyet O’nun dur , kudret sahibidir . O’nun rahmetinin genişliği nasıl anlatılabilir ? O’nun mağfiret kapısını kim kapatabilir ? O’nun ihsan ve ikramlarını kim durdurabilir ? Verdiklerini ancak kendi mülkünden verir . O hem kudretinin görüntülerini kullarına gösterecek , hem de mağfiretinin tecellisini o gün ortaya koyacaktır . Hadislerde mahşerin manzarası ve hesaba çekilmenin tarifi çeşitli şekillerde anlatılmıştır . Behçet – un Nufus adlı kitapta bunlar kısaca şöyle yazılmıştır . Hesaba çekilme birkaç kısma ayrılır ,

a . Bazı kulların hesabı son derece gizli olan rahmet perdesinin arkasında olacaktır . Günahları onlara saydırılacak ve ” Sen falan zamanda şu günahı işledin , filan vakitte şöyle yaptın ” denecektir . Kulun bunları itiraf etmekten başka çaresi kalmayacak , hatta günahlarının çokluğundan artık helak olacağını zannedince ona , ” Biz dünyada senin günahlarını örtmüştük , bugün de örtüyor ve affediyoruz ” buyurulacaktır . Nitekim o ve onun gibi olanlar hesap yerinden ayrildiklarında insanlar onların günahlarını bilmediklerinden bu durumu görüp ” Bunlar ne mübarek insanlar , hiçbir günah işlememişler diyeceklerdir .

b . Bazı kulların küçük ve büyük günahları olduğundan ” Onların küçük günahlarını iyiliklere çevirin ” diye emredilecek . Onlar bunu duyunca birden Ya Rab . Burada adı geçmeyen daha günahlarımız da vardı ” diyeceklerdir .    

Bunun gibi adı geçen kitapta hesabın başka kısımlan ve insanların ne şekilde getirilip , nasıl hesap verecekleri anlatılmıştır . Bir hadiste şöyle bir kıssa geçmektedir . Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki ” Ben Cehennem den en son çıkacak ve Cennet’e en son girecek adamı tanıyorum . Şöyle ki , o adam getirilecek ve meleklere < Şimdi ona günahlarını söyleyin , küçük günahlannı gösterin ve onlardan onu sorguya çekin > denilecek . Nitekim sorgulama başlayacak , her günah zamanı ile birlikte ona hatırlatılacaktır . Artık o nasil inkar edebilir ki , hepsini itiraf edecektir . O sırada Allahu Teâlâ ; < Her günah karşılığında ona bir sevab verilsin diye emredince o adam hemen < Adı geçmeyen daha çok günahlarım kaldı diyecektir . ” Bu kıssayı anlatırken Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem gülümsemiştir .   

Öncelikle ( şu bilinmelidir ki ) yukarıdaki kıssada Cehennem’den en son çıkma meselesi vardır . Bu az bir ceza mıdir ? Ayrıca kim bilir günahları iyiliklere tebdil edilecek bahtiyar kişi kim olacaktır ? İşte bundan dolayı daima yüce Allah’ tan ümitli olarak lütfunu istemek kulluğun şanındandır . Fakat bununla yetinip oturmak büyük bir cesarettir . Günahların , iyiliklere çevrilme sebebinin , zikir meclislerine ihlas ile oturmak olduğu yukarıdaki hadisten anlaşılmaktadır . Ihlas ise ( kişiye ) yalnız Allah’ın lütfu ile nasip olur .

Önemli bir hususta Cehennem’den en son çıkacak olan kişi hakkında farklı hadislerin nakledilmesidir . Ancak bunların arasında bir çelişki yoktur . Belli sayıda bir topluluk Cehennem’den en son çıkmış olsa bile, o topluluğun içindeki her fert en son çıkmış sayılır. Hatta sonuncuya yakın çıkana da son çıkan denilir . Bununla beraber Cehennem’den çıkacak olan belli cemaatlerin en son fertleri de olabilir . Yukarıdaki hadiste en önemli mesele ihlas meselesidir . Bu kitapta daha bir çok hadislerde ihlas kaydı göze çarpacaktır . Gerçek şudur ki , Allah katında ancak ihlasın değeri vardır . Ne kadar ihlas varsa , amelin kıymeti o kadardır . Tasavvuf ehline göre ihlasın hakikatı , söz ve davranışın eşit olmasıdır . lleride gelecek olan bir hadiste ” Ihlas, kişiyi günahlardan alıkoyan şeydir ” buyurulmuştur.  

Behçet – ün Nüfus adlı eserde şöyle yazıyor : Çok zalim ve katı bir kral vardı . Bir gemiyle ona çok miktarda şarap getiriliyordu . Gemiye binen bir adam şarap dolu küplerin hepsini kırmış , sadece birini bırakmıştı . Kimse onu engellemeye cesaret edememişti . Bir taraftan da ” Kıralın zulmüne kimse karşı koyamazken bu adam nasıl cesaret etti ” diye hayret etmişlerdi . Kırala haber verilince , sıradan bir adamın kendi malına saldırmaya nasıl cesaret ettiğine ve içlerinden bir küpü niçin kırmadığına şaşırıp kaldı . Onu çağırttı ve ” Niçin böyle yaptın ” dedi . Adam ” İçimden öyle geçti , ondan kırdım . Istediğin cezayı verebilirsin ” dedi . Kıral “ Peki birini niye biraktın ” deyince , Adam ” Önce ben Islami bir duyguyla onları kırdım . Fakat geriye bir tane kalınca , < Ben caiz olmayan bir işi yok ettim diye kalbimden geçti . < Kalbimden geçen bu sevinçten dolayı nefsime bir pay  düşer > diye şüphelendim , kırmaktan vazgeçtim ” dedi . Bunun üzerine Kıral , ” Onu serbest  bırakın , çünkü o ( Allah’a bağlılığından dolayı ) böyle yapmaya mecburdu ” dedi . Ihya – ul – Ulam da şöyle yazmaktadır . Beni Israil arasında bir abid vardi . Devamlı ibadet ile meşgul olurdu . Bir topluluk onun yanına gelerek ; ” Burada ağaca tapan bir kavim var ” dediler . Åbid bunu duyunca öfkelendi ve omuzuna bir balta alarak ağacı kesmek için yola koyuldu . Yolda şeytan yaşlı bir insan şeklinde karşısına çıktı ve ona, ” Nereye gidiyorsun ? ” diye sordu , Abid , ” Falan ağacı kesmeye gidiyorum ” dedi . Şeytan , ” Senin o ağaçla ne ilgin var , kendi ibadetinle meşgul ol . Boş bir iş için kendi ibadetini bırakıp gidiyorsun ” dedi . Abid , ” Bu da bir ibadettir ” diye cevap verince , şeytan , ” O ağacı sana kestirmeyeceğim ” dedi ve ikisi kapıştılar . Abid onu yıkarak göğsüne çıktı . Şeytan kendi acizliğini görünce yalvararak “ Peki bir söz söylememe müsaade et ” deyince Abid onu bıraktı . Şeytan ” Allah bu işi sana farz kılmadı . O ağacın sana hiçbir zararı yok . Sen ona ibadet etmiyorsun , Allah’ın nice peygamberleri var . Eğer Allah dileseydi bir peygamberini göndererek onu kestirebilirdi ” dedi . Abid , ” Ben onu mutlaka keseceğim ” dedi . Tekrar kapıştılar . Åbid yine onu yıkarak göğsüne çıktı ve şeytan yine “ Peki , beni dinle . Senin yararına son bir söz söyleyeyim ” dedi . Åbid ” Söyle ” deyince , şeytan ” Sen yoksulun birisin , herkese yük oluyorsun . Bu işten vazgeç , sana her gün üç altın vereyim . Onları her gün yastığının altında bulacaksın . Hem sen ihtiyacını giderirsin hem de yakın larına ihsan edersin . Ayrıca fakirlere yardım edersin ve daha nice sevablı işler yaparsın . Fakat ağacı kesmekle sadece bir sevap kazanırsın , o da faydasızdır . Çünkü halk ikincisini diker ” dedi . Abid’in aklı bu işe yattı ve kabul etti . Iki gün o paraları yastığının altında buldu , üçüncü gün bulamadı . Öfkelenerek baltayı kapıp tekrar yola düştü . Yolda yine o ihtiyarla karşılaştı , ihtiyar “ Nereye gidiyor sun ? ” dedi . Abid , ” O ağacı kesmeye ” dedi . Yaşlı adam , ” Sen onu kesemezsin ” deyince aralarında döğüş başladı . Ihtiyar ona galip geldi ve Âbid’in göğsüne çıktı . Åbid büyük bir şaşkınlıkla ona ” Bu nasıl şey , sen bu sefer galip geldin ” diye sorunca , ihtiyar ” Ilk önce öfken sadece Allah içindi . Bu yüzden Allah beni mağlup etmişti . Bu sefer işin içine altınlar girdi , o yüzden sen mağlup oldun ” dedi . Gerçek şudur ki , yalnız Allah için yapılan bir işte çok büyük bir kuvvet vardır .  


11. Hz . Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” İnsanı kabir azabından kurtaracak Allah’ı zikretmekten daha büyük bir ameli olamaz . “ ( Ahmed , Dürro Mensur )

İZAH : Kabir azabının ne kadar şiddetli olduğunu ancak kabir azabı ile ilgili hadisleri göz önünde bulunduranlar bilirler . Hz . Osman radıyallahu anh herhangi bir kabrin yanından geçerken o kadar ağlardı ki , mübarek sakalı islanırdı . Biri ” Siz Cennet ve Cehennem anılınca kabrin başında ağladığınız gibi ağlamıyorsunuz . ” deyince , o ” Kabir , ahiret menzillerinden ilk menzildir . Kim orada kurtulursa sonraki bütün menziller ona kolaylaşır . Kim orada kurtulamazsa , sonraki menziller gittikçe zorlaşır ” dedi . Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şu mübarek hadisini söyledi . Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem , ” Ben kabir azabından daha korkunç bir manzara görmedim ” buyurdu . Hz . Aişe radiyallahu anha buyuruyor ki : ” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem her namazdan sonra kabir azabından Allah’a sığınırdı . ” Hz . Zeyd radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu söyledi : ” Eğer korkudan ölülerinizi gömmekten vazgeçeceğinizden endişe etmeseydim , kabir azabını size göstermesi için Allah’a dua ederdim . Insanlar ve cinlerden başka her canlı kabirdeki azabı duymaktadır . ” Bir hadiste şöyle geçmektedir . Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir sefere çıkmıştı . Yolda giderken devesi ürktü . Biri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ” Bu deveye ne oldu ? ” deyince , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Bir adama kabirde azab ediliyor , onun sesini duyunca ürktü ” buyurdu .

Bir keresinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem mescide girdiğinde birkaç kişinin katıla katıla güldüklerini gördü . Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Eğer ölümü çokça hatırlasaydınız böyle gülmezdiniz . Kabrin şöyle ilan etmediği hiçbir gün yoktur . < Ben gurbet diyarıyım , ben yalnızlık yeriyim , ben kurtların ve böceklerin eviyim > . ( Kâmil ) bir mü’min kabre konulunca kabir ona < Senin gelişin mübarek olsun , sen gelmekle çok iyi ettin . Benim üzerimde gezip dolaşan insanlar arasında bana en sevgili olan sendin . Bugün sen bana bırakıldın , benim sana güzel davranışlarımı göreceksin > der , sonra kabir gözün göre bildiği noktaya kadar genişler . Kabre Cennet’ten kapı açılır , oranın havası ve güzel kokuları vs. gelmeye başlar . Bir facir veya bir kafir gömüldüğü zaman kabir ona < Senin gelişin uğursuz ve bereketsiz olsun . Senin gelmene ne gerek vardı.Üzerimde gezen insanlar arasında en fazla sana kızardım.Bugün sen bana bırakıldın , öyleyse sana yapacağım muameleyi göreceksin > . Ondan sonra kabir onu öyle bir sıkar ki , iki elin birleşmesiyle parmakların birbirine geçtiği gibi kaburgaları birbirine geçer . Sonra ona doksan veya doksan dokuz ejderha musallat olur ve onu isırırlar . Kıyamete kadar bu böyle devam eder , durur ” . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki : ” O ejderhalardan sadece biri yeryüzüne nefes verse kıyamete kadar yeryüzünde ot bitmez ” . Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Kabir ya Cennet bahçesidir ya da Cehennem çukurudur . ” Bir hadiste şöyle geçmektedir : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem iki kabrin yanından geçerken , ” Bu ikisine azab olunuyor , birine söz gezdirme suçundan , diğerine idrardan sakınmadığı ( bedenini ondan korumadığı )ndan dolayı ” buyurmuştur .  

Bugün bizim sözde aydınlarımız istincayı ( yani küçük abdestten sonra idrarın kesilmesini bekleyip kurulanmayı ) ayıp kabul edip alay ediyorlar . Alimler idrardan sakınmamanın büyük günah olduğunu söylemişlerdir . Ibni Hacer Mekki rahmetullahi aleyh yazıyor ki : Sahih hadislerde kabir azabının çoğunun , idrardan sakınmamaktan olacağı bildirilmiştir . Bir hadiste kabirde ilk sorgunun idrardan olacağı bildirilmiştir . Kısaca kabir azabı son derece şiddetli bir şeydir . Bilhassa bazı günahlar kabir azabına sebep olurlar . Bunun gibi kabir azabından kurtulmak için bir çok ibadetlerin özel bir yeri vardır . Nitekim bir çok hadiste şöyle geçmektedir : ” Her gece Tebâreke sûresini okumak kabir azabından kurtulmaya ve Cehennem azabından korunmaya sebeptir ” . Allah’ı zikretmenin kişiyi kabir azabından koruması da yukarıdaki hadiste geçmiştir .


12. Ebû Derdâ radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Allahu Teâlâ kıyamet günü bazı kavimleri yüzlerinde parlayan bir nur olduğu halde mahşer meydanına getirecektir . Onlar inciden yapılmış yüksek tahtlar üzerinde olacaklar , insanlar onlara imreneceklerdir . Onlar Peygamberler veya şehidler değillerdir ” . Bunun üzerine bir köylü , ” Onların halini bize açıkla da onları tanıyalım ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Onlar Allah için birbirini seven , çeşitli kabilelerden , değişik beldelerden Allah’ı zikretmek için bir yere toplanıp da Allah’ı zikredenlerdir ” . ( Taberani , Tergib )

Başka bir hadiste , “ Cennet’te , üzerlerinde zebercedden odalar bulunan , yakuttan sütunlar olacaktır . Odaların kapıları ( her taraftan ) açık olup , son derece parlak bir yıldız gibi parlayacaklardır . O odalarda Allah için birbirini sevenler , Allah için bir yere toplananlar , Allah için birbirleriyle görüşenler oturacaklardır “buyurulmuştur . ( Mişkat )

İZAH : Zeberced ve yakut parlak ve şeffaf olan kıymetli taşlardandır . Bu gün Allah’ı zikretmek için bir yere oturanlara her türlü suçlama yapılmakta ve her yerde bunlarla alay edilmektedir . Bugün onları ne kadar kötülerlerse kötülesinler , yarın gözler açılınca ( dünyada ) o hasırlar üzerinde oturanlar , ( Cennet’te ) tahtlar ve yüksek odalarda oturduklarında neler kazanıp götürdükleri ve onlara gülüp sövenlerin de neler kazanıp götürdükleri anlaşılacaktır .

BEYiT:

Yakında göreceksin , toz – toprak dağıldığında .                                                                                            

Atmıdır , yoksa merkeb mi ayağının altında .

Bugün her bir köşeden kendisine çirkin sözler sarf edilen zikir meclislerinin Allah katında ne kadar değerli olduğu , onların üstünlüklerini açıklayan hadisler den anlaşılmaktadır . Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ İçinde Allah’ın zikredildiği evler gök ehline , yeryüzündekilere gökteki yıldızların parladığı gibi parlarlar . ” Başka bir hadiste , ” Allah’ın zikredildiği meclislere sekine ( Allah’ın özel bir nimeti ) iner , melekler onları kuşatır , Allah’ın rahmeti onları kaplar ve Allah celle celaluhu onları arşın üzerinde anar ” buyurulmuştur . Bir sahâbi olan Ebû Rezin radiyallahu anh diyor ki : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Sana dinini güçlendirecek ve iki cihanda hayırlara ulaştıracak bir şey söyleyeyim mi ? O şey Allah’ı zikredenlerin meclisleridir . O meclislere iyice yapış ve yalnızken gücün yettiği kadar Allah’ı zikret . ” Hz . Ebû Hüreyre radıyallahu anh buyuruyor ki : ” Gök ehli Allah’ın zikredildiği evlerin parlaklığını , yeryüzündekilerin yıldızları parlarken gördükleri gibi görürler ” . Allah’ın zikredildiği evler öyle nurlu ve ışıklı olurlar ki , gökteki yıldızlar gibi parlarlar . Allah celle celaluhu kimlere o nuru gören bir göz vermiş se daha dünyada iken onların parlaklığını görürler . Nice Allah’ın kulları , ( Allah’ı zikreden ) büyük zatların ve onların evlerinin nurlarının parlaklığını gözleriyle görmektedirler . Nitekim meşhur zatlardan olan Fudayl bin Iyaz rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Allah’ın zikredildiği evler , gök ehline kandiller gibi parlarlar . ”

Şeyh Abdulaziz Debbağ rahmetullahi aleyh yakın bir zamanda yaşamış büyük bir zattır . Ümmi ( okuma yazma bilmeyen ) biriydi . Fakat Kur’an – ı Kerim ayetlerini , Hadis – i Kudsi’leri , Hadis – i Şerifleri ve uydurma hadisleri ayrı ayrı haber verir ve şöyle derdi : ” Konuşanın ağzından bir söz çıkınca o sözün nurundan kimin kelami olduğu anlaşılır . Allah’ın kelaminin nuru ayrı,Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sözlerinin nuru ayrıdır . Başkalarının sözlerinde ise bu iki nur bulunmaz . ” Mevlânâ Halil Ahmed rahmetullahi aleyh’in hayatını yazan Tezkiret – ül – Halil adlı eserde , Mevlânâ Zafer Ahmed rahmetullahi aleyh’e dayanarak şöyle yazılmıştır : Hoca efendi beşinci hac seferinde Kudům tavafı için Mescid – i Haram’a geldiğinde , ben Mevlânâ Muhibbuddin rahmetullahi aleyh’in yanında oturuyordum . Mevlânâ Muhibbuddin hazretleri o vakit salavatı şerife kitabını açmış , ondan kendi evrâdını okuyordu . Aniden bana dönerek ” Şu anda Mescid – i Haram’a kim girdi , bütün Harem birden nurla doldu ” dedi . Ben cevap vermedim . O esnada Mevlânâ Halil Ahmed hazretleri tavafını bitirip onun yanına geldi . Mevlânâ Muhibbuddin hazretleri hemen ayağa kalktı ve gülümseyerek , ” Ben de bugün Harem’e kim geldi diyordum ” dedi . Zikir meclislerinin faziletleri bir çok hadislerde değişik şekillerde anlatılmıştır . Bir hadiste ” En üstün Ribat , namaz ve zikir meclisleridir ” buyurulmuştur . Ribat , Islam ülkesinin sınırlarını kafirlerin saldırısından korumak için sınırda nöbet tutmaktır .


13. Hz . Enes radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Cennet bahçelerine uğradığınız zaman iyice yayılın ” . Biri , ” Cennet bahçeleri nedir ? “deyince, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ” Zikir halkalarıdır ” buyurdu . ( Ahmed , Tirmizi )

İZAH : Bu hadisten maksat ; bahtiyar biri Allah’ın zikredildiği meclis ve halkalara uğrarsa , o meclisi çok büyük bir ganimet bilmelidir . Çünkü o meclisler dünyadaki Cennet bahçeleridir . ” Iyice yayılın ” sözü ile şuna işaret edilmiştir . Bir hayvan yeşilliği bol olan bir çayırda veya bir bahçede yayılırken basit bir kovma ile oradan ayrılmaz . Sahibinin sopasını da yediği halde oradan ağzını çevirmez . Aynı şekilde Allah’ı zikredenleri de bir takım dünyevi düşünceler ve engellerden dolayı o meclislerden yüz çevirmemeleri gerekir. Cennet bahçesi denilmesinin sebebi , Cennette hiçbir çeşit afet olmadığı gibi bu meclisler de afetlerden korunmuş olurlar .

Bir hadiste ” Allah’ı zikretmek kalplere şifadır ” buyurulmuştur . Yani zikir kalplerde bulunan kibir , hased , kin vs. gibi bütün hastalıklara ilaçtır . El – Feväida fis – salâti ve’l Avaid adlı kitabın yazarı diyor ki ; ” Insan Allah’ı zikretmeye devam etmekle bütün belalardan korunmuş olur . ” Sahih olan bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor : ” Ben size Allah’ı çok zikretmenizi emrediyorum . Allah’ı zikreden kimse , peşine düşen düşmandan kaçıp da bir kaleye sığınan adama benzer . Allah’ı zikreden Allah ile beraber olur . ” Mülkün sahibi olan Allah ile beraber olmaktan daha üstün ne olabilir ki ? Ayrıca zikredenin gönlü açılır , kalbi nurlanır , kalbindeki katılık gider . ( Allah’ın zikretmenin ) bundan başka daha bir çok zâhiri ve batın faydaları vardır . Bazı alimler bu faydaları yüze kadar saymışlardır . Hz . Ebû Umâme radıyallahu anh’ın yanına bir adam geldi ve ” Ben rüyamda siz içeri girerken , dışarı çıkarken , ayağa kalkarken ve otururken meleklerin size dua ettiklerini gördüm ” dedi . Ebû Umâme radıyallahu anh , ” Eğer gönlün isterse sana da dua edebilirler ” dedi ve şu ayetleri okudu:

” Ey iman edenler ! Allah’ı çok zikredin . / O’nu sabah ve akşam tesbih edin , yüceltin . / Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize melekleriyle rahmet eden O’dur . O mü’minlere çok merhametlidir . “ ( Ahzab – 41,42,43 )

Bu ayetlerde bir bakıma , ” Allahu Teâlâ’nın rahmeti ve meleklerin duası sizin zikretmenize bağlıdır . Allah’ı ne kadar zikrederseniz , Allah ve melekleri de sizi zikrederler ” denmek istenmiştir .


14.Hz . İbn – i Abbas radıyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : ” Sizden kimin gece zahmet çekmeye ( geceyi ibadetle geçirmeye ) gücü yetmiyorsa , cimrilikten dolayı malını ( nafile sadaka olarak ) harcayamıyorsa , korkaklıktan dolayı cihada katılamıyorsa , Allah’ı bol bol zikretsin . ( Taberani , Beyhaki , Bezzar )

İZAH : Allah’ı çok zikretmek nafile olan ibadetlerdeki her türlü eksikliği telafi edebilir . Hz . Enes radiyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir : ” Allah’ı zikretmek iman alâmetidir . Münafıklıktan kurtuluştur , şeytandan korunmadır , Cehennem ateşine karşı siperdir . ” Işte bu faydalardan dolayı Allah’ı zikretmenin bir çok ibadetlerden üstün olduğuna karar verilmiştir . Bilhassa şeytanın musallat olmasından korunma hususunda onun önemli bir payı vardır . Bir hadiste ; ” Şeytan diz üstü oturarak insanın kalbine musallat olur . Allah’ı hatırladığında aciz ve zelil olarak geriye çekilir . Allah’dan gafil olunca tekrar kalbe vesvese vermeye başlar ” buyurulmuştur . Işte bundan dolayı tasavvuf ehli bol bol zikir yaptırmaktadırlar . Böylece şeytanın kalbe vesvese vermesine imkan kalmaz ve kalp kendini savunacak güce sahip olur . İşte bu sırdır ki , Sahâbe – i Kirâm radıyallahu anhum Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sohbetlerinden aldıkları feyz sayesinde bu kalp gücünü en yüksek derecede elde etmişlerdir . Ayrıca kalbe tesir etsin diye tekrarlayarak uzun uzun zikir yapmalarına ihtiyaç yoktu . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in zamanından uzaklaşıldıkça kalbe kuvvet veren bu ilaca ihtiyaç duyuldu . Devrimizde kalpler o derece bozuldu ki , bir çok manevi ilaçlar kullanıldığı halde aynı derecede kuvvet elde edilemiyor . Fakat ne kadar elde edilebilirse o da büyük bir ganimettir . Salgın bir hastalıkta ne kadar azalma olursa o kadar iyidir .

Büyük bir zat , Allahu Teâlâ’ya dua edip şeytanın nasıl vesvese verdiğini kendisine göstermesini istedi . Baktı ki şeytan sivrisinek şeklinde kalbin sol tarafinda , omuz arkasına oturmuş , ağzındaki uzun hortumunu iğne gibi kalbe götürüyor . Kalbin Allah’ı zikrettiğini fark edince hortumunu hemen geri çekiyor , gaflet içinde ise hortumu ile vesvese ve günah zehirini şırınga ile verir gibi kalbe dolduruyor . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : “ Şeytan burnunun ucunu insanın kalbine koyarak oturup bekler . Insan Allah’ı zikrettiğinde o zillet içinde geri çekilir , gâfil kaldığı zaman kalbini lokma gibi kapar


15.Ebû Said Hudri radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:”Allah’ı o kadar çok zikrediniz ki size mecnun desinler.”(Ahmed,Ebu Ya’la)

Başka bir rivayette ; ” Munafıklar size riyakar diyene kadar Allah’ı zikrediniz ” buyurulmuştur . ( Taberani , Beyhaki )

İZAH : Bu hadisten munafikların veya ahmakların ” Gösteriş yapıyor ” veya ” Delidir ” demeleri yüzünden böyle büyük bir nimeti terk etmemek gerektiği

anlaşılıyor . Aksine ” Halk sizi deli zannedip peşinizi birakana kadar Allah’ı zikretmeyi çoğaltın ve önem verin ” denilmektedir . Insanların deli demeleri ancak bol ve sesli zikir yapıldığı zaman olur . Sessiz zikirde ise bu durum olamaz. Ibn – i Kesir rahmetullahi aleyh , Hz . Abdullah ibni Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle buyurduğunu naklediyor . Allahu Teâlâ’nın, zikirden başka sınırlandırmadığı ve mazeret kabul etmediği hiçbir ibadet yoktur. Zikrin ise ne bir sınırı vardır ne de bir kimse aklı başında olduğu müddetçe zikirden mazur kabul edilmiştir . Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur :

” Allah’ı çok zikredin . ” ( Ahzab – 41 )

Yani gece gündüz , karada denizde , seferde hazarda , darlıkta bollukta , hastalıkta sağlıkta , sesli ve sessiz kısaca her halinizde Allah’ı zikredin .

Hafız ibni Hacer rahmetullahi aleyh Münebbihat adlı eserinde şöyle yazıyor . Hz . Osman radıyallahu anh’dan Kur’an’daki,

” Duvarın altında bu ( yetim ) çocuklar için saklı bir define vardı ” ( Kehf – 82 ) ayeti hakkında şu ( açıklama ) nakledilmiştir . ” O , üzerinde yedi satır yazı olan altın bir levhaydi . O yedi satırın manaları şunlardır ;                                                                                                            

1 – Ölümü bildiği halde gülen adama şaşıyorum .                                                                                       

2 – Dünyanın en sonunda bir gün yok olacağını bildiği halde ona rağbet edene şaşıyorum.

3 – Herşeyin takdire göre olduğunu bildiği halde kaybettiği şeylere üzülen adama şaşıyorum.                                                                                                                                                 

4 – Ahirette hesaba çekileceğine inandığı halde mal toplayan adama şaşıyorum .                                  

5 – Cehennem ateşini bildiği halde günah işleyen adama şaşıyorum .                                                           

6 – Allah’ın ( kudret ve kuvvetini ) tanıdığı halde , O’ndan başkasının adını ağzına alana şaşıyorum .                                                                                                                                                        

7 – Cennet’in nimetlerini bildiği halde , dünyanın eşyasında huzur bulan kimseye şaşıyorum . ”  

Bu kitabın bazı nüshalarında ” Şeytanı düşman bildiği halde yinede onun sözünü tutana şaşıyorum ” kaydı vardır .

Hafiz Ibni Hacer rahmetullahi aleyh , Hz . Cabir radıyallahu anh’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir : ” Cebrail aleyhisselam bana Allah’ı zikretmeyi o kadar tenbih etti ki , ben zikirsiz hiçbir ibadetin fayda vermeyeceğini zannettim . ” Bütün rivayetlerden anlaşılan mümkün olduğu kadar zikirde gevşeklik yapılmamasıdır . Halkın mecnun veya riyakar demesinden dolayı onu terk etmek kendine zarar vermektir . Tasavvuf ehli şöyle yazıyor ; Şeytanın hilelerinden biri de , “ Biri seni görürde ne der ” vs. gibi düşüncelerle kişiyi zikirden alıkoymasıdır . Böylece zikirden alıkoymak için şeytanın eline başlı başına bir imkan ve hile geçmiş olur . Bu bakımdan gösteriş niyetiyle hiçbir amel yapılmamalı , kim görürse görsün , bu yüzden ibadet terk edilmemelidir .  

Hz . Abdullah Zülbicadeyn radıyallahu anh bir sahâbidir . Daha çocukken yetim kaldığından amcasının yanında kalıyordu . Amcası da ona çok iyi bakıyordu . O ailesinden habersiz müslüman olmuştu . Amcası bunu öğrenince kızdı ve onu soyarak çırıl çıplak dışarı attı . Annesi de onun müslüman olmasına kırgındı . Ama yine de anaydı , onu çıplak görünce kalın bir örtü verdi . O , örtüyü iki parçaya bölüp . birini belinden aşağı bağladı , diğerini de sırtına aldı ve Medine – i Münevvere’ye geldi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kapısına yakın bir yerde kalır ve yüksek sesle bol bol Allah’ı zikrederdi . Hz . Ömer radıyallahu anh “ Bu adam gösterişten dolayı mi böyle zikir yapıyor ” deyince , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Hayır , o Evabin ( Allah’a dönenler ) dendir ” buyurdu . Bu sahâbi Tebuk savaşında vefat etmiştir . O gece Sahâbe – i Kirâm radıyallahu anhum kabirlerin yakınında bir kandil yandığını görünce yaklaşıp baktılar . Bir de ne görsünler Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kabre inmiş . Hz . Ebû Bekr ve Hz . Ömer’e , ” Getirin , kardeşinizi bana doğru uzatın ” diyordu . Onlar da Hz . Abdullah Zülbicadeyn radıyallahu anh’ın cenazesini Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in eline verdiler . Definden sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ” Allah’ıml Ben ondan razıyım , Sen de ondan razı oll ” buyurdu . Hz . Ibni Mes’ud radiyallahu anh diyor ki ; ” Bütün bu manzarayı görünce < ne olaydı da bu cenaze benim cenazem olsaydı diye temenni ettim ” . Tasavvuf erbabının büyüklerinden olan Fudayl bin lyaz rahmetullahi aleyh buyuruyor ki : ” Bir ameli insanlar görürler diye yapmamak riyaya girer , Insanlar görsünler diye bir ameli yapmak ise şirke girer . ”

Bir hadiste şöyle buyuruluyor : “ Bazı insanlar zikrin anahtarlarıdır . Onların yüzlerine bakılınca Allah zikredilir . ” Yani onların yüzüne bakılınca Allah’ı zikretmek hatıra gelir . Bir başka hadiste de “ Allah’ın velileri o kimselerdir ki , kendilerine bakıldığında Allah hatırlanır ” buyurulmuştur . Bir hadiste buyuruldu ki : ” Sizin en hayırlıniz , kendisine bakıldığında Allah’ın zikri ( zihinlerde ) canlanan kimsedir . ” Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Sizin en hayırlınız , kendisine bakıldığında Allah hatıra gelen , konuştuğunda insanın bilgisi artan , amel işlediğinde ahirete arzu duyulan kimsedir . ” Bütün bunlar , kişinin Allah’ı çok zikretmeyi âdet haline getirmesiyle olabilir . Kendisi Allah’ı zikretmeyen birine bakmakla kimin hatırına Allah gelir ki ? Bazı kimseler yüksek sesle zikir yapmanın bid’at olduğunu , caiz olmadığını söylüyorlar . Bu kanaat hadislere dikkatin azlığından meydana gelmektedir . Mevlânâ Abdulhayy rahmetullahi aleyh bu konuda Sebahat – ul fikr adlı bir kitapçık yazmıştır . O kitapta kendileriyle sesli zikrin ispatlandığı elliye yakın hadis zikretmiştir . El bette ( sesli zikrin ) şartlarına uyarak , kendi sınırları içinde kalarak ve kimseye eziyete sebep olmayacak şekilde yapılması önemli olan bir konudur .


16.Ebû Hüreyre radiyallahu anh’dan : Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu işittim : ” Yedi Sinif insan vardır ki , Allah’ın rahmet gölgesinden başka bir gölgenin bulunmadığı ( kıyamet ) gününde , Allah onları kendi rahmet gölgesinde barındıracaktır . Bunlar ;                                                                                    

1 – Adaletli devlet reisi .                                                                                                                         

2 – Allah’a ibadet ederek büyüyen genç .                                                                                                   

3 – Kalbi mescidlere bağlı olan kişi .                                                                                                     

4 – Allah için birbirini seven , bu uğurda bir araya gelen ve yine bu uğurda birbirinden ayrılan iki kişi .                                                                                                                        

5 – Soylu ve güzel bir kadın kendine yöneltmek istediğinde < Ben Allah’tan korkarım > diyen kişi .                                                                                                                                        

6 – Sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde ( gizlice ) sadaka veren kişi .                            

7 – Yalnızken Allah’ı hatırlayıp gözlerinden yaş boşanan kişidir . ” ( Buhâri , Muslim )

İZAH : Gözlerinden yaş boşanmasından maksat günah ve hatalarını hatırlayarak kendi iradesi ile ağlamasıdır . Yahut ( Allah’ın adını anma ) heyecanının galip gelmesiyle elinde olmadan gözlerinden yaş çıkmasıdır .

Sabit Benani rahmetullahi aleyh bir Allah dostunun şöyle dediğini nakletmiştir . ” Ben , hangi duamın kabul olduğunu anlıyorum . ” Halk , ” Nasıl anlıyorsunuz ? ” de yince , o ” Hangi duamda vücudumun tüyleri dikiliyorsa ve kalbim çarpmaya başlıyorsa ve gözlerimden yaşlar akıyorsa o duam kabul oluyor ” demiştir .

Yukarıdaki hadiste adı geçen yedi kişiden biri de yalnızlıkta Allah’ı zikredip ağlayandır . Bu kişide en yüksek derecede olan iki güzel sifat toplanmıştır.Birincisi ihlastır. Çünkü (kimsenin olmadığı ) ıssız bir yerde Allah’ı anmakla meşgul oluyor . Ikincisi Allah korkusu veya arzusu , ki her ikisinden dolayı ağlanır . Bu ikisi de yüksek sıfatlardandır .

BEYİT :  

Bizim işimiz , geceleri dostu yâd eyleyip ağlamaktır .                                                           

Bizim uykumuz , sadık dostun hayali uğrunda mahvolmaktır.

Hadiste geçen Yalnizken Allah’ı hatirlayan kisi ” deki ( hâli ) kelimesinin iki manası olduğunu yazmışlardır . Birincisi insanların yanın da bulunmamak , yani yalnızlıktır . Genel olarak bu manada kullanılır . İkinci manası da kalbin Allah’tan başkasını düşünmekten boşaltılmasıdır . Tasavvuf ehli diyor ki : Asıl halvet ( yalnızlık ) işte budur . Tabii ki , en mükemmeli her iki halvetinde elde edilmesidir . Ancak bir topluluğun içinde olup da kalbi Allah’tan başkasına iltifat etmeyen ve o vakit Allah’ı hatırlayıp da ağlayan kimse de bu hükme dahildir . Zira yanında bir topluluğun olup olmaması onun için birdir . Topluluk bir tarafa , onun kalbi Allah’tan gayrısına iltifat etmekten kurtulmuş ise ona topluluklar ne zarar verebilir ? Allah’ı anmaktan veya O’ndan korkmaktan dolayı ağlamak başlı başına büyük bir nimettir . Allah’ın kendine bu nimeti nasip ettiği kimseler ne bahtiyardırlar . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Kim Allah korkusundan ağlarsa , sağılan süt tekrar memeye geri dönünceye kadar Cehennem’e girmez ( Bu mümkün olmadığına göre o kişinin Cehennem’e girmesi de mümkün değildir ) . ” Bir hadiste buyuruluyor ki : ” Allah korkusundan ağlayan , hatta gözyaşlarından birazı yere damlayan kimseye kıyamet günü azab edilmez .

Bir hadiste şöyle buyuruluyor . ” Iki göze Cehennem ateşi haramdır . Biri Allah korkusundan ağlayan göz , diğeri Islam’ı ve müslümanları kafirlerden korumak için uyanık duran gözdür . ”

Bir başka hadiste ” Allah korkusundan ağlayan göze , Allah yolunda uyanık kalan ( nöbet tutan ) göze , caiz olmayan ( namahrem vs. gibi ) şeylere bakmaktan sakınan göze ve Allah yolunda kaybedilen göze Cehennem ateşi haramdır ” buyurulmuştur .

Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Yalnızlıkta Allah’ı zikreden kimse tek başına kafirlerle savaşmaya giden gibidir . ”


17.Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Kıyamet günü nida eden biri < Akıl sahipleri neredeler ? > diye seslenir . İnsanlar < Hangi akıl sahiplerini kasdediyorsun ? > derler . O şöyle der ; < Onlar , ayakta iken , otururken , yatarken ( her durumda ) Allah’ı zikredenler , göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünenler ve -Ey Rabbimiz , Sen bunları boşuna yaratmadın , Sen’i noksan sifatlardan tenzih ederiz . Sen bizi Cehennem azabından koru- diyenlerdir . Onlara bir sancak hazırlanır . Onlar sancaklarının arkasında giderler ve onlara < Ebedi kalmak üzere Cennet’e giriniz > denilir “ ( Tergib , Dürrü Mensur )

İZAH : ” Göklerin ve yerin yaratılışını düşünüyorlar ” sözü , ” Allah’ın kudretinin görüntülerini ve O’nun hikmetinin hayranlık verici yönlerini düşünüyorlar ” demektir . Zira böyle düşünmekle yüce Allah’ın tanınması kuvvet kazanır . Şairin dediği gibi                                       

İlahi , bu âlem gül bahçendir Sen’in .

Ibn – i Ebiddünya rahmetullahi aleyh mürsel olarak şöyle bir hadis nakletmiştir . Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sessizce oturan bir cemaatin yanına gitti ve ” Böyle oturup neyi düşünüyorsunuz ? ” buyurdu . Onlar ” Allahu Teâla’nın yarattıklarını düşünüyoruz ” dediler . Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ” Allah’ın zâtı hakkında düşünmeyiniz ( Çünkü O akılların ötesindedir . ) O’nun yarattıklarını düşününüz “buyurdu .

Biri , Hz . Aişe radıyallahu anha’ya , “ Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hayret verici bir halini bana söyleyiniz ” dedi . Hz . Aişe radıyallahu anha şöyle dedi : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hangi hali hayret verici değildi ki , bir defasında geceleyin yanıma geldi ve benim yatağıma yatıp , yorgana büründü . Sonra ” Bırak beni , Rabbime ibadet edeyim ” deyip kalktı , abdest aldı ve namaza durup ağlamaya başladı . Öyle ki , gözyaşları mübarek göğsüne akıyordu . Yine aynı şekilde rükuda ağlamaya devam etti . Secdede de bu şekilde ağlayıp durdu . Bütün geceyi böyle geçirdi . Nihayet Hz . Bilal radıyallahu anh sabah namazına çağırmak için geldi . Ben ” Ya Rasulallah , sen affedilmiş bir zat olduğun halde niye bu kadar ağladın ? ” deyince , ” Ben Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı ? ” buyurdu ve sonra ” Neden ağlamayayım , bugün şu ayetler nazil oldu ” dedi . (- Al – i Imran 190,191).

 daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi veseliem ” Bu ayetleri okuduğu halde  ( Allah’ın kudret ve kuvvetini ) düşünmeyen insana yazıklar olsun ” buyurdu .

 Åmir bin Abdikays rahmetullahi aleyh diyor ki : Ben Sahâbe – i Kirâm’dan işittim . Hem de birinden ikisinden değil , bir çoklarından işittim ki ; ” Imanın ışığı ve nuru düşünmek ve tefekkür etmektir . ” Hz . Ebû Hüreyre radıyallahu anh , Rasûlullah sallal lahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu naklediyor : ” Adamın biri evinin damında uzanmış göğü ve yıldızları seyrediyordu , sonra şöyle dedi : < Allah’a yemin olsun , kesinlikle inanıyorum ki , muhakkak sizi yaratan biri var . Allah’ım Sen beni bağışla > Allah’ın rahmeti ona yöneldi ve o kişi bağışlandı . ” Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : “ Az bir zaman tefekkür etmek , bütün gece ibadet yapmaktan üstündür . ” Bu hadis Hz . Ebû Derdâ radıyallahu anh ve Hz . Enes radiyallahu anh’dan da rivayet edilmiştir . Ayrıca Hz . Enes radiyallahu anh’dan şöyle bir rivayet daha vardır : ” Az bir vakit Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünmek , seksen senelik ibadetten üstündür .

Biri Ümmü Derdâ radıyallahu anha’ya , ” Eba Derdâ’nın en üstün ibadeti neydi ? ” diye sorunca , ” Düşünüp tefekkür etmekti ” buyurdu . Hz . Ebu Hüreyre radıyallahu anh , Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’den şu hadisi de nakletmiştir : ” Bir vakit düşünce ve tefekkür , altmış senelik ibadetten üstündür . ” Bu rivayetlerden ibadete gerek kalmadığı anlaşılmamalıdır . Farz , vacib , sünnet veya müstehab olan her ibadetin kendine göre bir derecesi vardır . Terk edilirse o ibadetin derecesine göre tehdit , azab veya kınama vardır . Imam – ı Gazali rahmetullahi aleyh şöyle yazıyor : Fikir ve düşünceye ibadetlerin en üstünü denmesi , onda zikrin hakikatinin önceden var olmasındandır . Ayrıca iki sebebi daha vardır ; Birincisi Allah’ın marifeti ( O’nu tanımak ) . Çünkü fikir ve düşünce O’nu tanımanın anahtarıdır . İkincisi , Allah sevgisidir . Bu da tefekkürden doğar . Işte tasavvuf ehlinin murakebe dedikleri fikir ve düşünce budur . Bunun fazileti birçok hadislerden anlaşılmaktadır .

Müsned – i Eba Ya’lâ adlı kitapta Hz . Aişe radıyallahu anha’nın naklettiği bir hadiste , Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem şöyle buyurmuştur : “ Meleklerin dahi duyamayacağı zikri hafinin ( Allah’ı gizlice zikretmenin ) derecesi yetmiş kat fazla dır . ” ‘ Kıyamet günü Allahu Teâlâ bütün mahlukatı hesaba çekmek için toplayıp , Kirâmen katibin melekleri amel defterlerini getirdiklerinde şöyle buyuracaktır : “ Falanca kulun amellerine bakın , yazılmayan başka bir şey kalmış mi ? ” Melekler ” Yazmadığımız ve zabt etmediğimiz hiçbir şey yoktur ” dediklerinde ” Onun bizim yanımızda , sizin bilmediğiniz bir iyiliği var . O da , Allah’ı gizlice zikretmesidir ” buyurulur . Beyhaki rahmetullahi aleyh Şuâb adlı kitabında Hz . Aişe radıyallahu anha’dan şu hadisi nakletmiştir : ” Meleklerin dahi işitemeyeceği bir zikir , onların işittikleri zikirden yetmiş derece üstündür .

BEYİT :

Aşık ve maşakun arasında vardır işaretleri .                                                                                  

Bilmez onları , hatta Kirâmen Kâtibin melekleri

Bir an bile gaflete düşmeyen kimselere ne mutlu ! Çünkü onların görünen ibadetlerinin her birine zaten sevab verilecektir . Bir ömür boyu daima böyle Allah’ı zikir ve fikirle geçirenlere kazandığı sevablara ilave olarak yetmiş kat sevab daha verilir . Şeytanı çileden çıkaran şey de işte budur . Hz . Cüneydi Bağdadi rahmetullahi aleyh rüyasında şeytanı çıplak bir vaziyette gördü ve ” Sen insanların önünde çırıl çıplak dolaşmaya utanmiyor musun ? ” dedi . Şeytan ” Bunlar insan mı , insanlar Şu nūziye Camii’nde oturanlardır . Onlar benim vücudumu zayıflattılar ve ciğerimi yaktılar ” dedi . Hz . Cüneyd rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben Şunůziye Camii’ne gittim , baktım ki birkaç zât uzun bir müddet başlarını eğmiş murakebe ( fikir ve düşünce ) içindeydiler . Beni gördüklerinde ( sakın o pis şeytanın ) sözü seni aldatmasın ” dediler . Mesûhi rahmetullahi aleyh’den buna yakın olarak şöyle nakledilmiştir . O şeytanı çıplak bir vaziyette gördü ve ” Insanlar arasında bu vaziyette dolaşmaya utanmıyormusun ? ” dedi . Şeytan ” Allah’a yemin olsun ki , onlar insan değildir . Eğer onlar insan olsaydılar , ben onlarla çocukların topla oynadığı gibi oynayamazdım . Gerçek insanlar benim vücudumu hasta edenlerdir ” diyerek Allah’ı zikir ve fikirle meşgul olanlara işaret etti . Ebu Said Hazzar rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Rüyamda şeytanın bana saldırdığını gördüm . Ben ona sopayla vurmaya başladım ama o zerre kadar aldırış etmedi . Gaybtan bir ses < O sopadan korkmaz , o ancak kalbin nurundan korkar dedi ” .  

Hz . Sa’d radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu söyledi : ” En üstün zikir , zikri hafi ( gizli yapılan zikir ) dir . En güzel rızık ise yeterli miktarda olandır ” . Hz . Ubåde radıyallahu anh da Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir : ” En üstün zikir gizli yapılan zikirdir . En güzel rizik yeterli olanıdır ( yani ne geçinemeyecek kadar az ne de kibirlenecek ve günahlara dalacak kadar çok olandır ) ” Ibn – i Hibban ve Ebu Ya’la bu hadisin sahih olduğunu söylemişlerdir . Bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi veseltem’in şöyle buyurduğu söylenmiştir : ” Allah’ı Zikri hamil ile anınız ” . Biri ” Zikri hâmil ne dir ? ” diye sorunca Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Gizli zikirdir ” buyurdu . Bütün bu hadislerden gizli zikrin efdal olduğu anlaşılıyor . Az önce geçen bir hadiste de ” Allah’ı o kadar çok zikredin ki , size mecnun desinler ” diye geçmişti . Bu iki zikir hallere göre değişen ayrı ayrı şeylerdir . Kime , ne zaman , hangisinin uygun olduğuna ancak mürşidler ( bu işin ehilleri ) karar verirler .


18.Abdurrahman bin Sehl radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem evinde iken şu ayet indi :

“Sabah ve akşam Rablerine dua eden kimselerle beraber nefsini sabırlı tut.(Kehf-28)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu ayet indikten sonra bu kişileri aramaya çıktı. Aralarında saçları karışmış , derileri kurumuş , yalnız bir tane örtüleri olan ( altlarına bir peştamal bağlamış , üzerleri çıplak olan ) bir topluluk gördü ve yanlarında oturdu ve ” Ümmetimden yanlarında oturmam emredilen kimseler yaratan Allah’a hamd olsun ” dedi . ( Ibn – i Cenir , Taberani , Durro Mensur )

İZAH : Başka bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onları aramaya çıkınca , onları mescidin son kısmında oturmuş , Allah’ı zikrederlerken buldu ve şöyle buyurdu : ” Benim hayatımda ümmetimden kendileriyle oturmam emredilen insanlar yaratan Allah’a hamd olsun ” . Sonra ” Sizinle birlikte yaşayıp , sizinle birlikte öleceğim . Yani hayatta ve ölümde dost ve arkadaşlarım ancak sizlersiniz ” buyurdu . Bir hadiste şöyle geçmektedir : Hz . Selman Farisi radıyallahu anh ve diğer Sahâbe – i Kirâm’dan oluşan bir topluluk Allah’ı zikretmeye dalmışlardı . Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gelince sustular . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Ne yapıyordunuz ? ” diye sordu . Onlar “ Allah’ı zikretmekle meşgulduk ” dediler . Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Allah’ın rahmetinin üzerinize indiğini görünce benim de gönlüm size katılmayı arzu etti . ” Sonra şöyle buyurdu : ” Ümmetimden bana kendileriyle oturmam emredilen kimseler yaratan Allah’a hamd olsun ” .

Ibrahim Nehal rahmetullahi aleyh diyor ki : Ayetteki Allah’a yalvaranlardan maksat , Allah’ı zikredenlerdir . Tasavvuf ehli bu gibi ayetlerden mürşidlerin de müridlerinin yanlarına oturmalarının gerekli olduğunun neticesine varmışlardır . Böyle yapmak , mürşidin insanlara daha faydalı olmasının yanında , kendisi için de tam bir mücahededir . Çünkü henüz terbiyeye muhtaç kimselerin ölçüsüz davranışlarına tahammül ve sabretmekle nefis boyun eğmeye başlar ve kuvveti kırılır . Bunlardan başka Allah’ın rahmet ve merhametini yöneltmek için kalplerin birleşmesinin büyük etkisi vardır . İşte cemaatle namaz kılmak bu sebepten emredilmiştir . Bu büyük gayeden dolayı Arafat’ta bütün hacılar aynı hal içinde ve aynı meydanda Allah’a yöneltilmektedirler . Şah Veliyyullah rahmetullahi aleyh Huccetullâh – il Bâliğa adlı eseri nin bir çok yerlerinde bu konudan önemle bahsetmiştir .

Bütün bu üstünlükler Allah’ı zikredenler hakkındadır . Hadislerde ( onlara katılmaya ) sık sık teşvik verilmiştir . Buna karşılık hadislerde gâfiller ( Allah’ı unutanlar ) ‘ ın arasında kalan ve o durumda iken Allah’ı zikreden kimsenin de pek çok faziletleri anlatılmıştır . Böyle durumlarda onların uğursuzluğundan korunmak için insanın daha fazla gayret ve teveccühle Allah’ı zikretmesi gerekir . Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ Gafiller topluluğu arasında Allah’ı zikreden kimse , bir topluluk cihaddan kaçarken , kaçmayıp sarsılmadan düşmanla savaşan kimse gibidir . ” Bir hadiste : ” Gafiller arasında Allah’ı zikreden kimse ( ordu ) savaştan kaçarken , kendisi kafirlerle savaşan kimse gibidir . Karanlıkta evdeki kandil gibidir , sonbaharda yaprakları dökülen ağaçlar arasında taptaze ve yemyeşil bir ağaç gibidir . Allahu Teâlâ böyle kimseye Cennet’teki köşkünü ( ölmeden ) önce gösterir . Bütün insan ve canlıların sayısı kadar günahı mağfiret olunur . ” Bütün bu dereceler, gaflet meclislerinde Allah’ı zikretmekle kazanılır.Yoksa böyle gaflet meclislerine katılmak yasaklanmıştır . Bir hadiste ” Aşîreden yani yâranlık meclislerin den sakınınız ” buyurulmuştur . Azizi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Yani Allah’tan başka şeyler konuşulan boş şeylerle , oyun ve eğlence ile vakit geçirilen meclisler den sakının ” demektir . Büyük bir zât diyor ki : ” Bir defa ben çarşıya gidiyordum . Yanımda Habeşli bir cariye vardı . Geri dönerken alırım diye onu çarşının bir yerine oturttum . Oradan ( eve ) dönmüş . Ben dönüşte onu yerinde göremeyince sinirlendim . Eve gelince cariye yanıma geldi ve < Efendim kızmakta acele etmeyin , siz beni Allah’ı zikretmeyen insanların yanına bırakıp gittiniz . Ben onların üzerine bir azab inerde yere batarlar , ben de onlarla birlikte batarım diye korktuğumdan eve döndüm > dedi . ”


19.Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Allahu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi : ” İkindiden ve sabahtan sonra Ben’i bir vakit zikret , bu iki vakit arasında Ben sana yeterim . “ ( Ahmed , Dürrü Mensur )

Bir rivayette : ” Allah’ı zikretmeye devam et . O senin isteklerinin yerine gelmesine yardım eder ” buyurulmuştur .  

İZAH : Bizler ahiret için olmasa da dünya için harıl harıl çalışıyoruz . Eğer sabahleyin ve ikindiden sonra az bir vakit Allah’ı zikretsek ne kaybederiz ? Hadislerde bu iki vakitte Allah’ı zikretmenin faziletleri sık sık anlatılmıştır . Allah celle celaluhu her şeyimize kâfi geleceğini vaad ettikten sonra başka neye ihtiyacımız kalır ki ? Bir başka hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar Allah’ı zikreden bir cemaatle oturmam , benim için Arap neslinden dört köle azad etmekten daha sevimlidir . Aynı şekilde ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah’ı zikretmekle meşgul olan bir cemaatle oturmam , benim için Arap neslinden dört köle azad etmemden daha sevimlidir . ” Başka bir hadiste şöyle geçiyor : ” Kim sabah namazını cemaatle kıldiktan sonra , güneş doğana kadar Allah’ı zikretmekle meşgul olurda , sonra iki rekat nafile ( işrak ) namazı kılarsa ona kâmil bir Hacc ve Umre sevabı verilir . ”  

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Sabah namazından sonra güneş doğana kadar bir cemaatle birlikte Allah’ın zikriyle meşgul olmam , bana dünya ve içindekilerden daha sevimlidir . Aynı şekilde ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar böyle bir cemaatle birlikte Allah’ı zikretmekle meşgul olmam , benim için dünya ve içindekilerden daha sevimlidir . ”

Işte bu sebeplerden dolayıdır ki , sabah ve ikindi namazlarından sonra günlük tesbihati yerine getirmek âdet haline gelmiştir. Tasavvuf ehli bu iki vakte çok önem vermektedirler . Sabah namazından sonra genellikle eşğal ( murâkabe ve tefekkür ) ile , ikindiden sonra evrâd ( her gün düzenli ve tekrarli yapılan zikirler ) ile meşgul olurlardı . Özellikle fıkıh alimleri sabah namazından sonraki vakte önem vermektedirler . Müdevvene adlı kitapta Imam Mâlik rahmetullahi aleyh’in ” Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar konuşmak mekruhtur ” dediği nakledil miştir . Hanefi alimlerinden Dürrü Muhtar adlı eserin sahibi de sabah namazından sonra konuşmanın mekruh olduğunu yazmıştır .

Bir hadiste şöyle geçmektedir : ” Kim sabah namazından sonra , namazdaki vaziyetiyle oturarak kimseyle konuşmadan önce şu kelimeleri on defa okursa ona on sevap yazılır , on günahı bağışlanır ve Cennet’te on derece yükseltilir . Ayrıca bütün gün şeytandan ve fenalıklardan korunmuş olur . “

” Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur . O ( zât ve sıfatları bakımından ) tektir . O’nun ortağı yoktur . ( Dünya ve ahiretteki bütün ) mülk O’nundur . Bütün güzellikler ancak O’na aittir . O diriltir , o öldürür ve O her şeye kadirdir . ”

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ Kim sabah ve ikindiden sonra üç defa :

< Ben kendisinden başka ilah olmayan , diri olan ve ebedi kalıcı olan Allah’tan günahlarımın affını istiyor ve O’na dönüp tevbe ediyorum > derse , onun günahı denizler kadar da olsa affolunur . ”


20.Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu işittim : ” Dünya lanetlenmiştir , dünyanın içinde bulunanların hepsi lanetlenmiştir ( Allah’ın rahmetinden uzaktır ) . Ancak Allah’ı zikretmek ve O’na yakın olanlar , alim ve ilim öğrenen müstesna . “ ( Tirmizi , Ibn – i Mace )

İZAH : ” O’na yakın olmaktan maksat zikre yakın olmak olabilir . Bu takdir de Allah’ı zikretmeye yardımcı ve gerekli olan herşey , mesela ihtiyaç kadar yemek , içmek ve hayatın devamı için gerekli olan sebepler de buna girerler . Bu durumda Allah’ı zikretmek , ibadet cinsinden olan herşeyi içine alır .

” O’na yakın olmak ” tan maksat Allah’a yakın olmak da olabilir . Bu durumda bütün ibadetler buna girerler . Allah’ı zikretmekten maksat hususi bir zikir de olabilir . Her iki durumda da ilim bunlara dahildir . Birinci durumda , insanı Allah’ı zikretmeye yaklaştıran ancak ilimdir . Çünkü :  ” ilimsiz Allah taninmaz

Ikinci durumda ise ilimden daha büyük bir ibadet olabilir mi ? Fakat buna rağmen ilim sahibi ile ilim talebesinin ayrıca zikredilmesi onlara verilen önemden dolayıdır . Çünkü ilim çok büyük bir servettir . Bir hadiste buyuruluyor ki : ” Ilmi yalnız Allah için öğrenmek Allah’tan korkmak hükmündedir. Onu talep etmek ( yani onu aramak için bir yere gitmek ) ibadettir . Onu ezberlemek tesbihtir . Onun araştırılması ve incelenmesi için tartışmak cihaddır . Onu okumak sadakadır . Onu aile fertlerine öğretmek Allah’a yaklaşmaktır . Çünkü ilim , helal ve haramı tanımanın alametidir . Cennet’e giden yolların işaretidir . Yalnızlıkta gönlü neşe lendirendir . Yolculukta arkadaştır ( Çünkü kitap okumak bu iki işi birden görür ) . Insan yalnızken insanla konuşandir . Sevinçli ve üzüntala anlarda yol gösterendir.Dostlar için düşmanlara karşı silahtır.Allahu Teala ilimle bir topluluğu (alimleri) yükseltir de onlar insanları hayra çağırırlar . Izlerinden gidilen , yaptıklarına uyulan , görüşleri alınan önderler olurlar.Melekler onlarla arkadaşlık etmeyi arzu ederler. ( Bereket kazanmak veya sevgiden dolayı ) kanatlarını onlara sürerler . Her yaş ve kuru bitki onların bağışlanması için Allah’a dua eder . Hatta denizlerdeki balıklar ormanlardaki yabani hayvanlar , evcil hayvanlar , hatta yılan vs. gibi zehirli hayvanlar bile mağfiret duası yaparlar . Bütün bunlar , ilmin kalplerin ışığı ve gözlerin nuru olmasındandır . Kul , ilmi ile ümmetin en üstün fertleri seviyesine yükselir , dünya ve ahiretin yüksek derecelerini kazanır . Ilmi mütalaa etmek oruçlara eşittir . Onu ezberlemek teheccüd namazına denktir . Ancak onunla yakınlık kurulur . Helal ve haram onunla tanınır . Ilim amelin imamıdır . Amel ona uyandır . O , bahtiyar insanlara ilham edilir . Bedbaht insanlar ondan mahrum edilir . ”

Bazıları genel olarak bu hadisi zayıf görmüşlerdir . Ama bunda zikredilen faziletleri diğer rivayetler pekiştirmektedir . Ayrıca ilmin bir çok faziletleri hadis kitaplarında sık sık zikredilmiştir . Bundan dolayı yukarıdaki hadiste özellikle ilim sahibi ve ilim talebesinden bahsedilmiştir .


Zikrin yetmiş üc faydası

Hafiz Ibn – i Kayyım rahmetullahi aleyh meşhur bir muhaddistir . Zikrin faziletleri ile ilgili El – Vâbil – Üs – Sayyib adlı geniş bir kitap yazmıştır . Kitabında zikrin yüzden fazla faydası olduğunu söylemiş ve onlardan yetmiş dokuzunu anlatmıştır . Burada onları kısaca ve sırayla nakledeceğiz . Bunlardan bazıları bir çok faydaları içine almaktadır . Böylece faydalar yüzü aşmaktadır .

1. Zikir şeytanı uzaklaştırır ve gücünü kırar .                                                                                              

2. Allah’ın riza ve hoşnutluğuna sebep olur .                                                                                           

3. Kalpten düşünce ve üzüntüyü giderir .                                                                                                           

4. Kalbe neşe , sevinç ve huzur verir .                                                                                                        

5. Vücuda ve kalbe kuvvet verir .                                                                                                                     

6. Yüzü ve kalbi nurlandırır .                                                                                                                        

7. Rizki celbeder ve çeker .                                                                                                                        

8. Zikir , zikredene heybet ve tatlılık elbisesi giydirir . Yani onu görene hem korku hem de bir tat nasip olur .                                                                                                                                       

9. Allahu Teâlâ’nın sevgisini kazandırır . Islam’ın ruhu , dinin kaynağı , saadet ve kurtuluşun sebebi ancak sevgidir . Kim Allah’ın sevgisine erişmek isterse Allah’ı bol bol zikretmelidir . Okumak ve tekrarlamak ilmin kapısı olduğu gibi zikir de Allah sevgisinin kapısıdır .                                                                                                                                                  

10. Zikretmekle insanı ihsan derecesine ulaştıran murakabe nasip olur . Ihsan derecesi , Allah’ı görüyormuş gibi ibadet yapmanın nasip olmasıdır ( İşte bu tasavvuf ehlinin erişmek istedikleri en son hedeftir ) .                                                                                                          

11. Zikir Allah’a yöneltir . Insan gitgide öyle bir hale gelir ki , her meselede Allahu Teâlâ , onun sığınağı , barınağı ve korunağı olur . Insan her musibette ancak ona yönelir .                             

12. Allah’a yakınlık meydana getirir . Zikir ne kadar fazla yapılırsa , yakınlık o kadar artar . Zikirden ne kadar gâfil kalınırsa , o kadar Allah’tan uzaklaşılmış olur .                                                  

13. Zikirle , Allah’ın marifet kapısı açılır .                                                                                                 

14. Kalbe Allahu Teâlâ’nın heybet ve büyüklüğünü yerleştirir . Ayrıca kişi Allah’ın huzurundaymış gibi olur .                                                                                                                        

15. Kişinin Allahu Teâlâ’nın katında zikredilmesine sebep olur . Nitekim Kur’an – ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur                                                                                                                                  

“Siz Ben’i anınki Bende sizi anayım.”(Bakara-152 ) Hadisi Kudsi’de şöyle buyurulmuştur. “ Kim Ben’i gizlice zikrederse , Ben de onu gizlice zikrederim . ” Zikrin faziletleri önceden ayet ve hadislerin açıklamalarında genişçe anlatılmıştır . Zikir hakkında başka fazilet olmasaydı bile şeref ve keramet yönünden yalnız bu fazilet yeterli olurdu . Kaldı ki bu konuda daha nice faziletler vardır .                                                                        

16. Zikir kalbi diri tutar . Hafiz Ibn – i Teymiye rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Kalp için Allah’ın zikri , balık için su gibidir . Bir düşünün su olmadan balığın hali ne olur ? ”                                            

17. Zikir kalp ve ruhun gıdasıdır . Onlara gıda verilmemesi , bedene gida ( yemek ) verilmemesi gibidir .                                                                                                                          

18. Zikir kalbin pasını siler . Hadiste bildirildiği gibi , her şeyin kendine göre pasi ve kiri olur . Kalbin kiri ve pasıda nefsani arzular ve gaflettir ( Allah’ı unuturcasina dünyaya dalmaktır ) . Zikir bunları temizleme görevi yapar .                                                                                

19. Hata ve kusurlardan insanı uzaklaştırır .                                                                                           

20. Zikir , kulda meydana gelen ürkme duygusunu uzaklaştırır . Çünkü gafil insanin kalbinde Allah’a karşı bir ürkeklik bulunur . O da ancak zikirle yok olur .                                           

21. Kulun yaptığı zikirler , arşın etrafında o kulu zikredip dururlar . ( Üçüncü bölümün , ikinci kısmındaki , 17. hadiste geleceği gibi . )                                                                      

22. Kim rahatlık zamanlarında Allah’ı anarsa , musibet zamanlarında Allah celle celeluhu onu anar.                                                                                                                                               

23. Zikir Allah’ın azabından kurtulmaya vesiledir .                                                                                             

24. Zikir , sekine ve Rahmet inmesine sebeptir . Melekler zikredeni kuşatırlar .                                     ( Sekinenin manası bu bölümün ikinci kısmının 8. hadisinde geçmiştir . )                                                              

25. Zikir sayesinde dil gıybet , söz taşıma , yalan , çirkin ve boş sözlerden korunmuş olur . Nitekim dili Allah’ı zikretmeye alışkın olan kişinin genellikle bu gibi şeylerden korunduğu tecrübe ve müşahede edilmiştir . Dili zikre alışkın olmayan kimseler ise her türlü faydasız şeylere mübtela olmaktadırlar .                                                                                                               

26. Zikir meclisleri meleklerin meclisleridir . Boş söz ve gaflet meclisleri ise şeytanin meclisleridir . Artık kişi istediği meclisi seçmekte serbesttir . Zaten kişi neye ilgi duyarsa onu beğenir .                                                                                                                                        

27. Zikir etmekten dolayı , zikreden de , onun yanına oturan da bahtiyar olur . Gaflet ve gereksiz işlere dalan kimse kendisi de onunla beraber oturan da bedbaht olur .                                   

28. Zikreden , kıyamet günü pişmanlıktan kurtulur . Hadis – i Şerifte buyuruluyor ki : ” Allah’ın zikredilmediği her meclis kıyamet günü zarar ve pişmanlığa sebeptir . ”                                    

29. Zikirle birlikte bir de yalnızlıkta ağlamak nasip olursa , kiyametin kaynayan sicağında ve mahşer meydanında herkesin feryat ettiği gün , o kişi arşın gölgesinde olacaktır .                      

30. Zikredenlere , dua edenlerden daha çok mükafat verilir . Hadis – i Kudsi’de Alla hu Teâlâ’nın şöyle buyurduğu nakledilmiştir : ” Beni zikretmesi , kendisini Bana dua etmekten alıkoyan kimseye dua edenlerden daha üstününü lütfederim . ”                                                             

31. Zikir en kolay ibadet olmasının yanı sıra , bütün ibadetlerden üstündür . Çünkü dili hareket ettirmek , vücudun diğer azalarını hareket ettirmekten daha kolaydır .                                    

32. Allah’ı zikretmek Cennet fidanlarıdır .                                                                                                 

( Nitekim bu konu 3.bölümün 2. kısmının 4. hadisinde genişçe anlatılacaktır . )                                                                                                          

33. Zikre karşılık yapılan mükafat ve ikram vaadi hiçbir amele karşılık yapılmamıştır . Nitekim bir hadiste şöyle buyuruluyor : “ Kim , günde yüz defa La ilahe illallahu vahdehule şerikele lehül mülkü velehül hamdü vehüve ala küllü şey in kadir. derse ona on köle azad etme sevabı verilir . Yüz iyilik yazılır . Yüz adet kötülüğü bağışlanır ve       ( o gün ) akşama kadar şeytandan korunur . Başka biri onun yaptığından daha fazlasını yapmadıkça ondan üstün olamaz ” . Zikrin en üstün amel olduğunu açıklayan daha bir çok hadisler vardır ( onların bir çoğu bu kitapta zikredilmiştir ) .                                                                                                       

34. Kişi zikre devam etmekle kendini unutmaktan korunmuş olur . Kendini unutmak dünya ve ahirette bedbahtlığa sebep olur . Bu bakımdan Allah’ı unutmak , kendini unutmak ve kendine faydalı olan şeyleri unutmaya sebeptir . Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor : ” O kimseler gibi olmayın ki , Allah’ı unutmuşlardır . Allah da onları ken dilerine unutturmuştur ( Artık kendi menfaatlerini düşünmezler ) . İşte bunlar fasık kimselerdir ” ( Haşr – 19 ) . Insan kendi nefsini unuttuğu zaman menfaatlerinden haberi olmaz . İşte budurum onun helakına sebep olur . Birinin bağı veya bahçesi olup da , onu unutur ve gözetmezse şüphesiz bir gün zayi olur . Gafletten kurtuluş ancak dili Allah’ın zikriyle taze tutmakla olur . Bir de Allah’ı zikretmek , insana şiddetli susuzlukta su içmek gibi , açlıkta yemek yemek gibi , şiddetli soğuk ve sıcaklarda ev ve elbise bulmak gibi gelmelidir . Hatta Allah’ı zikretmek bunlardan daha fazla değere layıktır . Çünkü bu şeyler bulunmasa beden helak olur . Bedenin helak olması ise kalbin ve ruhun helak olması yanında hiç bir şeydir .                                                                                                                      

35. Zikir ister yatakta , ister çarşıda , ister sağlıkta , ister hastalıkta , isterse nimetler ve lezzetler içinde meşgul iken yapılsın , insanı daima yükseltir . Ondan başka devamlı yükselmeye sebep olan hiçbir ibadet yoktur . Hatta kalbi zikrin nuru ile münevver olan kimsenin uykusu dahi gece boyu gaflet içinde ibadet eden kimselerden daha üstündür .

36. Zikrin nuru dünyada da , kabirde de kişiyle beraber olur . Ahirette ve sirat köprüsünde kişinin önünden gider . Allahu Teala şöyle buyuruyor : ” Hiç , ( evvel küfürle ) ölü olup sonra kendisini ( hidayetle ) dirilttiğimiz ve ona , insanlar arasında yürüdüğü bir iman nuru verdiğimiz kimse , karanlıklar içinde ( küfürde ) kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu ? “ ( En’am – 122 ) . Allah’a inandığından dolayı önceki adam mü’mindir . Allah’ın sevgisi , marifeti ve zikri ile gönlü aydınlıktır . Diğeri ise bunlardan boştur . Hakikaten bu nur önem verilmesi ve büyük bilinmesi gereken bir şeydir . Bunda tam bir kurtuluş vardır . Bundan dolayı Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onu Allah’dan ister ve onun için çok fazla dua ederdi . Vücudunun her parçasında o nurun olmasını dilerdi . Nitekim hadislerdeki bir çok dualarda Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem etinde , kemiklerinde , kaslarında , saçlarında , derisinde , kulağında , gözünde , üstünde , altında , sağında , solunda , önünde ve arkasında nur üzerine nur bulunmasını Allahu Teâlâ’dan isterdi . Hatta ” Beni başımdan tırnağıma kadar nur yap ” diye dua etmiştir . Ta ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zâtı nur olsun . İşte insandaki bu nur kadar , amellerde de nur olur . Hatta bazı insanların iyi bir ameli göklere yükselirken üzerinde şekilde bir nur olacaktır . güneşin nuru gibi bir nur olur . Kıyamet günü de o insanların yüzlerinde aynı                                                                                                                      

37. Zikir , tasavvufun özü ve temelidir . Tasavvufun bütün yollarında yaygındır . Kime zikir kapısı açıldıysa ona Allah’a ulaşacak kapı açılmıştır . Insan Allah’a ulaşınca aradığını bulur . Zira Allahu Teâlâ’nın yanında hiçbir şeyin eksikliği yoktur .                                                                     

38. Insanın kalbindeki bir köşe , Allah’ı zikretmekten başka bir şeyle dolmaz . Zikir kalbi kaplayınca o köşeyi doldurur . Sadece bununla kalmayıp kişiyi malsız zengin eder . Kavmi , kabilesi olmadan halkın gönlünde şerefli kılar . Saltanatı olmadan da padişah yapar . Kim de , Allah’ı zikretmekten gafil kalırsa , mali , serveti , sülalesi ve hükümeti olmasına rağmen zelil olur .                                                                                                                                   

39. Zikir dağılmış olanı toplar , toplanmış olanı dağıtır . Uzağı yakın eder , yakını uzak eder . Dağılmış olanları toplamaktan maksat , insanın kalbinde dağınık olarak bulunan, üzüntü , keder ve düşüncelerden doğan perişanlıkları uzaklaştırıp , kalbi bir araya toplamasıdır . Toplu olanı dağıtmaktan maksat , insanda biriken düşünceleri dağıtır , ayrıca insanda toplanan günah ve kusurları ve insanın üzerine toplanıp musallat olan şeytanın askerlerini dağıtmasıdır . Uzakta olan ahireti yakınlaştırır ve yakında olan dünyayı uzaklaştırır .                         

40. Zikir , insanın kalbini uykudan uyandırır . Gaflatten gözlerini açtırır . Çünkü kalp uyuduğu müddetçe bütün menfaatlerini kaybeder .                                                                                

41. Zikir , üzerinde marifet meyveleri olan bir ağaçtır . Tasavvuf ehlinin deyimine göre bu ağaçtan iyi hal ve manevi makam meyveleri yetişir . O halde ne kadar bol zikir yapılırsa ağacın kökü o kadar sağlam olacak , kök ne kadar sağlam olursa ağaç o kadar fazla meyve verecektir .                                                                                                                             

42. Zikir , zikredilen yüce Zât’a yaklaştırır . Hatta O’nunla beraberlik nasip olur . Nitekim Kur’an – ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur :                                                                                           

” Gerçekten Allah , takva sahipleriyle beraberdir . “ ( Nahl – 128 )                                                  

Bir Hadis – i Kudsi’de ise şöyle geçmektedir                                                                                                

” Beni zikrettiği müddetçe Ben kulumla beraberim . ”                                                                               

Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Beni zikredenler , Ben’im dostlarımdır . Onları rahmetimden uzaklaştırmam . Günahlarından tevbe ettikleri müddetçe Ben onların habibi ( dostu ) olurum , eğer tevbe etmezlerse Ben onların tabibi olurum da onları günahlardan temizlemek için sıkıntılara sokarım . ” Zikirden dolayı nasip olan Allah’ın beraberliğine , başka hiç bir beraberlik denk değildir . O ne dille ifade edilebilir ne de yazı ile . O beraberliğin lezzetini ancak kendilerine nasip olanlar bilirler .                                                                        

Allah’ım , o lezzetten bana da biraz nasip et .

43. Zikir köleler azad etmeye denktir . Hayır yerlerine mal harcamaya denktir . Allah yolunda cihad etmeye denktir . ( Bir çok hadislerde buna benzer Konular geçmiştir , ileride de geçecektir )                                                                                                                                  

44. Zikir şükrün temelidir . Kim Allah’ı zikretmezse şükür de etmez . Bir hadiste buyurulduğuna göre ; Hz . Musa alá nebiyyina ve aleyhissalâtu vesselam Allahu Tea la’ya , “ Sen bana çok nimetler verdin . Sana çok şükredebilmem için bana bir yol göster ” dedi . Allahu Teâlâ , “ Beni ne kadar zikredersen o kadar şükretmiş olursun ” buyurdu . Diğer bir hadiste Hz . Musa aleyhisselam’ın bu isteği şöyle anlatılmaktadır : Hz . Musa aleyhisselam , ” Allah’ım ! Sen’in şanına layık şükür nasıl olmalıdır ? ” diye sordu . Allahu Teâlâ ” Dilin her an Benim zikrimle taze ve ıslak bulunsun ” buyurdu .                                                                       

45. Allah indinde takva sahiplerinin en şereflileri daima zikirle meşgul olanlardır . Çünkü takvanın sonu Cennet’tir . Zikrin sonu Allah ile beraber olmaktır .                                                          

46. Kalpte bir çeşit sertlik vardır . O zikirden başka hiç bir şeyle yumuşamaz .                                          

47. Zikir kalp hastalıklarının devasıdır .                                                                                                     

48. Zikir Allah ile dostluğun temelidir . Zikirden gâfil olmak Allah’a düşmanlığın temelidir .

49. Hiç bir ibadet Allah’ı zikretmek kadar nimetleri çekici değildir . Ve Allah’ın azabını da defedici değildir .                                                                                                                                   

50. Zikredenlere Allah’ın rahmeti ve meleklerin duası nasip olur .                                                       

51. Kim dünyada Cennet bahçelerinde yaşamak istiyorsa , zikir meclislerine otursun . Çünkü bu meclisler Cennet bahçeleridir .                                                                                               

52.Zikir meclisleri meleklerin meclisleridir.(Geçen hadislerde bu konu genişçe anlatılmıştır)                                                                                                                                        

53. Allahu Teâlâ meleklere karşı zikredenlerle övünür .                                                                             

54. Zikre devam eden Cennet’e gülerek girecektir .                                                                                        

55. Bütün ameller ancak Allah’ı hatırlamak için emredilmiştir .                                                               

56. Ameller arasında en üstünü , içinde Allah’ın zikri en çok olanıdır . Oruçlar arasında en üstün oruç , içinde zikir en çok olanıdır . Haclar arasında en üstün olanı , içinde zikir en çok olanıdır . Aynı şekilde cihad ve diğer amellerin hükmü de böyledir .                                           

57. Zikir , nafile namazlar ve diğer nafile ibadetlerin yerini tutandır . Nitekim hadiste buyuruluyor ki : Fakir olanlar Rasûlullah sallallahu aleyhi yesellem’e yakınarak şöyle dediler ; ” Bu zenginler büyük büyük dereceler kazanıyorlar . Onlar oruç ve namazda bize katılıyorlar , üstelik mallarından dolayı Hac , Umre ve cihad yaparak bizi geçiyorlar ” . Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Ben kimsenin size ulaşamayacağı bir şeyi haber vereyim mi ? Ancak aynısını yapan müstesna ” buyurdu . Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem her namazın peşinden Subhanallah Elhamdulillah Allahu ekber demelerini söyledi ( Bu konu üçüncü bölümün , ikinci kısmının , yedinci ha disinde gelecektir ) . Orada , Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zikrin Hac , Umre , cihad ve her ibadetin bedeli olduğunu söylemiştir .                                                                                                                  

58. Zikir diğer ibadetler için büyük bir destek ve yardımcıdır . Zikir çok yapılırsa her ibadet insana sevimli gelir ve ibadetlerden lezzet almaya başlar . Hiç bir ibadette zorluk ve ağırlık kalmaz .                                                                                                                                               

59. Zikir sayesinde her zorluk kolaylaşır . Her zahmetli şey basitleşir . Her çeşit yük hafifleşir . Her musibet yok olup gider .                                                                                           

60. Zikir sayesinde kalpteki korku ve endişe uzaklaşır . Korkunun yok olup yerine huzur gelmesinde Allah’ı zikretmenin özel bir payı vardır . Ne kadar çok zikredilirse o kadar huzur nasip olur ve korku son bulur .                                                                                                       

61. Zikir sayesinde insanda özel bir kuvvet doğar . O kuvvetle zor gibi görünen işleri yapmaya başlar . Hz . Fatima radıyallahu anha el değirmeninin zorluğu ve ev işlerinin meşakkati yüzünden bir hizmetçi isteyince Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kızı Fatima radiyallahu anha’ya yatarken otuz üç defa Subhanallah , otuz üç defa Elhamdulillah , otuz dört defa Allahuekber demesini emretmiş ve “ Bunlar hizmetçiden daha hayırlıdır ” diye sözlerine eklemiştir .                                                                                                                                 

62. Ahiret için çalışanlar yarışmaktadırlar . Bu yarışta en önde olanlar Allah’ı zikredenlerdir . Ömer Mevlâ – i Ğufre rahmetullahi aleyn’den şöyle naklediliyor . Kıyamet günü insanlar amel defterlerini alınca nice insanlar ” Zikre neden gereken öne mi vermedik , halbuki o en kolay ameldi ” diye üzüleceklerdir . Bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki : ” Müferridler ileri geçtiler ” , Sahâbe – i Kirâm ” Müferridler kimlerdir ” deyince , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Cânı gönülden Allah’ı zikredenlerdir . Zikir onların yüklerini hafifletir ” buyurdu .                                                                                                      

63. Zikreden kimseyi Allahu Teâlâ tasdik etmiş ve doğrulamış olur . Allah kimin doğru olduğunu bildirmişse , o yalancılarla beraber haşrolmaz . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Bir kul ( Lâilâhe illallâhu vallahuekber ) dediği zaman Allahu Teâlâ < Kulum doğru söyledi . Benden başka ilah yoktur ve Ben en büyüğüm > der . ”                                                                  

64. Zikir sayesinde Cennet’te bir köşk inşa edilir . Kul zikri bırakınca melekler köşkün inşasını durdururlar . Meleklere ” Siz falan köşkün yapımını niçin durdurdunuz ? ” denilince , onlar ” Bu inşaatın malzemesi henüz gelmedi ” derler . Bir hadiste şöyle buyurulmuştur : ” Kim yedi defa Subhanallahi ve bihamdihi , Subhanallah’il Azim derse , Cennet’te ona kubbeli bir köşk inşa edilir .                                                                                         

65. Zikir Cehennem’e karşı siperdir . Insan kötü bir amelinden dolayı Cehennem’i haketse bile zikir araya girerek ona engel olur . Ne kadar fazla zikredilirse bu siper o kadar sağlam olur .                                                                                                                                                      

66. Allah’ı zikredenlerin bağışlanmaları için melekler istiğfar ederler . Hz . Amr bin el – Ås radiyallahu anh’dan nakledildiğine göre ; Bir kul Subhanallahi ve bihamdihi veyahut Elhamdulillahi Rabbil Alemin derse , melekler ” Ey Allah , bunu bağışla ” diye dua ederler .

67. Üzerlerinde Allah’ın adı anılan dağlar veya ovalar , bununla iftihar ederler . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : Bir dağ diğer dağa seslenerek , ” Bugün senin üzerinden Allah’ı zikreden biri geçti mi ? ” diye sorar . Eğer ” Geçti ” derse , o dağ sevinir                                                    

68. Allah’ı çok zikretmek , munafıklıktan uzak olmanın güvencesi ve belgesidir . Allah celle celaluhu munafıkların sıfatlarını şöyle açıklamıştır : ” Onlar Allah’ı çok az zikrederler . ” ( Nisa – 142 ) Ka’b Ahbâr radıyallahu anh’dan nakledilen bir hadiste : ” Allah’ı çok zikreden munafıklıktan uzaktır ” buyurulmuştur .                                                                              

69. Bütün amellere karşılık zikrin özel bir lezzeti vardır . Bu lezzet diğer hiçbir amelde bulunmaz . Zikrin bu lezzetten başka hiç bir fazileti olmasaydı bu lezzet ona fazilet bakımından yeterdi . Malik bin Dinar rahmetullahi aleyh şöyle demiştir : ” Zevke düşkün olanlar zikrin lezzeti kadar hiç bir şeyde lezzet bulamazlar . ”                                                                 

70. Zikredenlerin yüzlerinde dünyada da nur , ahirette de nur olacaktır .                                               

71. Kim yolda , evde , seferde ve hazerde Allah’ı çok zikrederse , kıyamet günü onun şahitleri bol olacaktır . Allahu Teâlâ kiyamet günü hakkında şöyle buyuruyor :                                       “ O gün yer kendi haberlerini anlatır . “ ( Zilzâl – 4 ) Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Onun haberlerini biliyor musunuz ? ” buyurdu . Sahâbe – i Kirâm radıyallahu anhum bilmediklerini söyleyince Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Erkek olsun kadın olsun , yeryüzünde ne yapmışlarsa , o yer , < falan yerde , falan günde , falan saatte üzerimde ( iyi veya kötü ) şu işi yaptı > diyecektir . ” buyurdu . Bu bakımdan değişik yerlerde Allah’ı zikredenin şahitleri çok olacaktır .                                                                                                             

72. Dil zikirle meşgul olduğu müddetçe boş şeyler ( yalan, gıybet vs. ) den korunmuş olur. Çünkü insanın dili susmadığından dolayı ya Allah’ı zikretmekle ya da gereksiz sözlerle meşgul olacaktır . Kalbin durumu da böyledir . Eğer o Allah sevgisiyle meşgul olmazsa , mahlukatın sevgisine mübtelâ olacaktır .                                                                                     

73. Şeytanlar insanın apaçık düşmanlarıdır . Her yolla onu yalnızlığa sürüklemekte ve her taraftan onu kuşatmaktadırlar . Devamlı düşman kuşatması altında kalan birinin halinin ne olacağı bellidir . Düşmanlar da öyle bir düşmanki , onlardan her biri verebildiği kadar ona zarar vermek istemektedirler . Bu şeytan ordularını geri püskürtecek şey ancak Allah’ı zikretmektir . Bir çok hadislerde çok sayıda dualar geçmektedir . Onları okumakla şeytan yaklaşamaz . Yatarken okunursa bütün gece güvenlik içinde geçer .

Hafiz Ibn – i Kayyım rahmetullahi aleyh ( kitabında ) böyle çeşitli duaları zikretmiştir . Altı bölüm halinde zikir çeşitlerinin herbirine karşı üstünlükleri ve zikrin genel olarak bazı faziletlerini anlatmıştır . Ondan sonra hadislerde belli vakitlerde okunması belirtilen özel duaları yetmiş beş bölümde anlatmıştır . Konuyu kısa tutmak için burada onlar yazılmamıştır . Allah’ın tevfik verdiği kimseler için buraya kadar anlatılan faziletler yeterinden de fazladır . Kendisine tevfik verilmeyen kim se için binlerce fazilet faydasızdır . “Başarım yalnız Allah’ın yardımı iledir. Sadece O’na tevekkül ettim ve O’na döneceğim. “ ( Hud – 88 )


IKINCI BÖLÜM


KELIMEI TAYYIBE

Kelime – i Tayyibe’ye Kelime – i Tevhid de denir . Kur’an – ı Kerim ve Hadis – i Şeriflerde hiçbir şey Kelime – i Tevhid kadar zikredilmemiştir . ( Hak olan ) batan dinler ve peygamberlerin gönderilişinin asıl gayesi Tevhid olduğuna göre , ne kadar anlatılsa yerindedir .

Kur’an – ı Kerim’de bu yüce kelime çeşitli ünvanlar ve değişik isimlerle anil mıştır . Mesela , Kelime – i Tayyibe , Kavli Sabit , Kelime – i Takvā , Mekâlidus Sema vâti vel Arz ( Göklerin ve yerin anahtarları ) vs. gibi … Bunlar ileride gelecektir .

Imam – ı Gazali rahmetullahi aleyh Ihya adlı eserinde , ” o , Kelime – i Tevhid’dir . Kelime – i İhlâs’tır . Kelime – i Takva’dır , Kelime – i Tayyibe’dir , Urvetül Vuskâ’dir , Da’vetül Hakk’tır , Semenül Cenneh’dir ” diye nakletmiştir .

Kur’an – ı Kerim’de Kelime – i Tevhid çeşitli ünvanlarla anıldığından bu bölümü uç kısıma ayırdık .

1. Kısımda Kelime – i Tevhid’in zikri geçmediği halde , kendilerinden Kelime – i Tevhid kasdedilen ayetler zikredilmiştir . Bu bakımdan ayetlerin tefsirleri özet olarak Sahâbe – i Kirâm hazretlerinden ve Kâinat’ın Efendisi efdalu – s salavati vesselam’ın kendi dilinden nakledilmiştir .

2. Kısımda Kelime – i Tayyibe’nin yani La llahe Illallâh kelimesinin tamamının zikredildiği ayetler veya Kelime – i Tevhid’in az bir değişiklikle ( mesela , Lailâhe illahû gibi ) zikredildiği ayetler bildirilmiştir .

3. Kısımda bu yüce kelimeyi okumaya teşvik eden ve onu emreden hadislerin tercüme ve izahları yapılmıştır .

” Başarım yalnız Allah’ın yardımı iledir . Sadece O’na tevekkül ettim ve O’na döneceğim . ” ( Hûd – 88 )

BİRİNCİ KISIM

KELİME – İ TAYYİBE’NİN MANASINI TAŞIYAN AYETLER

1. Gördün ya Allah nasıl bir temsil yaptı : Hoş bir kelime olan Kelime – i Tayyibe , kökü yerde sabit ve dal budağı yukarıda olan hoş bir ağaca benzer . O ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir . Allah insan lara böyle misaller verir ki , iyi düşünüp ibret alsınlar . / Kötü bir kelime ( küfür ) de yerin ( üzerinden ) koparılmış , durma imkanı olmayan ( yıkılan giden ) kötü bir ağaca benzer . ( Ibrahim – 24,25,26 )

İZAH : Hz . Ibn – i Abbas radiyallahu anhuma buyuruyor ki : Kelime – i Tayyibe’den , Kelime – i Şehadet ( Eşhedu en la ilahe illallah ) kasdedilmiştir . Onun kökü mü’minin sözündedir , dalları da göklerdedir . Bundan dolayı mü’minin ameli göklere yükse lir . ” Kelime – i Habise ” şirktir . Onunla hiç bir amel kabul olmaz . Başka bir hadiste Ibni Abbas radıyallahu anhuma şöyle buyurdu : ” Her zaman meyve verir ” demek ” Gece gündüz Allah’ı hatırlar ” demektir .

Tabii’nden Hz . Katade rahmetullahi aleyh şöyle bir hadis naklediyor . Biri Pey gamber sallallahu aleyhi vesellem’e , ” Ya Rasulallah , zenginler ( verdikleri sadakalar vs. yüzünden ) bütün sevapları alıp gittiler ” dedi . Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem , “ Peki sen söyle , eğer bir adam eşyalarını birbirinin üzerine koysa göğe kadar ulaşır mı ? Ben sana öyle bir kelime söyleyeceğim ki , onun kökü yerde , dalları göklerdedir . Her namazdan sonra onar defa ,

لا إله إلا الله والله أكبر ، شبحان الله والحمد لله

söyle . Onun kökü yerde , dalları göklerdedir ” buyurdu .

2.Her kim şeref ve kuvvet isterse , bilsin ki , bütün şeref ve kudret Allah’ındır . Hoş kelimeler ( tevhid ve tesbihler ) ancak O’na yükselir . Hoş kelimeleri de salih amel yükseltir . ( Fatır -10)

İZAH : Tefsir alimlerine göre güzel kelimelerden kasit La ilahe illallahtır . Tefsir alimlerinin çoğundan bu görüş nakledilmiştir . Ayetin diğer bir tefsiri de , bundan tesbih kelimelerinin kasdedilmiş olmasıdır . ( Bu konu ikinci bölümde anlatılacaktır ) .

3.Rabbinin sözü , doğruluk ve adalet yönünden tamam oldu . ( En’am – 115 )

İZAH : Hz . Enes radıyallahu anh , Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir : ” Rabbinin Kelimesinden maksat La ilahe illallahtır . ” Tefsir alimlerinin çoğuna göre ondan maksat Kur’an – ı Kerim’dir .

4. Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette sabit söz olan şe . hadet kelimesi ile sabitleştirir , tevhide bağlı kılar . Allah , zalimleri ( kafirleri ) şaşırtır ve Allah dilediğini yapar . (Ibrahim-27)

İZAH : Hz . Berâ radiyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu söyledi : ” Müslüman kabirde sorguya çekildiği zaman La ilahe illallah Muhammedurrasallullah diyerek şehadet getirir . Ayetteki Sabit sözden de bu kasdedilmiştir . ” Hz . Aişe radıyallahu anha’dan nakledildiğine göre bundan maksat kabir sorgulamasıdır.

Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” Bir müslüman öleceği sırada melekler gelirler , ona selam verirler ve onu Cennet’le müjdelerler . Ol dükten sonra melekler onunla giderler , onun cenaze namazına katılırlar . Kabre konulduktan sonra onu oturturlar ve sorguya çekerler . Ona < Senin şahitliğin nedir ? > diye sorulunca , o < Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeder Rasûlullah > der . İşte bu ayeti kerimenin maksadı da budur . ” Hz . Ebû Katâde radıyallahu anh buyuruyor ki : ” Dünyada ki Sağlam sözden kasit La ilahe illallahtır , ahirette ise kabirde ki sorgu sualdir ” . Hz . Taus rahmetullahi aleyh’den de aynı şey nakledilmiştir .

5.Gerçek olan dua ancak Allah’a aittir . O’ndan başka ( müşriklerin ) yalvarıp durdukları putlar ise kendilerine hiç bir şeyle karşılık veremezler . O kafirlerin hali kuyu başında su ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açıp uzatana benzer ki , su ona yükselip gelmez . Kafirlerin duası boşuna gitmiştir . ( Ra’d – 14 )

İZAH : Hz . Ali kerremallahu vechehu buyuruyor ki : ” Davetül Hakkdan maksat Tevhid yani La ilahe illahlah’tır . ” Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma da ” Davetul Hakkdan maksat La ilahe illallah kelimesine şehadet etmektir ” demiştir . Diğer zâtlardan da aynı tefsir nakledilmiştir .

6. ( Rasûlum ) de ki : ” Ey kitap ehli ( olan hıristiyan ve yahudiler ) bizim le sizin aranızda müsavi bir kelimeye gelin . Şöyle ki ; Allah’dan başkasına tapmayalım . O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım . Allah’ı bırakıp da birbiri mizi Rab’lar edinmeyelim . ” Eğer kitap ehli bu kelimeden yüz çevirirlerse ( 0 halde ) şöyle deyin : “ Şahit olun biz gerçek müslümanlardanız . ” ( Al – i İmran – 64 )

İZAH : Ayeti kerimenin konusu açıktır . Kelimeden maksat Tevhid ve Kelime – i Tayyibe’dir . Hz . Ebul Åliye rahmetullahi aleyh ve Mücahid rahmetullahi aleyh’den açık olarak Kelimeden maksadin La ilahe illallah olduğu nakledilmiştir .

7. ( Ey Muhammed aleyhisselam ümmeti ) siz insanlar için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz , iyiliği emreder , fenalıktan alıkorsunuz ve Allah’a imanınızda devam edersiniz . Eğer Ehl – i Kitap da imana gelseydi muhakkak haklarında hayırlı olurdu . İçlerinden iman edenler varsa da ekserisi gerçek dinden çıkmış fasıklardır . ( Al – i Imran – 110 )

İZAH : Hz . İbn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” Iyiliği emredersiniz sözünden maksat La ilahe illallah’a şahitlik etmelerini ve Allah’ın hükümlerini kabul etmelerini emredersiniz demektir . Lâ ilahe illallah kelimesi bütün güzel şeylerin en güzeli ve en üstünüdür . “

8. Gündüzün iki tarafında ( öğle ve ikindi vakti ) ve geceye yakın üç vakitte ( akşam , yatsı ve sabah ) gereği üzere namaz kıl . Doğrusu bu hase nat ( beş vakit namazın sevabı küçük ) günahları mahveder . Bu ibretle düşü nenlere bir nasihattır . ( Had – 114 )

İZAH : Bu ayetin tefsiri hakkında pek çok hadis vardır . Onlardan birinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu ayeti kerimeyi açıklarken şöyle buyurdu : “ Iyilikler ( amel defterinden ) kötülükleri siler . ” Hz . Ebû Zer radıyallahu anh diyor ki : Ben Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in bana biraz nasihat etmesini istedim .Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Daima Allah’tan kork , senden bir kötülük zuhûr ederse , ondan sonra hemen bir iyilik yap ki , onun karşılığı ( yani onu devamlı okumak da buna dahil mi ? ) ” dedim . Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Bu , iyilikler arasında en üstün olan şeydir ” buyurdu . Hz . Enes radiyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir : ” Bir kul gece veya gündüzün bir vaktinde La ilahe illallah derse , onun amel defteri kötülüklerden temizlenir .

9. Muhakkak ki , Allah , adaleti , ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder . Çirkin işlerden , fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyeder . Size böylece öğüt veriyor ki , benimseyip tutasınız . ( Nahl – 90 )

İZAH : Tefsirlerde Adl ( Adalet ) ‘ in çeşitli manaları anlatılmıştır . Bir tefsirde Abdullah Ibn – i Abbas radiyallahu anhuma’dan nakledildiğine göre , Adidan maksat La ilahe illallah kelimesini ikrar etmektir . Insan dan maksat ise farzları eda etmektir .

10. Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki , ( Allah ) sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın . Kim Allah’a ve Rasûlu’ne itaat ederse , o gerçekten büyük bir kurtuluşa kavuşmuştur . ( Ahzab – 70,71 )

İZAH : Hz . Abdullah Ibn – i Abbas radiyallahu anhuma ve Hz . İkrime radıyallahu anh’dan nakledildiğine göre ” Doğru söz söyleyin ” den maksat ” La ilahe illallah de yin ” demektir . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Amellerin en sağlamı üçtür : 1 – Her durumda ( üzüntüde , sevinçte , darlıkta ve bollukta ) Allah’ı zikretmek . 2 – Kendi hak . kinda insaflı muamele yapmak ( Başkalarına baskı yapıp kendine düşen görevde oraya buraya kaytarmamak ) . 3 – Din kardeşine maddi yardımda bulunmak ” .

11. O halde kullarımı müjdele . 10 kullarımı ki , ( Kur’an’ı ) dinlerler , son rada onun en güzel emirlerine uyarlar . İşte bunlar Allah’ın kendilerine hida yet verdiği kimselerdir ve bunlar gerçek akıl sahipleridir . ( Zümer – 17,18 )

İZAH : Hazreti İbn – i Ömer radıyallahu anhuma buyuruyor ki : Hz . Said bin Zeyd : Hz . Ebû Zer Gifâri , Hz . Selman Färisi radıyallahu anhum , bu üç sahâbi cahiliyet devrinde bile La ilahe illallah derlerdi . Bu ayeti kerimedeki ” sözün en güzeli’nden maksat ta budur . Hz . Zeyd bin Eslem radiyallahu anh’dan buna yakın olarak şöyle nakledilmiştir : ” Bu ayetler cahiliyet devrinde bile daima Lâ ilahe illallah diyen üç kişi ( Zeyd bin Amr bin Nufeyl , Eba Zer Gifári ve Selman Farisi ) hakkında inmiştir .

12. Doğruyu getiren ( Hz . Muhammed aleyhisselam ) ve onu tasdik eden ( mü’minler ) ise , işte bunlar takva sahibi kimselerdir . Onlara Rableri katında ne dilerlerse var . İşte bu , güzel ve iyi iş görenlerin mükafatıdır . / Çünkü Allah , onların daha önce işledikleri amellerin en kötüsünü bile örtüp bağışlayacak ve yapmakta oldukları güzel amellerin mükafatlarını kendilerine verecektir . ( Zimer – 33,35 )

İZAH : Allah’tan doğruyu getiren peygamberlerdir . Peygamberlerden geti renler Ulema – i Kirâm’dir ( Allah onlara çektikleri emeklerin karşılığını versin ) . Hz . İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan nakledildiğine göre : ” Doğru sözden maksat La ilahe illallahtır . ” Bazı tefsir alimlerinden nakledildiğine göre , Allah’tan doğruyu alip getirenden maksat Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’dir . Onu tasdik e denden maksat mü’minlerdir .

13. Gerçekten , “ Rabbimiz Allah’tır . ” deyip de sonra sebat gösterenler ( salih amel işleyenler ) onların üzerine ( ölüm anında ve kıyamet günü ) , “ Korkmayın , mahzun olmayın , va’d olduğunuz Cennet’le neşelenin ” diye melekler inecektir . / ( Ve melekler şöyle diyecektir ) ” Biz , hem dünya ha yatında hem de ahirette sizin dostlarınızız . Size ahirette nefislerinizin hoş lanacağı ( nimet ) var , hem size burada ne isterseniz var . / Gafur ve Rahim olan Allah’dan bir ziyafet olarak . ( Fussilet – 30,31,32 )

İZAH : Hz . İbn – i Abbas radiyallahu anhuma buyurdu ki : Sonra sebât gösteren ler sözünün manası La ilahe illallah’ı tasdik etmekte sebât edenler demektir . Ibrahim rahmetullahi aleyh ve Mücâhid rahmetullahi aleyh’den de aynı görüşler nakledilmiş ve ” La ilahe illallah üzerine ölene kadar sebât gösterip , şirk vs.ye düşmeyenlerdir ” denilmiştir .

14. ( Insanları ) Allah’a çağıran , salih amel işleyen ve “ Ben müslüman lardanım ” diyenden daha güzel sözlü kimdir ?

İZAH : Hz . Hasan radıyallahu anh diyor ki : ” Allah’a çağırmaktan maksat müezzinin ezanda La ilahe illallah demesidir . ” Asim bin Hübeyre rahmetullahi aleyh diyor ki : Sen ezanı okuduktan sonra daima ;

Lâ ilahe illallahu vallahu ekber ve ene minel – müslimin deyiver .

15. Allah , Rasûlunun ve mü’minlerin üzerine manevi huzuru indir mişti . Onlara takva kelimesini de ilham etmişti . Onlar da buna pek layık ve ehil idiler . ( Fetih – 26 )

İZAH : Takva kelimesinin maksadı çoğu hadislerde Kelime – i Tevhid olarak bildirilmiştir . Nitekim Hz . Ebû Hüreyre ve Hz . Seleme radıyallahu anhuma , Rasûlul lah sallallahu aleyhi vesellem’den , bundan maksadın Lâ ilahe illallah olduğunu naklet mişlerdir . Ayrıca Hz . Übeyy bin Ka’b , Hz . Ali , Hz . Ömer , Hz . Ibn – i Abbas , Hz . İbn – i Ömer radiyallahu anhum ve daha nice sahâbelerden aynı mana nakledilmiştir . Ata Horasâni rahmetullahi aleyh’den , bundan maksadın Kelime – i Tevhid’in tamamı , La ilahe illallah , Muhammedurrasûlullah , olduğu da nakledilmektedir . Ayrıca Hz . Ali radiyallahu anh’dan , bundan maksadın Lâ ilahe illallahu vallahu ekber olduğu da nakledilmiştir . Tirmizi’de , Hz . Berâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre bundan maksat La ilahe illallahtır.

16. İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir . / O halde Rabbinizin hangi nimetle rini edersiniz inkar ? ( Rahmân – 60,61 )

İZAH : Hz . Ibn – i Abbas radiyallahu anhuma , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem’den bu ayeti kerimenin manasını şöyle nakletmiştir : ” Kendisine dünyada La ilahe illallah demeyi ihsan ettiğim kimsenin ahirette Cennet’ten başka ne mükafatı olabilir ? ” Hz . Ikrime radiyallahu anh’dan şöyle nakledilmiştir : ” La ilahe illallah demenin Cennet’ten başka ne karşılığı olabilir ki ? ” Hz . Hasan radıyallahu anh’dan aynı tefsir nakledilmiştir .

17. Gerçekten kurtulmuştur ( küfür ve masiyetten ) temizlenen . ( Alâ – 14 )

İZAH : Hz . Cabir radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle naklediyor : Tezekka ( temizlenmek ) ‘ ten maksat , insanın La ilahe illallah demesi ve putları terketmesidir . Hz . Ikrime radıyallahu anh diyor ki : Temizlenmekten mak sat , insanın La ilahe illallah’ı ikrar etmesidir . Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma’dan da aynı tefsir nakledilmiştir .

18. Amma kim ( Allah yolunda ) verir ve Allah’tan korkarsa , / o en güzel kelimeyi ( Lâ ilahe illallah’ı ) tasdik ederse , / Biz , onu ( Allah’ın razı olacağı ) en kolaya hazırlarız . ( Leyl – 5,7 )

İZAH : En kolay olan’dan Cennet kasdedilmiştir . Çünkü orada her çeşit rahatlık ve kolaylık hazırlanmıştır . Demek oluyor ki , Biz , onları süratle Cennet’e götürecek olan ve kendilerine kolay gelen amellere muvaffak kılarız .

Tefsir alimlerinin çoğuna göre bu ayet Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh hak kinda inmiştir . Hz . Ibni Abbas radiyallahu anhuma’nın , ” Güzel sözü tasdik etmek , La ilahe illallah’ı tasdik etmektir ” dediği nakledilmiştir . Hz . Abdurrahmân Sülemi radıyallahu anh’dan güzel söz’den maksadın La ilahe illallah olduğu nakledilmiştir . Hz . Imam – ı Azam rahmetullahi aleyh , Ebuzzübeyr rahmetullahi aleyh’in yolu ile Hz . Câbir radıyallahu anh’dan şöyle nakletmiştir . Rasûl – i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Güzel sözü tasdik eder manasındaki ayeti okudu ve ” La ilahe illallah’ı tasdik eder ” buyurdu . Sonra Güzel sözü yalanlar manasına gelen ayeti okudu ve ” La ilahe illallah’ı yalanlar ” buyurdu .

19. Kim bir hayırlı ve güzel amelle gelirse , ona on misli sevab verilir . Kim de bir günah ile gelirse , ona ancak misli ile ( günahı kadarla ) ceza edilir . Onlar haksızlığa uğratılmazlar . ( Enam – 160 )

İZAH : Bir Hadis – i Şerif’te buyuruluyor ki : Bu ayet inince biri ” Ya Rasûlallah , La ilahe illallah da güzel amele girer mi ? ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” O bütün güzel ameller arasında en üstün olanıdır ” buyurdu . Hz . Abdullah İbn – i Abbas radıyallahu anhuma ve Abdullah Ibn – i Mes’ud radıyallahu anh , ayetteki Hasene’den Lâ ilahe illallah’ın kasdedildiğini söylemişlerdir . Hz . Ebû Hüreyre radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den , Hasene’den maksa din La ilahe illallah olduğunu nakletmiştir . Hz . Ebû Zer radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu naklediyor : ” La ilahe illallah bütün iyiliklerden üstündür ” ( Bu konu sekizinci ayetin izahında geçmiştir ) . Hz . Ebû Hüreyre radıyallahu anh buyurdu ki : ” Ayette geçen on misli sevab insanların geneli içindir . Muhacirlerin sevabı ise yediyüz misline kadar ulaşır . “

20. Bu kitabın indirilişi Aziz ve Âlim olan Allah’tandır . / 0 ( Allah ) günah bağışlayan , tevbe kabul eden , azabı şiddetli olan , kudret ve ihsan sahi bidir ki , / O’ndan başka hiç bir ilah yoktur , dönüş ancak O’nadır . ( Mü’min – 1,3 )

İZAH : Hz . Abdullah Ibn – i Ömer radiyallahu anhuma’dan bu ayetin tefsirinde şöyle nakledilmiştir . O Allah , La ilahe illallah diyenin günahını bağışlayan ve yine La ilahe illallah diyenin tevbesini kabul edendir . La ilahe illallah demeyen kimseye şiddetli azab edendir . Ayetteki zittaviinin manası her şeyin sahibi ve sahip olduğu şeyden fazlasını istemeyen demektir . La ilahe illallah , Tevhid’e inanmayan Kureyş kafirlerini reddetmektir . Dönüş ancak O’nadır cümlesinin manasi , La ilahe illallah diyen kimsenin dönüşü ancak ( Cennet’e koyması için ) Allah’adır . La ilahe illallah demeyen kimsenin dönüşü ancak ( Cehennem’e koyması için ) Allah’adır .

21. Artık kim , azgınlığa ve sapıklığa sevkedenleri tanımayıp da Al lah’a iman ederse , o muhakkak ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulba tutunmuştur . ( Bakara – 256 )

İZAH : Hz . Ibn – i Abbas radiyallahu anhuma buyuruyor ki : Ayetteki En sağlam kulba yapıştı demek Lâ ilahe illallah’ı kabul etti demektir . Süfyan rahmetullahi aleyn’den En sağlam kulp’dan maksadın ihlas kelimesi ( Lâ ilahe illallah ) olduğu nakledilmiştir .


İKİNCİ KISIM

KELİME – İ TEVHİD’İN ZİKREDİLDİĞİ AYETLER

Bu kısımda zikredilen ayetlerin çoğunda Kelime – i Tevhid’in tamamı , bazılarinda kısaltılmışı , bazı yerlerde de başka kelimelerle Kelime – i Tayyibe’nin manası aynen zikredilmiştir . Kelime – i Tevhid yani Lâ ilahe illallah’ın manası Allah’tan başka ilah yoktur demektir (Ondan baska hicbir ilah yoktur) ayeti de ayni manadadir.( Biz baskasina ibadet etmeyiz in manasi da hemen hemen aynidir.Biz ancak O’na ibadet ederiz ) ayeti de aynı manadadır . Aynı şekilde ( Ancak o tek bir ilahtır ) ayeti de aynı manaya gelmektedir . Kelime – i Tevhid’e eş an lamlı olan daha başka ayetler de vardır . Hakikat şudur ki ; Kur’an – ı Kerim’in tümü Kelime – i Tevhid’in anlamıdır . Kur’an – ı Kerim’in ve dinin tamamının asıl gayesi ancak Tevhid’dir . Sadece Tevhid’i öğretmek için değişik zamanlarda , çeşitli peygamberler aleyhimüsselam gönderilmiştir . Tevhid bütün Hak dinlerde ortak kalmıştır . Tevhid’in ispatı için çeşitli ifadeler seçilmiştir . İşte bunların hepsi Kelime – i Tayyibe’nin anlamlarıdır .

1. Sizin ilahınız tek Allah’tır . O’ndan başka ilah yoktur . Rahmân’dır ve Rahim’dir . ( Bakara – 163 )

2. Allah , o Allah’dır ki , kendinden başka hiç bir ilah yoktur . O ezeli ve ebedi hayat ile bâkidir . Zât ve kemâl sıfatlarıyla her şeye hâkim olup bütün varlıklar O’nunla kâimdir . ( Bakara – 255 )

3. Allah , o Allah’dır ki , kendinden başka hiç bir ilah yoktur . Ezeli ve ebedi hayat ile bâkidir . ( Al – i Imran – 2 )

4. Allah , melekler ve ( adalette sebat eden ) ilim adamları şahitlik etmiştir ki , Ondan başka ilah yoktur . ( Al – i Imran – 18 )

5.Allah’tan başka ilah yoktur . O Aziz’dir ( İzzet ve kuvvet sahibidir ) , , Hakimdir ( Hikmet sahibidir ) . ( Al – i Imran – 18 )

6. Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur . Şüphesiz o Allah , her şeye galiptir , hüküm ve hikmet sahibidir . ( Al – i Imran – 62 )

7. ( Ey kitap ehli ) bizimle sizin aranızda müsâvi bir kelimeye gelin . Şöyle ki ; Allah’tan başkasına tapmayalım . ( Al – i Imran – 64 )

8. Kendinden başka ilah olmayan bir Allah hakkı için ki , o , kıyamet gününde sizi toplayacaktır . ( Nisa – 87 )

9. Halbuki bir tek ilahtan başka ilah yoktur . . ( Maide – 73 )

10. ( Rasûlüm ) de ki : ” O , yalnız bir tek ilahtır ” ( En’am – 19 )

11. Allah’tan başka onları size getirecek ilah kimdir ? ( En’am – 46 )

12. İşte ( bu yüce sıfatlara sahip olan ) Rabbiniz Allah’tır . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . ( En’am – 102 )

13. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . Allah’a ortak koşanlardan yüz ( En’am – 106 )

14. ( Musâ aleyhisselam ) dedi ki : Ben size Allah’tan başka bir ilah mi isterim ? ( Araf – 140 )

15. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur , öldürür ve diriltir . ( Araf – 158 )

16. Halbuki onlar da ancak bir Allah’a ibadet etmekle emir olunmuş lardi . Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur . ( Tevbe – 31 )

17. Bana Allah yeter . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . Ben ancak O’na güvendim ve o , büyük Arş’ın sahibidir . ( Tevbe – 129 )

18. İşte bu sıfatlara sahip olan Allah , Rabbinizdir . O halde O’na ibadet edin ( Yunus – 3 )

19. İşte bu işleri yapan Allah’tır . Gerçek Rabbinizdir . ( Yunus – 32 )

20. ( Firavun denizde boğulmaya başlayınca şöyle ) dedi : ” İman ettim , gerçekten İsrailoğullarının iman ettiğinden ( Allah’tan ) başka hiç bir ilah yoktur . Ben de O’na teslim olanlardandım . ” ( Yunus – 90 )

21. Bilin ki , ben Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam . ( Yunus – 104 )

22. Bilin ki , Kur’an ancak Allah’ın ilmi ile indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur . ( Hud – 14 )

23. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin . ( Hud – 26 )

24.25,26. Onlara dedi ki : ” Ey kavmim ! Allah’a ibadet edin , sizin O’ndan başka hiç bir ilahinız yoktur . ” ( Hud – 50,61,84 )

27. Ayrı ayrı bir çok ilahlar mı hayırlıdır yoksa herşeyi kahretmeye gücü yeten , bir Allah mi ? ( Yusuf – 39 )

28. O yalnız kendisine ibadet etmenizi emretmiştir . ( Yusuf – 40 )

29. De ki : ” O , benim Rabbimdir , O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . ” ( Ra’d – 30 )

30. Allah’ın ancak bir ilah olduğunu bilsinler . . ( İbrahim – 52 )

Ben’den başka hiç bir ilah yoktur . Bunun için Ben’den korkunuz . ( Nahl – 2 )

32. ilahiniz tek bir ilahtir . . ( Nahl – 22 )

33. O ancak bir ilahtır . ( Nahl – 51 )

34. Sakın Allah ile beraber başka bir ilah icat etmeyiniz . . ( isra – 39 )

35. ( Ey Rasûlüm ) de ki : ” Allah’la beraber , dedikleri gibi ilahlar olsaydı , o takdirde bu ilahlar Arşın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı . ” ( Isra- 42 )

36. ( Ashâb – ı Kehf ) şöyle dediler : “ Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir , O’ndan başkasına asla ilah demeyiz . ” ( Kehf – 14 )

37. Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilah edindiler … ( Kehf – 15 )

38. Yalnız ilahınız bir tek ilahtır , diye bana vahyolunuyor … ( Kehf – 110 )

39. Muhakkak ki Allah benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir . O hal de O’na ibadet edin … ( Meryem – 36 )

40. Allah O’dur ki , kendisinden başka hiç bir ilah yoktur . ( Ta – ha – 8 )

41. Gerçekten Ben Allah’ım . Benden başka hiç bir ilah yoktur . Onun için Bana ibadet et . ( Ta – ha – 14 )

42. Sizin ilahınız kendisinden başka hiç bir ilah bulunmayan ancak Allah’tır … ( Ta – ha – 98 )

43. Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı , bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar , yok olurdu … ( Enbiya – 22 )

44. Yoksa Allah’tan başka ilahlar mi edindiler ? ( Enbiya – 24 )

45. Senden önce hiç bir peygamber gördermedik ki , ona şöyle vahiy etmiş olmayalım : ” Gerçek şu ki , Ben’den başka ilah yoktur … ” ( Enbiya – 25 )

46. Yoksa onlar için kendilerini azabımızdan men edecek ilahlar mi ( Enbiya – 43 )

47. ( İbrahim aleyhisselam kavmine şöyle dedi ) ” O halde Allah’ı bırakıp da size hiç bir fayda veremeyecek ve zarar da yapamayacak şeylere mi tapiyorsunuz ? ” ( Enbiya – 66 )

48. ( Yunus aleyhisselam şöyle dedi ) Sen’den başka ilah yoktur , Sen’i bütün noksanlıklardan tenzih ederim . ” ( Enbiya – 87 )

49. De ki : ” Bana ancak şöyle vahiy olunuyor ; İlahınız ancak bir ilahtır . ” ( Enbiya – 108 )

50. şte sizin ilahınız tek bir ilahtır . O halde yalnız O’na teslim olun . ( Hac – 34 )

51,52. Allah’a ibadet edin , O’ndan başka bir ilahınız yoktur . . ( Mu’minun – 23,32 )

53. Allah’ın beraberinde bir ilah da yoktur . . ( Mu’minun – 91 )

54. Mülkün gerçek sahibi olan Allah , çok yücedir . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . ( Mu’minun – 116 )

55. Her kim Allah ile beraber diğer bir ilaha , onu ispat edecek bir delili olmamasına rağmen , ibadet ederse , onun hesabı ancak Rabbinin katin dadır . ( Mu’minun – 117 )

56. Allah ile beraber bir ilah mi var ? ( Neml – 60,65 )

57. O , öyle Allah’tır ki , kendisinden başka hiç bir ilah yoktur . Hamd O’na mahsustur . ( Kasas – 70 )

58. Allah’tan başka size ( içinde dinleneceğiniz ) bir geceyi getirecek ilah kimdir ? ( Kasas – 72 )

59. Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme . O’ndan başka hiç ( Kasas – 88 ) bir ilah yoktur .

60. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir . ( Ankebut – 46 )

61. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . O halde nereye çeviriliyorsunuz ? ( Fatir – 3 )

62. Muhakkak ki ilahınız birdir . ( Saffat – 4 )

63. Çünkü onlara , ” Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur ” denildiği zaman büyüklük taslarlardı . ( Saffat – 35 )

64. ( Kafirler aralarında şöyle dediler ; “ Muhammed ) İlahları tek bir ilah mi yapmış ? ” ( sad – 5 )

65. Ortağı olmayan tek Kahhar olan Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur . ( Sad – 65 )

66. O her şeye galip olan tek Allah’tır . ( Zumer – 4 )

67. İşte Rabbiniz olan Allah ! Mülk O’nundur . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . ( Zümer – 6 )

68. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur , dönüş ancak O’nadır . ( Mü’min – 3 )

69. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . O halde nereye çeviriliyorsunuz? ( Mu’min – 62 )

70. Ebedi hayat sahibi ancak O’dur . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . o halde O’na yalvarIn . ( Mu’min – 65 )

71. ( Ey Rasûlum ) de ki : ” Bana şöyle vahiy olunuyor ; Muhakkak sizin ilahiniz ancak bir ilahtır . ” ( Fussilet – 6 )

72. Allah’tan başkasına tapmayın … ( Fussilet – 14 )

73. Allah bizim de Rabbimizdir , sizin de Rabbinizdir . ( Sura- 15)

74. Biz Rahmân’dan başka ibadet olunacak ilahlar yapmış miyiz ? ( Zuhruf – 45 )

75. O göklerin ve yerin ve bütün aralarındakinin Rabbidir … ( Duhan – 7 )

76. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur . Hem diriltir hem öldürür … ( Duhan – 8 )

77. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin … ( Ahkaf – 21 )

78. Ey Rasûlum bil ki Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur … ( Muhammed – 19 )

79. Ve Allah ile beraber başka bir ilah icat etmeyin . . ( Zariyat – 51 )

80. O öyle Allah ki , O’ndan başka bir ilah yoktur ( Hasr – 22 )

81. Biz sizlerden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız . ( Mümtehine – 4 )

82. Allah var , O’ndan başka hiç bir ilah yok … ( Tegabun – 13 )

83. O , doğunun da batının da Rabbidir . O’ndan başka hiç bir ilah yoktur ( Müzzemmil – 9 )

84. Ben sizin ibadet etmekte olduklarınıza tapmam . / Siz de benim ibadet etmekte olduğuma ( Allah’a ) ibadet ediciler değilsiniz . ( Kafirun – 2,3 )

85. ( Ey Rasûlum ) de ki : “ O Allah’tır , birdir … ” ( Ihlas – 1 )

Bu seksenbeş ayette Kelime – i Tevhid ya da onun manasını içine alan ifadeler geçmiştir . Bunlardan başka daha pek çok ayetlerde Kelime – i Tevhid’in mana ve anlamı geçmektedir . Bu kısmın başlangıcında yazdığım gibi , dinin asli zaten Tevhid’dir . Oyleyse Tevhid’le ne kadar meşgul olunur ve ona rağbet duyulursa , dinde o kadar sağlamlik meydana gelir . Bu bakımdan bu konu çeşitli ifadeler ve değişik şekillerde anlatılmıştır . Ta ki kalbin derinliklerine inip orada pekişsin de kalpte Allah’tan başkasına hiç bir yer kalmasın .


ÜÇÜNCÜ KISIM

KELİME – İ TEVHİD’İN FAZİLETLERİNE DAİR HADİSLER

Bu konuda o kadar ayetler zikredildiğine göre artık hadislerin miktarını sormaya gerek kalmaz . Onların hepsini kuşatmak mümkün olmadığından numune olarak bir kaç Hadis – i Şerif zikredilecektir .

1. Hz . Câbir radıyallahu anh’dan , Hz . Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Zikirlerin en üstünü La ilahe illallah , duaların en üstünü Elhamdulillah’dır . ” ( Tirmizi , Nesei , Ibn – i Mâce , Ibn – i Hibban )

İZAH : Lâ ilahe illallah’ın zikirlerin en üstünü olması apaçık bir şeydir . Bu konuda daha pek çok hadisler gelmiştir . Ayrıca bütün dinin dayandığı nokta Kelime – i Tevhid’tir . Öyleyse bunun en üstün olmasında ne tereddüt olabilir ki ?

Elhamdulillah’a en üstün dua denmesinin sebebi , Kerim olan Zât’i övmek , O’ndan istemek demektir . Hz . İbni Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” La ilahe illallah diyenin ondan sonra Elhamdulillah demesi gerekir . Çünkü Kur’an – i Kerim’de bu ikisi peş peşe zikredilmiştir . ”

Molla Aliyyúl Kâri rahmetullahi aleyh buyuruyor ki : Kelime – i Tayyibe’nin bütün zikirlerden daha üstün ve daha büyük olduğunda hiç şüphe yoktur . O , dinin te melidir . Din , onun üzerine inşa edilmiştir . O , din değirmeninin etrafında döndüğü yüce bir kelimedir . Bundan dolayı tasavvuf ehli ve arifler bu kelimeye önem verip onu bütün zikirler üzerine tercih edip , onun çokça söylenmesini tavsiye ederler . Çünkü onda bulunan faydaların bir başka zikirde bulunmadığı tecrübe ile anlaşılmıştır . Nitekim Seyyid Ali bin Meymûn Mağribi rahmetullahi aleyh’in kıssası meşhurdur . Derin bir alim , müftü ve müderris olan Şeyh Ulvân Hamavi rahmetullahi aleyh onun yanına geldiğinde Seyyid rahmetullahi aleyn ona hususi ilgi gösterip . onun bütün ders , tedris ve fetva vs. gibi meşguliyetlerini durdurdu ve bütün zamanını zikre ayırmasını söyledi . Halkın işi zaten itiraz etmek ve kötülemek olduğundan “ Seyyid efendi , üstadın ilminden dünyayı mahrum etti . Üstadı da zayi etti . ” vs … diye bağırıp çağırmaya başladılar . Bir kaç gün sonra Seyyid efendi , üstadın ara sıra Kur’an – i Kerim okuduğunu öğrenince onu da yasakladı . Artık ne olduğunu sormayın . Halk Seyyid efendiyi münafıklık ve dinsizlikle suçlamaya başladılar . Fakat bir kaç gün sonra üstad da zikrin tesirinin meydana çıktığını ve kalbine renk geldiğini görünce Seyyid efendi ona ” Artık Kur’an okuyabilirsin ” dedi . Üstad Kur’an – ı Kerim’i açıp da her kelimeyi okuduğunda kendisine Kur’an’dan öyle ilim ve marifet ( kapıları ) açılıyordu ki , hiç sormayın . Seyyid efendi ” Allah korusun , ben Kur’an – ı Kerim okumanı yasaklamamıştım . Aksine sende bu halin meydana gelmesini istiyordum ” dedi .

Kelime – i Tevhid dinin temeli ve imanın kökü olduğundan ne kadar bol söylenirse o kadar imanın kökü sağlamlaşır . Imanın , hatta bütün dünyanın varolması bu kelimeye dayanır . Nitekim sahih bir hadiste , ” Yeryüzünde La ilahe illallah diyen biri bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır ” buyurulmuştur . Diğer hadislerde şöyle buyurulmuştur : ” Yeryüzünde < Allah , Allah > diyen bir kişi bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır .


2. Ebû Saîd el Hudrî radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Bir defa Hz . Musâ Ala nebbiyyina ve aleyhisselata vesselam Allahu Teâlâ’ya şöyle dua etti ; “ Ya Rabbi ! Bana öyle bir şey öğret ki , onunla Sen’i zikredeyim ve onunla San’a dua edeyim > . Allahu Teâlâ , < La ilahe illallah de > buyurdu . Hz . Musâ aleyhisselam , < Ya Rabbi , bütün kulların bunu söylüyor » deyince , Allahu Teâlâ < Lâ ilahe illallah de >buyurdu . Hz . Musa aleyhisselam Ya Rabbi , sadece bana ait özel bir şey vermeni istiyorum deyince , Allahu Teâlâ , « Ey Musa , eğer yedi kat gökler ve yedi kat yerler terazinin bir kefesine , La ilahe illallah terazinin diğer kefesine konsa , La ilahe illallah kelimesi onlardan ağır gelir buyurdu . ”

İZAH : Allahu Teâlâ’nın yüce adetlerinden biri de bir şeye ne kadar ihtiyaç duyulursa onu bol bir şekilde vermesidir . Dünyalık ihtiyaçlara bir bakınız . Nefes almak , su ve hava ne kadar çok ihtiyaç duyulan şeylerdir . Allah celle celaluhu onlar ne kadar bol ve geniş bir şekilde ihsan etmiştir . Şüphesiz ki Allah indinde ağırlığı olan şey ihlastır . Bir iş ne kadar ihlasla yapılırsa ağırlığı o kadar fazla olur . Ne kadar ihlassız ve gönülsüz yapılırsa o kadar hafif olur . Ihlası elde etmek için bu kelimeyi çokça söylemekten daha faydalı başka hiç bir şey yoktur . Zaten bu kelimenin adı Kalplerin cilası’dır . Bundan dolayı tasavvuf erbabı bunun bolca söylenmesini istiyorlar . Her gün yüzlerce , hatta binlerce defa söylenmesini tavsiye ediyorlar .

Molla Aliyyül Kari rahmetullahi aleyh şöyle yazıyor : Bir mürid mürşidine , ” Ben Allah’ı zikrediyorum ama kalp O’ndan gâfil kalıyor ” dedi . Mürşidi , “ Zikretmeye devam et , vücudunun bir parçasını ( yani dilini ) , kendini zikretmeye muvaffak kıldığı için Allah’a şükret , kalbinin de O’na yönelmesi için Allah’a dua et ” buyurdu . Ihyâ – ul – Ulum’da Ebû Osman Mağribi rahmetullahi aleyh hakkında da buna benzer bir hadise anlatılmıştır . Halinden şikayet eden bir müridine aynı tavsiyede bulunmuştur . Gerçekten bu çok güzel bir ilaçtır . Allahu Teâlâ buyuruyor ki : ” Eğer şükrederseniz , Ben de nimetimi arttırırım . ” Bir hadiste , ” Allah’ı zikretmek O’nun büyük bir nimetidir . Size kendisini zikretmeye tevfik verdiği için daima Allah’a şükrediniz ” buyurulmuştur .


3. Hz . Ebû Hüreyre radiyallahu anh’dan ; bir defasında ben ” Ya Ra sûlallah , sizin şefaatınızdan kıyamet günü en fazla istifade eden mesud insan kimdir ” dedim . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Ben senin hadislere olan hevesini gördüğümden bu meseleyi senden önce kimsenin sormayacağını biliyordum ” buyurdu . ( Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun sorusuna şöyle cevap verdi 🙂 ” Benim şefaatimden en çok istifade edecek olan saadetli insan , kalbinden gelen bir samimiyetle Lâ ilahe illallah diyendir . “( Buhari )

İZAH : Saadet , insanı hayra ulaştırmak için Allah’ın tevfik vermesidir . Keli me – i Tevhid’i ihlasla söyleyenin herkesten daha fazla şefaate hak kazanacağının iki manası olabilir :

a ) Bu hadiste ihlasla müslüman olduktan sonra yanında Kelime – i Tevhid’i söyle mekten başka iyi bir ameli olmayan kişi kasdedilmiş olabilir . Bu takdirde o , en fazla saadeti ancak şefaatle kazanabilir . Çünkü yanında hiç bir ameli yoktur . Bu hadis , kendilerine ” Benim sefaatim , ümmetimden büyük günah işleyenler içindir ” buyurulan hadislere mana bakımından hemen hemen uymaktadır . O kimseler kendi amelleri yüzünden Cehennem’e atılacaklar , fakat Kelime – i Tevhid sa yesinde onlara Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaati nasip olacaktır .

b ) Hadisin ikinci manası ; şefaate hak kazananlar , bu kelimeyi ihlasla devamlı söyleyenler ve iyi amel işleyenlerdir . Onların en saadetli olmalarının manası , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şefaatinden en fazla onlar istifade ede cekler demektir . Şefaat onların derecelerinin yükselmesine sebep olacaktır .

Allâme Ayni rahmetullahi aleyh yazıyor ki : Kıyamet günü Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şefaati 6 türlü olacaktır ;

1. Mahşer meydanında bekleme sıkıntısından kurtuluşun nasip olması : Mahşer meydanında bütün mahlukat çeşitli musibetlere uğradığından perişan olup ” Cehennem’e atılalım da bu musibetten kurtulalım ” diyecekler ve büyük pey gamberlerin her birinin yanına giderek ” Bize şefaat edin ” diyeceklerdir . Ancak hiç bir peygamber şefaat etmeye cesaret gösteremeyecektir . En sonunda Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şefaat edecek ve onun bu şefaati bütün alem ve bütün yaratıklar ( cinler , insanlar , müslümanlar ve kafirler ) için geçerli ola caktır . Hepsi bundan faydalanacaktır . Kıyametle ilgili hadislerde bu konu genişçe anlatılmaktadır .

2. Bazı kafirlerin azablarının hafifletilmesi için olan şefaat : Mesela sahih bir hadiste Ebû Talib hakkında bu tür bir şefaat bildirilmiştir .

3. Cehennem’e girmiş bulunan bazı mü’minlerin oradan çıkarılması için şefaat

4. Kötü amelleri yüzünden Cehennem’e girmeyi hak etmiş olan bazı mü’minlerin affolunması ve Cehennem’e girmemeleri için olan şefaat

5. Bazı mü’minlerin sorgusuz sualsiz Cennet’e girmeleri için olan şefaat .

6. Mü’minlerin derecelerinin yükselmesi için olan şefaat .


4. Hz . Zeyd bin Erkam radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem şöyle buyurdu : ” Kim ihlasla Lâ ilahe illallah derse Cennet’e girer . ” Biri , “ Onun ihlası ( nın alâmeti ) nedir ? ” deyince , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem , ” Allah’ın yasakladığı şeylerden onu alıkoymasıdır ” buyurdu . ( Taberani )

İZAH : Kişi La ilahe illallah kelimesine inanıp , haram olan işlerden sakınırsa yüce kelimenin faydasında tereddüt yoktur . Şöyle ki ; kötü amellerinin cezasını çektikten sonra eninde sonunda mutlaka Cennet’e girecektir . Yalnız Allah korusun , kötü amelleri yüzünden Islam ve imandan mahrum olursa o zaman iş değişir . Fakih Ebulleys Semerkandi rahmetullahi aleyhi Trenbih – Gafilin adlı kitabında şöyle yazıyor : ” Herkes mutlaka bol bol La ilahe illallah demeye devam etmelidir . Iman üzerine kalabilmek için Allah’a dua etmeli ve günahlardan daima sakınmalıdır . Çünkü günahları yüzünden nice insanların imani son nefeslerinde sökülüp alınır ve dünyadan ahirete küfür içinde giderler . Bundan daha büyük hangi felaket olabilir . Insan bütün ömür boyu müslümanların listesinde bulunsun da kıyamet günü kafirlerin listesinde yer alsın . İşte bu hakiki pişmanlık ve çok büyük bir hüsrandır . ” Bir adamın devamlı kilisede veya puthanede hayat geçirip de ahirette adının kafirlerin listesinde çıkması üzülecek bir şey değildir . Asıl üzülecek şey kişinin ( bir ömür ) camiye gidip ( ahirette ) kafirlerden sayılmasıdır . Bu durum gü nahların çokluğu ve yalnızlıkta haramlara dalmakla meydana gelir . Nice insanlar vardır ki , onlar başkalarının malını yanlarında tutarlar ve o malın başkasının mali olduğunu da bilirler . Fakat kendi kendilerine ; ” Herhangi bir vakit onu geri veririm ve hak sahibinden helallik alırım ” derler . Ancak buna sıra gelmez , ölüm ondan önce gelir . Nice insanlar hanımlarını boşarlar ve boşadıklarını bildikleri halde onlarla birlikte yaşarlar ve o halde iken ölüm gelir de tevbe etmeye muvaffak olamazlar . Böyle durumlarda son nefeste iman çekilip alınır .

” Allah’ım , bizi bu duruma düşmekten koru ”

Hadis kitaplarında şöyle bir kıssa yazılmıştır : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in zamanında bir genç ölmek üzereydi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e o gencin Kelime – i Tevhid’i söyleyemediği haber verilince oraya gitti ve ne olduğunu sordu . Genç ” Ya Rasûlallah , kalbimde sanki kilide benzer bir şey asılı ” dedi . Araştırıldıktan sonra annesinin ona dargın olduğu anlaşıldı . Zira o anne sine çok eziyet etmişti . Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem annesini çağırıp , ” Birisi büyük bir ateş yakıp oğlunu ona atacak olsa , sen oğlunu kurtarmak için ona yalvarıp aracı olur musun ? ” diye sordu . Kadın , “ Evet olurum . ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Öyleyse oğlunun kusurlarını affet ” buyurdu . Annesi bütün kusurlarını bağışladı . Sonra o gence Kelime – i Şehadet okuması söylenince hemen okudu . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem o gencin Cehennem ateşinden kurtulmasına kendini sebep kıldığı için Allah’a şükretti .

Buna benzer yüzlerce olay meydana gelmekte , günahlara batmamızın yüzünden dünya ve ahiretimizin her ikisine de zarar vermekteyiz .

Ihya sahibi Imam – ı Gazali rahmetullahi aleyh şöyle yazıyor . Rasûlullah sallalla hu aleyhi vesellem bir gün hutbe okudu . Hutbesinde ” Kim La ilahe illallah’ı karıştır madan okursa Cennet ona vacip olur ” buyurdu . Hz . Ali radıyallahu anh , ” Ya Rasûl allah , ona bir şey karıştırmak ne demektir , açıklar mısınız ? ” deyince şöyle buyur du : ” Dünyayı sevmek ve onu elde etmek için kendini ona kaptırmaktır . Nice insanlar peygamberler gibi konuşurlar , kibirli zalimler gibi işler yaparlar . Eğer bir kimse bu işleri yapmaz da , Kelime – i Tevhid’i söylerse ona Cennet vacip olur .


5. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöy le buyurdu : ” Bir kul Lâ ilahe illallah dediği zaman ona gök kapıları açılır . Bü yük günahlardan sakındığı müddetçe söylediği bu kelime Arş’a kadar ulaşır . ” ( Tirmizi )

İZAH : Bu kelimenin doğruca Arş’a ulaşması büyük bir üstünlük ve kabul olunmanın son noktasıdır . Az önce de bilindiği gibi Kelime – i Tevhid büyük gü nahlarla da söylense faydasız değildir . Molla Aliyyül Kâri rahmetullahi aleyh buyuru yor ki : ” Büyük günahlardan sakınma şartı , çabuk kabul olunması ve bütün gök kapılarının açılması bakımındandır . Yoksa büyük günah olsa da kelime – i Tev hid’i söylemek sevab ve kabul olma bakımından boşa gitmeyecektir . Bazı alimler bu hadisin manasını şöyle açıklamışlardır : Böyle bir kimsenin ölümünden sonra ruhuna saygı için bütün gök kapıları açılacaktır . Bir hadiste buyuruluyor ki : ” ki kelime vardır ki onlardan birincisi için arşa ulaşana kadar hiç bir engel yoktur . Ikincisi ( nur’u veya mükafatı ) yerle gök arasını doldurur . ” Birincisi La ilahe illallah , ikincisi Allahuekber’dir .


6. Ya’la bin Şeddad radıyallahu anh şöyle dedi : Babam Şeddad bin Evs radıyallahu anh bir hadis anlattı . Ubâde bin Sâmit radıyallahu anh da oradaydı . O da hadisi doğruladı . Babam şöyle dedi ; Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem’in yanındaydık . “ Aranızda yabancı ( gayri müslim ) var mı ? ” buyurdu . Biz ” Hayır yok , Ya Rasûlallah ” dedik . Sonra kapıları kapamamızı emretti ve ” Ellerinizi kaldırınız ve < Lâ ilahe illallah > deyiniz ” buyurdu . Bir müddet ellerimizi kaldırıp o şekilde durduk . Sonra şöyle buyurdu : ” Elhamdulillah , Allah’ım Sen bana bu kelimeyi lütfedip gönderdin . Ona karşılık Cennet vaaddettin . Sen vaadinden dönmezsin . ” Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ” Size müjdeler olsun . Şüphesiz Allah sizi bağışladı ” buyurdu . ( Ahmed , Taberani , Tergib )

İZAH : Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’in “ Yabancı var mı ? ” diye sor ması ve kapıyı kapattırması herhalde orada bulunanların Kelime – i Tayyibe’yi okuyunca bağışlanacaklarını ümit ettiğindendi . Kafirler hakkında böyle bir ümidi yoktu . Tasavvuf ehli , bu hadisi , mürşidlerin müridlerine zikir tavsiye etmeleri hakkında delil kabul etmişlerdir . Nitekim Cami – ul Usûl adlı eserde şöyle yazıyor : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sahâbelere toplu veya tek olarak zikir yapma larını tavsiye etmesi ( delille ) sabittir . Bir topluluğa tavsiyesi ise bu hadisten anlaşılmaktadır . Bu takdirde kapıların kapatılmasını emretmesi istifade etmek isteyenlerin dikkatini tamamen toplamak için olmuştur . İşte bundan dolayı orada yabancı birinin olup olmadığını sormuştur . Çünkü başkasının o toplulukta olması her ne kadar Rasûlullah’ın zihnini dağıtmasa da kesinlikle istifade edecek olanların zihnini dağıtma ihtimali vardı .


7. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” İmanınızı yenileyiniz ( yani tazeleyiniz ) ” . Sahâbe – i Kirâm , “ Ya Rasûlallah imanımızı nasıl yenileyelim ? ” dediler . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem “ La ilahe illallah’ı çokça söyleyiniz ” buyurdu . ( Ahmed , Taberani )

İZAH : Bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Elbisenin eskimesi gibi iman da eskir . Öyleyse Allah’tan imanınızı yenilemesini isteyin . ” Imanın eskimesinden maksat , günahlar yüzünden imanın kuvveti ve nuru eksilir . Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmuştur : “ Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir . Eğer o hakiki bir tevbe ederse o nokta silinir . Yoksa orada yerleşip kalır . Ikinci günahı işleyince ikinci nokta belirir . Böylece en sonunda kalp simsiyah olur , paslanır . ” Allah celle celaluhu Mutaffifin süresinde ( bu konuda ) şöyle buyurmuştur .

” Hayır , doğrusu onların kazandıkları günahlar kalplerini paslandırmıştır . ” ( Mutaffifin – 14 )

Ondan sonra onların kalpleri hak söz kendisine tesir etmez ve işlemez bir hale gelir .

Bir hadiste şöyle geçmektedir : ” Dört şey insanın kalbini berbat eder ; 1 – Ahmaklarla tartışmak , 2 – Günahların çok olması , 3 – Kadınların arasında çok bu lunmak , 4 – Ölü kimselerin yanında çok oturmak ” . ” Ölülerden maksat nedir ? ” diye sorulunca , ” Malından dolayı gururlanan her zengindir ” buyuruldu .


8. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Sizinle , Kelime – i Tayyibe’nin arası ayrılmadan önce La ilahe illallah kelimesini çokça söyleyiniz . ” ( Ebu Ya’la , Tergib )

İZAH : Yani ölüm araya girdikten sonra artık hiç bir iyi amel işlemeye zaman kalmaz . Hayat süresi çok kısadır . Bu hayat iyi amel işlemek ve tohum ekme zamanıdır . Ölümden sonraki süre ise çok geniştir . Orada ancak dünyada ekilen biçilir .


9. Hz . Amr radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den işittim , buyurdu ki ; ” Ben öyle bir kelime biliyorum ki , kul onu hak bilerek kalbinden söyler de bu hal üzere ölürse ona Cehennem haram olur . O kelime Lâ ilahe illallah’tır . ” ( Håkim , Terğib )

İZAH : Pek çok hadislerde bu konu geçmektedir . Bütün bu hadislerden kişinin o anda müslüman olması kasdediliyorsa herhangi bir çelişki yoktur . Çün . ku Islam’a girdikten sonra küfür zamanında yapılan günahların affolacağı hakkında alimler ittifak etmişlerdir .

Eğer önce müslümandı da sonra bu kelimeyi ihlasla söyleyerek öldü ise . Allahu Teâlâ’nın kendi lütfu ile onun bütün günahlarını affetmesi olmayacak bir şey değildir . Allahu Teâlâ bizzat , şirkten başka , dilediği kimsenin bütün günah larını bağışlayacağını buyurmuştur . Molla Aliyyül Kâri rahmetullahi aleyh bazı alim lerden şöyle nakletmiştir . Buna benzer hadisler diğer hükümler inmeden önceki zamana göredir . Bazı alimler ” Bundan maksat Kelime – i Tevhid’in hakkını vererek söylemektir ” demişlerdir . ( Daha önce dördüncü hadiste geçtiği gibi ) Hz . Hasan Basri rahmetullahi aleyh ve diğer bazı alimlerin görüşü de aynıdır . Imam – i Buhari rahmetullahi aleyh’in araştırmasına göre kulun kendi günahlarına pişman olarak kelimeyi söylemesidir . Çünkü gerçek tevbe budur . Sonra bu hal üzere ölmesidir . Molla Aliyyül Kâri rahmetullahi aleyh’in araştırmasına göre bu hadisten müslümanın Cehennem’de devamlı kalmasının haram olduğu kasdedilmiştir . Bütün bunlara ilave olarak açık bir konu daha vardır . Şöyle ki ; tesir eden bir ilacın geçici bir sebepten dolayı tesir etmemesi onun tesirli olmasına ters düşmez .


10. Muâz bin Cebel radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : ” Cennet’in anahtarları Lâ ilahe illallah , Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet getirmektir . ” ( Ahmed , Mişkåt )

İZAH : Anahtarlar denilmesinin manası bütün Cennet’lerin ve ( Cennet’ler deki ) bütün kapıların anahtarı ancak bu kelime’dir . Bu bakımdan bütün anahtarları Kelime – i Tevhid içine almıştır . Yahut bu kelime iki bölümdür . Birincisi ; La ilahe illallah’ı tasdik etmek , ikincisi Muhammedurrasûlullah’ı tasdik etmektir . Böylece iki anahtar olur . Ancak ikisiyle birlikte açılabilir . Daha başka hadislerdeki Cennet’e girmek veya Cehennem’in haram olduğuna dair sözlerden kasdedilen Kelime – i Tevhid’in tamamıdır . Bir hadiste : ” Cennet’in bedeli La ilahe illallah’tır ” buyurulmuştur .


11. Hz . Enes radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor : ” Herhangi bir kul gece ve gündüzün bir vaktinde Lâ ilahe illallah derse , onun amel defterindeki kötülükler silinip yerine onun kadar iyilikler yazılır . ” ( Ebu Ya’la , Terģib )

İZAH : Kötülüklerin silinip yerine iyiliklerin yazılmasıyla ilgili açıklama birin ci bölümün ikinci kısmının onuncu hadisinde genişçe anlatılmıştır . Orada buna benzer ayet ve hadislerin bir kaç manası da yazılmıştır . O manaların her birine kıyasla bu hadiste de günahların amel defterinden silinmesi anlaşılmaktadır . Elbette ihlas olması gerekir . Allah’ın adını çok çok anmak ve Kelime – i Tayyibe’yi çok söylemekte zaten ihlas meydana getirir . Bundan dolayı bu yüce kelimenin adı Ihlas kelimesidir .


12. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Arş’ın karşısında Allah’ın nurdan bir sütunu vardır . Bir kul Lâ ilahe illallah dediği zaman o sütun sallanmaya başlar . Allah celle celaluhu < Sakin ol > buyurur . O < Nasıl sakin olayım , Kelime – i Tevhid’i okuyan henüz bağışlanmadı > deyince , Allahu Teâlâ , “ Peki , Ben onun günahlarını bağışla dim > buyurur . Bunun üzerine o sütun sakinleşir . ” ( Bezzar , Tergib )

İZAH : Hadis alimleri bu rivayet hakkında bazı sözler etmişlerdir . Fakat Allâme Suyūti rahmetullahi aleyh bu rivayetin pek çok yolla , çeşitli ifadelerle nakle dildiğini yazmıştır . Bazı rivayetlerde bununla beraber Allahu Teâlâ’nın şöyle buyurduğu da geçmektedir . ” Ben kulumu bağışlamak için ona bu Kelime – i Tayyibe’yi söylettim ” . Kelime – i Tayyibe’yi söylemesi için kuluna kendisi tevfik verip , sonra da lütfunu son noktasına kadar arttırarak bağışlaması Allah’ın ne kadar büyük bir ihsan ve ikramıdır .

Hz . Ata rahmetullahi aleyh’in kıssası meşhurdur . O bir gün çarşıya gitti . Orada deli olduğu zannedilen bir cariye satılıyordu . Onu satın aldı . Gecenin bir kısmı geçince o cariye kalktı , abdest aldı ve namaza durdu . Namazda ağlamaktan nefesi kesiliyordu . Ondan sonra , “ Ey Rabbim , Sen’in bana olan sevgin hürmetine bana merhamet eyle ” dedi . Atà rahmetullahi aleyh bunu duyunca , ” Ey kadin , Ya Rabbi , benim Sana olan sevgim hürmetines de ” buyurdu . Bunu duyunca cariye sinirlendi ve ” O’nun hakkına yemin ederim ki , eğer O beni sevmeseydi , seni öyle tatlı tatlı uyutmaz , beni de böyle kaldırmazdı ” dedi . Ondan sonra şu şiiri okudu :

Sıkıntılar birikiyor , gönül yanmakta , Sabir ayrılıyor , gözyaşları akmakta . Nasıl rahat etsin ki , hiç huzuru olmayan , , , Aşk , arzu ve kederin hücumuna uğrayan . Ya Rab , eğer varsa bir şey , beni ferahlatan , Lütf eyle , bende bir iz bulundukça hayattan .

Ondan sonra ” Allah’ım , benimle Sen’in aranda olan muamele artık sir olmaktan çıktı . Beni al götür ” diyerek bir çığlık attı ve öldü . Buna benzer daha bir çok olaylar vardır . Şu apaçık bir şeydir ki , Allah’ın tevfiki olmadan ne olabilir ki ?

“ Alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince , siz dileyemezsiniz . ” ( Tekvir – 29 )


13. Hz . İbn – i Ömer radiyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem şöyle buyurdu : ” Lâ ilahe illallah ehline , kabirlerinde ve mahşer meyda ninda yabancılık yoktur . Sanki ben Lâ ilahe illallah ehlinin başlarından toprağı silkeleyerek kabirlerinden kalktıklarını ve < Bizden ( daimi ) üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun dediklerini görür gibi oluyorum ” .

Diğer bir hadiste : ” Lâ ilahe illallah ehli ne ölüm anında ne de kabirde yabancılık çekecektir . ” buyurulmuştur . ( Taberani , Beyhaki )

İZAH : Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” Bir defa Hz . Cebrail aleyhisselam Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına geldi . Rasûlullah sallallahu aley hi vesellem son derece üzüntülüydü . Cebrail aleyhisselam , ” Allah sana selam gönderdi ve < Ben , onu üzüntülü görüyorum , ona ne oldu ? > diye sordu ” ( Halbuki Allahu Teâlâ kalplerin sırlarını bilendir . Buna rağmen izzet ve ikram olsun ve şerefi tanin sin diye Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e ara sıra bu şekilde sorulurdu ) . Rasûlul lah sallallahu aleyhi vesellem , ” Ey Cebrail , Kıyamet günü ümmetimin hali ne olacak diye endişem artıyor ” buyurdu . Cebrail aleyhisselam , ” Kafirler hakkında mı yoksa müsla manlar hakkında mı ? ” diye sordu . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Müslümanlar hakkında endişeliyim ” buyurdu . Hz . Cebrail aleyhisselam Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i yanına alarak Benu Seleme kabilesinin cenazelerinin defnedildiği bir kab ristana götürdü . Kanadını bir kabre dokundurarak ” Allah’ın emri ile kalk ” buyurdu . Kabirden son derece yakışıklı ve güzel yüzlü biri kalktı . Şöyle diyordu : ” La ilahe illallah Muhammedurrasûlullah – Elhamdulillahi Rabbil alemin ” , Hz . Cebrail aleyhisse lam ona , ” Yerine dön ” buyurunca o da yerine döndü . Sonra başka bir kabre diğer kanadıyla dokundu ve ” Allah’ın izni ile kalk ” buyurdu . Kabirden son derece çirkin , kara yüzlü ve mavi gözlü bir adam kalktı . O da şöyle diyordu : ” Yazıklar olsun bana , vay utanılacak halime , vay başıma gelen musibete ” . Cebrâil aleyhisselam ona ” Yerine dön ” buyurdu . Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e , ” Bu adamlar hangi hal üzere öldüler ise aynı hal üzere kalkacaklardır ” buyurdu .

Yukarıdaki hadiste La ilahe illallah ehlinden görünüşe göre bu kelime ile hususi bağlantısı , hususi ilgisi ve hususi meşguliyeti olanlar kasdedilmiştir . Çün kü örnek olarak sütçü , ayakkabıcı , mücevherci , dondurmacı ( gibi isimler ) özellik le bu maddeleri alıp satanlar ve yanlarında bolca bulunduranlara denilir . Bu ba kimdan La ilahe illallah ehline böyle davranılmasında herhangi bir çelişki yoktur . Kur’an – ı Kerim’de Fâtır sûresinde bu ümmetin üç tabakasından bahsedilmek tedir . Onlardan birii oily Hayırda yarışanlar ifadesi ile açıklanmıştır . Ha dis – i Şerif’te onların hesapsız olarak Cennet’e gireceği bildirilmiştir . Bir hadiste buyuruluyor ki : “ Kim yüz defa Lâ ilahe illallah derse , Allah celle celaluhu onu kı yamet günü yüzü ayin on dördü gibi parlak olduğu halde diriltecektir . ” Hz . Eba Derdâ radıyallahu anh buyuruyor ki : ” Dilleri Allah’ın zikriyle islak ve taze bulunanlar , Cennet’e gülerek gireceklerdir .


14. Abdullah bin Amr radıyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor : ” Allahu Teâlâ kıyamet günü ümmetimden bir adamı seçip bütün yaratıkların karşısına çıkaracak ve onun önüne doksan dokuz amel defteri açılacak ve her defter gözün görebildiği yere kadar geniş olacak . Sonra Allahu Teâla ona , < Bunlardan birini inkar ediyor musun ? Amelleri yazmakla görevli meleklerim sana haksızlık yaptılar mi ( yani yapmadığın halde bir günahı veya yaptığından fazlasını yazdılar mı ? ) > diyecek . O , < Hayır ya Rabbi ( ne günahlarımı inkar ediyorum ne de melekler haksızlık yaptılar ) > diyecek . Sonra Allahu Teâlâ , < Senin ( bu kötü amellerine karşılık ) bir mazeretin var mı ? > buyuracak . O , < Hiç bir maze retim yok , ya Rabbi > diyecektir . Allahu Teâlâ , < Peki senin Bizim yanımızda bir iyi amelin var . Bugün sana hiç bir zulüm yoktur buyuracaktır . Sonra üzerine Eşhedü ellâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûlühü yazılı olan bir kağıt parçası çıkarılacak ve < Git onu tarttır buyurulacaktır . O , < Bu kadar amel defterinin yanında bu parça ne işe yarar > diyecek . Allahu Teâlâ , < Bugün sana hiç bir haksızlık yapılmayacak > buyuracaktır . Daha sonra bütün defterler terazinin bir kefesine , o kağıt parçası da diğer kefesine konacak . Defterler hafif gelecek , o kağıt parçası ise ağır gelecektir . Kısacası hiç bir şey Allah’ın adından ağır değildir . ” ( Tirmizi , Ibn – i Mace , Beyhaki )

İZAH : Işte bu ihlasın bereketidir ki , ihlasla okunan bir Kelime – i Tayyibe bütün amel defterlerine galip gelmiştir . Öyleyse kimse hiç bir müslümanı hakir görmemeli ve kendini ondan üstün bilmemelidir . Kimbilir onun hangi ameli Allah indinde kabul olup kurtuluşu için yeterli olacaktır . Kendi halimizi bilmiyoruz , acaba herhangi bir amelimiz kabul edilmeye layık mı değil mi ?

Hadis – i Şerif de şöyle bir kissa anlatılıyor : Beni Israil’den iki adam vardı . Biri ibadet eden ( âbid ) , diğeri günah işleyen bir adamdı . Abid , günahkarı daima tenkit ederdi . O da ” Beni Rabbime birak ” derdi . Bir gün abid öfkelenerek ” Vallahi sen asla bağışlanmayacaksın ” dedi . Allah celle celaluhu her ikisini de Ålem – i Ervâh’ta bir araya getirdi . Allah’ın rahmetinden ümitli olduğu için günahkarı affetti . Yemin etmesinin cezası olarak abide azab edilmesini emretti . Zira o yemin şüphesiz son derece ağırdı . Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor :

” Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz . Bundan başka ( gü nahları ) dilediği kimse için bağışlar . ” ( Nisa – 48 )

Öyleyse ” Falancanin bağışlanması mümkün değildir ” demeye kimin hakkı vardır ?. Ancak bu , ” Isyanlar , günahlar , yasak olan işler önlenmesin ve onlara karşı çıkılmasın ” demek değildir . ( Kötülükleri önleme konusu ) yüzlerce ayet ve hadiste emredilmiştir . Men edilmemesi halinde azab tehdidi vardır . Hadislerde sik sik şöyle geçmektedir . ” Bir topluluk birini günah işlerken görür de , onu Önlemeye güçleri yettiği halde önlemezlerse , onlar da aynı azaba ortak ola caklardır . ” Ben bu konuyu Tebliğin Faziletleri adlı kitabımda genişçe anlattım . Dileyen oraya bakabilir .

Burada gözönünde bulundurulması gereken önemli bir mesele vardır . Şöyle ki ; dindar kimselerin günahkarları kesin olarak Cehennem’lik görmeleri tehlikeli olduğu gibi , din bilgisi olmayan halkın da küfrü gerektiren sözler sarfeden birini kendilerine onder ve büyük kabul etmeleri öldürücü bir zehir ve son derece tehlikeli bir şeydir . Hz . Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki : ” Kim bid’at ehline ( dinde aslı olmayan şeyler uydurup , ona göre amel yapanlara ) saygı gösterirse , o Islam’ın yıkılmasına yardım etmiş olur . ” Pek çok hadislerde ” Ahir zamanda ( Kıyamete yakın ) deccaller , hilekârlar , yalancılar ortaya çıkacak lar ve sizin hiç duymadığınız hadisleri uydurup size söyleyeceklerdir . Sakin onlar sizi sapıtıp fitneye sokmasınlar . ” buyurulmuştur .


15. İbn – i Abbas radiyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Canım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki , bütün gökler ve yerler , ayrıca onların içinde , arasında ve altında bulu nanların hepsi ( mahşerde ) terazinin bir kefesine konsa , La ilahe illallah’ı ikrar etmekte diğer kefesine konsa ( bu kelimenin konduğu ) kefe diğerine ağır gelir . ” ( Taberani , Dürrü Mensûr )

İZAH : Bu konu pek çok rivayetlerde zikredilmiştir . Şüphesiz Allah’ın yüce adına denk hiç bir şey yoktur . Onu hafife alanlar talihsiz ve mahrum olan kimselerdir . Elbette bundaki ağırlık ihlasla ( söylenince ) meydana gelir . Ne kadar ihlas olursa , bu yüce isim ( mizanda ) o kadar ağır gelir . Işte bu ihlası kazanmak için insan kendini manen terbiye eden zâtlara çok hizmet etmeli ve alçak gönüllü olmalıdır . Başka bir rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bu sözlerinden önce şöyle bir konu daha zikredilmiştir : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki ; ” Ölmek üzere olan kimseye Lâ ilahe illallah söylemesini telkin ediniz . Kim ölüm anında bu yüce kelimeyi söylerse , ona Cennet vacib olur . ” Sahâbe – i Kirâm radıyallahu anhum , ” Ya Rasulallah , eğer sıhhatli iken derse ne olur ? ” diye sorduk larında , Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem , ” O takdirde bu kelime Cennet’i daha çok vacib kılar ” buyurdu . Ondan sonra yukarıda zikredilen yeminli hadisi zikretti .


16. Hz . İbn – i Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayetle ; bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına ( kafirlerden ) Nahham bin Zeyd , Kurd İbn – i Ka’b ve Bahri bin Amr gelerek ” Ey Muhammed , Sen Allah’tan başka bir ilah tanımıyor musun ? ” dediler . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” La ilahe illal lah ( Allah’tan başka ilah yoktur ) . Ben bu kelime ile gönderildim ve insanları bu kelimeye çağırıyorum ” buyurdu . Allahu Teâla onların bu konuşmaları osleni s sí jó diye başlayan ( En’am süresinin 19. ) ayetini hakkında indirdi . ( Dürrü Mensûr )

İZAH : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu hadiste , “ Ben bu kelime ile gönderildim . Yani Peygamber olarak gönderildim , insanları ancak bu kelimeye çağırıyorum ” buyurmuştur . Bu özellik sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ait değildir . Bütün peygamberler bu kelime ile gönderilmiş ve bütün peygam berler bu kelimeye davet etmişlerdir . Hz . Adem aleyhisselam’dan peygamberlerin sonuncusu ve rasüllerin övüncü olan Hz . Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’e kadar bu kelimeye davet etmeyen hiç bir peygamber yoktur . Ne kadar bereketli ve ne kadar değerli bir kelimedir ki , bütün peygamberler ve bütün hak dinler bu yüce kelimeye çağırıyor ve onu yayıyorlardı . Onda bir şey vardı ki , hiç bir hak din ondan boş değildi . Bu kelimeyi tasdik etmek için Kur’an – ı Kerim’in yukarıda zikredilen ( En’am süresinin on dokuzuncu ) ayeti nazil olmuştur . Bu ayette Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i tasdik etmek için Allahu Teâlâ’nın şahitlik ettiği anlatılmıştır . Bir hadiste buyuruluyor ki : ” Bir kul La ilahe illallah dediği zaman Allahu Teâlâ onu tasdik eder ve < Kulum doğru söyledi , Ben’den başka ilah yoktur der .


17. Leys radıyallahu anh’dan rivayetle , Hz . İsa aleyhisselam buyurdu ki : “ Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in ümmeti ( mahşerdeki amellerin tar tıldığı terazide ) insanlar arasında amelleri en ağır olanlardır . Çünkü onların dilleri önceki ümmetlere ağır gelen bir kelimeye yatkındır . O kelime La ilahe ( Dürrü Mensûr , Tergib ) illallah’tır . “

İZAH : Şu açık bir hakikattır ki , Kelime – i Tevhid hiç bir ümmette , Ümmeti Muhammed arasındaki kadar çok yaygın ve bolca söylenir değildi . Çünkü bu Ümmet arasında Allah’a giden yola sevkeden yüz binlerce manevi terbiyeciler ve onların her birinin çok sayıda bağlıları bulunmaktadır . Bu kelimeyi her gün binlerce defa söylemek hemen hemen hepsinin günlük yaptıklari dersleri arasına girmiştir . Cami – ul – Usar’da şöyle yazıyor , ” Allahlafzinur zikri , günlük bir vazife olarak beş bir adettir . Fazlası için bir sınır yoktur . Tasavvuf ehli için günde en az yirmi beş bindir La ilahe illallah’ın miktarı ise onlar için en az berbindir . Bu , miktarlar bu yolun ehillerinin tavsiyesine göre azalıp çoğalabilir . Benim gayem Hz . Isa aleyhisselam’ın sözünu teyid etmek için büyük zatların ölçülerini bildirmektir . Şöyle ki , bu zatların herbirinin en azından yukarıdaki miktarları söylediği bildirilmiştir .

Hz . Şah Veliyyullah rahmetullahi aleyh Kavli Cemil adlı eserinde babasının şöyle dediğini naklediyor . Ben zikir yoluna ilk girdiğimde bir nefeste iki yüz defa La ilahe illallah derdim . ” Ebû Yezid Kurtubi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben yetmiş bin defa La ilahe illallah diyen kimsenin Cehennem ateşinden kurtulacağını du yunca bir miktar ( yani yetmiş bin adet ) hanımım için okudum . Kendim için de pek çok yetmiş binlik hatmeler okuyarak ahiret azığı hazırladım . Bizim yakınımızda bir genç kalırdı . Onun keşif sahibi olduğu , Cennet ve Cehennem’in ona keşf olup ( açıldığı ) söylenirdi . Ben bu meselenin doğruluğundan şüphe ediyordum . Bir defasında o genç bizimle birlikte yemek yiyordu . Aniden bir çığlık attı , nefesi da ralmaya başladı ve < Annem Cehennem’de yanıyor , onun halini gördüm > dedi . ” Kurtubi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben onun bu dehşetli halini görünce < Bir Kelime – i Tevhid hatmesi de onun annesine bağışlayacağım , böylece onun doğruluğunu da denemiş olurum > dedim . Nitekim ben kendim için okuduğum yetmiş bin Kelime – i Tevhid’den oluşan bir hatmeyi onun annesine bağışladım . Bunu gizlice kalbimden bağışlamıştım . Benim onları okuduğumu da Allah’tan başka kimse bilmiyordu . Fakat o genç derhal , < Amca , annem Cehennem azabından uzaklaş tırıldı > dedi . ” Kurtubi rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Bu olaydan bana iki fayda nasip oldu . Biri , duyduğum yetmiş bin kelimenin bereketini tecrübe etmek , diğeri de o gencin doğruluğuna kesin olarak inanmak . “

Bu sadece bir olaydır . Ümmetin fertleri arasında buna benzer kimbilir ne kadar olaylar bulunmaktadır . Tasavvuf ehlinin deyiminde , basit bir şey sayılan Påsı enfas yani Allah’ı anmadan hiç bir nefes alıp vermemenin alıştırmasını yapmaktır . Ümmeti Muhammed arasında bu alıştırmayı yapmış olan milyonlarca insan vardır . O halde Hz . Isa aleyhisselam’ın , ” Onlarin dilleri La ilahe illallah’a yatkın ve alışkındır ” sözünde ne tereddüt olabilir ki ?


18. Hz . İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : “ Cennet’in kapısında şöyle yazılmıştır ; < Şüphesiz Ben Allah’ım . Ben’den başka ilah yoktur . Kim bu Kelime – i Tevhid’i söyleyip durursa Ben ona azap etmeyeceğim . ” ( Dürrü Mensûr )

İZAH : Kişiye günahlarından dolayı azab edileceği diğer hadislerde sık sık anlatılmıştır . Bu bakımdan hadisten eğer devamli olan bir azab kasdedilirse bir çelişki olmaz . Fakat günahlarına rağmen bu kelimeyi ihlasla söyleyen bahtiyar birine hiç azab edilmemesi de Allah’ın rahmetinden uzak bir şey değildir ( Bu konu on dördüncü ve dokuzuncu hadislerde biraz genişçe anlatılmıştır )


19. Hz . Ali radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hz . Cebrail aleyhisselam’ın şöyle dediğini nakletti : Allah celle celaluhu buyuruyor ki : ” Şüphesiz Ben Allah’ım . Ben’den başka ilah yoktur . Öyleyse Bana ibadet et . Sizden kim La ilahe illallah kelimesine ihlasla şehadet ederek Bana gelirse , o Ben’im kaleme girer . Ben’im kaleme giren azabımdan korunur . ” ( Ebû Nuaym , Ibn – i Asâkir )

İZAH : Eğer bu hadisteki mesele beşinci hadiste geçtiği gibi büyük günah lardan sakınma şartına bağlıysa o zaman bir çelişki yoktur .

Eğer büyük günahları olmasına rağmen bu kelimeyi söylerse , usule uygun olarak hadisteki azabdan devamlı olan azab kasdedilmiş olur . Yalnız Allah’ın rahmeti usal ve kaidelere uymak zorunda değildir . Kur’an – ı Kerim’de açıkça şöyle buyurulmuştur : ” Allah celle celaluhu şirki affetmez , ondan başka dilediğini affeder . ” Nitekim Hadis – i Şerif’te buyuruluyor ki : ” Cenâb – ı Hak , Allah’a karşı inat eden ve La ilahe illallah demeyi red eden kimseye azab eder . ” Başka bir hadiste , ” Dünya dine tercih edilmediği müddetçe La ilahe illallah Allah’ın öfkesini uzak laştırıp durur . Dünya dine tercih edilmeye başlandığı ve Lâ ilahe illallah denildiği zaman Allahu Teâlâ < Siz kendi davanızda samimi değilsiniz > buyurur .


20. Abdullah bin Amr radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Zikirlerin en üstünü Lâ ilahe illallah’tır ve duaların en üstünü istiğfardır ” . Sonra Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ( bu sözünü kuvvetlendirmek için Muhammed sûresinin on dokuzuncu ayetini ) okudu . )

” Bil ki , Allah’tan başka ilah yoktur . Hem kendinin hem de mü’min erkekle . rin ve mü’min kadınların günahının bağışlanmasını dilel Allah , ( dünyada ) ge zip dolaştığınız yeri de ( ahirette ) duracağınız yeri de bilir . ” ( Taberani , Deylemi )

İZAH : Bu kısmın ilk hadisinde de zikirlerin en üstünü La ilahe illallah’dır diye bir konu geçmişti . Bundan dolayı tasavvuf ehli kalplerin temizlenmesi ile bu yüce kelimenin çok büyük bir ilgisi olduğunu yazmışlardır . Bunun sayesinde kalp bütün manevi pisliklerden temizlenir . Bir de ona istiğfar katılırsa ne demeli ! Bir hadiste buyuruluyor ki : Hz . Yunus aleyhisselam’ı balık yuttuğu zaman onun kar nında şöyle dua ediyordu :

” Sen’den başka hiç bir ilah yoktur . Sen’i bütün noksanlıklardan tenzih ede rim . Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum . ” ( Enbiya – 87 )

Kim bu kelimelerle dua ederse mutlaka kabul olur . Bu kısmın birinci hadi sinde de en üstün zikrin Lâ ilahe illallah olduğu konusu geçmişti . Fakat orada en üstün duanın Elhamdulillah olduğu bildirilmişti . Burada ise istiğfarın üstün olduğu söylenmiştir . Bu gibi farklılıklar hallerin farklı oluşundandır . Allah’tan korkan ve gü nahlardan sakınan biri için Elhamdulillah kelimesi en üstündür . Günahkar olup tev be ve istiğfara ihtiyacı olan kimse için istiğfarın önemi çok büyüktür . Üstünlük bun dan başka çeşitli yönlerden de olabilir ( Mesela , maddi ve manevi ) kazançlar yönün den hamd ve sena en faydalı , zarar ve sıkıntıları defetmek için istiğfar etmek daha faydalıdır . Buna benzer ( üstünlük ) farklarının bundan başka da sebepleri vardır .


21. Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle nakletmiştir : ” La ilahe illallah ve istiğfarı sık sık söylemeye devam ediniz . Çünkü şeytan şöyle diyor ; < Ben insanları günahlarla helâk ettim , onlar da beni Lâ ilahe illallah ve istiğfarla helâk ettiler . Ben ( birşey yapa madığımı anlayınca ) onları nefislerinin arzuları ( bid’atler ) ile helâk ettim . Onlar yine de kendilerinin hidayet üzere olduklarını zannederler . > ” ( Ebu Ya’la , Dürrü Mensûr )

İZAH : La ilahe illallah ve istiğfar ile helak etmekten maksat şudur . Şeyta nin son hedefi kalbe zehirini akıtmaktır . Bu konu birinci bölümün ikinci kısmının on dördüncü hadisinde geçmiştir . Kalp Allah’ın zikrinden boşaldığı zaman bu zehir tesir eder . Yoksa şeytan zillet içinde geri çekilmeye başlar . Ayrıca Allah’ı zikretmek kalpleri temizleyicidir . Nitekim Mişkat adlı hadis kitabında Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle nakledilmiştir : ” Her şeyin bir temizleyicisi vardır . Kalplerin temizleyicisi ise Allah’ı zikretmektir . ” Aynı şekilde istiğfar hakkında Hadis – i Şeriflerde şöyle geçmektedir : ” İstiğfar kalbin kir ve pasını giderir . ” Ebu Ali Dakkâk rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Kul ihlasla La ilahe derse , ( Islak bezle ay nanın silindiği gibi ) o anda kalbi tertemiz olur . Sonra Illallah deyince temizlenmiş olan kalpte bu kelimenin nuru belirir . Böyle olunca şüphesiz ki şeytanın bütün gayretleri boşa gitmiş ve bütün emekleri zayi olmuş olur . ” Nefsin arzuları ile ( şeytanın insanı ) helâk etmesinin manası , kişinin hak olmayanı , hak zannetmesi ve gönlünden geçen her şeyi din ve mezhep edinmeye başlamasıdır . Kur’an – 1 Kerim’in pek çok yerinde bu hal kötülenmiştir . Bir ayette şöyle buyurulmuştur :

” ( Ey Rasûlüm ) şimdi o kimseyi gördün ya . Zevkini kendisine ilah edinmiş , Allah da ( sapıklığını bildiği ) bir ilim üzerine onu şaşırtmış , kulağını ve kal bini mühürleyip gözüne de bir perde çekmiştir . Artık onu Allah şaşırttıktan sonra kim yola getirir ? Hâlâ anlamaz mısınız ? ” ( Câsiye – 23 )

Başka bir ayette şöyle buyuruluyor :

“ Allah’tan ( yanında ) doğru bir delil olmaksızın yalnız kendi nefsi arzusu peşinden gidenden daha sapık kim olabilir ? Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez . ” ( Kasas – 50 )

Kur’an – ı Kerim’in daha başka bir çok yerinde buna benzer mevzular geçmektedir . Din olmayan şeyi şeytanın din kılığına sokarak insana anlatması , insanın da onu din zannederek amel etmesi ve ondan sevab ümit etmesi , onun çok şiddetli hamlelerinden biridir . Insan o şeyi ibadet ve din kabul edip amel ederse ondan nasıl tevbe edebilir . Eğer bir kimse zina , hırsızlık ve başka günahlara dalmışsa bir gün onlardan tevbe etmesi ve bırakması ümit edilir . Fakat caiz olmayan bir işi ibadet zannediyorsa neden tevbe etsin , niçin onu bıraksın ki ? Aksine günden güne o hususta daha da ileri gidecektir . Şeytanın ” Ben onları günahlara soktum , ama onlar zikir , tesbihat , tövbe , istiğfar ederek be – ni çileden çıkarınca , onları öyle bir tuzağa düşürdüm ki , ondan asla kurtulamazlar “demesinin maksadı işte budur . Bu bakımdan dinin her meselesinde Rasûl – i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem ve Sahâbe – i Kirâm’ın yolunu rehber edinmek son derece gerekli bir şeydir . Sünnete ters düşen bir yolu seçmek , iyilikleri mahve dip , kötülükleri tercih etmektir .

Imami Gazali rahmetullahi aleyh, Hasan Basri rahmetullahi aleyh in söyle dediğini nakletmiştir : Bize ulaşan rivayete göre şeytan şöyle dedi : ” Ben Ümmeti Mu hammed’in önüne günahları yaldızlayıp süsleyerek takdim ettim ama onların istiğfarı benim belimi kırdı . Ben de onların önüne öyle günahlar sürdüm ki , onlar günah zannetmiyorlar ki , istiğfar etsinler . O günahlar nefsani arzular , yani bid’at . lerdir . Halk onları din zannederek yerine getiriyorlar . ” Vehb bin Münebbih rahmetullahi aleyh diyor ki : “ Allah’tan kork , sen topluluklarda şeytana lanet ediyorsun da gizlice ona itaat ediyorsun ve onunla dostluk kuruyorsun ” . Bazı tasavvuf ehlin den şöyle nakledilmiştir : “ Allahu Teâlâ gibi lütfedici bir zâtın ihsanlarını bildikten ve onları itiraf ettikten sonra , O’na isyan edilmesi , şeytanın da düşmanlığının , onun hilekarlığının ve isyankârlığının bilinmesine rağmen ona itaat edilmesi ne kadar şaşılacak bir şeydir !


22. Hz . Muâz bin Cebel radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Herhangi bir kul inanarak , kalpten Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet ederek ölürse , mutlaka Cennet’e girecektir . ”

Başka bir hadiste ” Allahu Teâlâ onu mutlaka bağışlayacaktır . ” buyurulmuştur . ( Ahmed , Nesei , Taberâni )

İZAH : Bir sahih hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle nakledil miştir : ” Bir müjde dinleyiniz ve başkalarına da bu müjdeyi duyurunuz . Kim ihlasla La ilahe illallah derse Cennet’e girecektir . ” Allah celle celaluhu indinde ancak ihlasın değeri vardır . Ihlasla yapılan az bir amelin dahi çok fazla ecir ve sevabı vardır . Dünyaya göstermek veya insanları memnun etmek için yapılan bir işin Mevlâ’nın yanında değeri yoktur . Üstelik o iş sahibi için vebaldir . Fakat ihlasla yapılan az amel dahi çok güzel neticeler doğurur . Bu bakımdan biri ihlasla Kelime – i Şehadet’i okursa o mutlaka bağışlanacaktır ve mutlaka Cennet’e gire cektir . Bunda en ufak bir şüphe yoktur . Günahlarından dolayı bir müddet cezasını çektikten sonra girmesi de mümkündür . Fakat mutlaka böyle olacaktır diye bir şey yoktur . Herhangi birinin ihlası mülkün sahibi olan Allah’ın hoşuna gider ve onun bir davranışını beğenip de günahlarının hepsini affedebilir . Böyle Kerim olan bir Zat için can feda etmemek ne büyük bir kayıptır . Özet olarak bu hadis lerde Kelime – i Tayyibe’yi okuyan kişi hakkında yapılan vaadlerde iki ihtimal var dır . 1 – Usûle uygun olarak cezayı çektikten sonra Allah’ın onu affetmesi , 2 – Kere mi , lütfu , ihsanı ve büyük merhametiyle Allah’ın o kulunu azabsız affetmesi .

Yahya ibni Eksem rahmetullahi aleyh bir hadis alimidir . Vefatından sonra biri onu rüyasında gördü ve başından geçenleri sordu . Buyurdu ki : Ben hesaba çekilmek üzere getirildim . Allahu Teâlâ bana ” Ey günahkar ihtiyar ! Sen falan işi yaptın , filan işi yaptın ” diyerek günahlarımı saydı ve ” Işte sen böyle işler yaptın ” buyurdu . Ben , ” Allah’ım , Sen’den bana böyle bir hadis ulaşmadı ” deyince , Allahu Teâlâ ” Öyleyse hangi hadis ulaştı ” buyurdu . Ben ” Bana Abdurrezzak söyledi . Ona Ma’mer söyle di , ona Zuhri söyledi , ona Urve söyledi , ona Hazreti Aişe radıyallahu anha söyledi . Ona da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu , ona Cebrail aleyhisselam buyurdu . Ona da Sen buyurdun ki ; < Kim müslüman olarak yaşlanırsa , Ben ( kötü amellerin den dolayı ) ona azab etmeye karar versem bile onun ihtiyarlığından haya ederek affederim > Allah’ım , Sen biliyorsun ki , ben ihtiyarım ” . Allahu Teâlâ şöyle buyurdu : ” Abdurrezzak doğru söylemiş , Ma’mer de doğru söylemiş , Zühre de doğru söyle miş , Urve de doğru söylemiş , Hz . Aişe de doğru söylemiş , Peygamber de doğru söylemiş , Cebrâil de doğru söylemiş ve Ben de doğru söyledim . ” Yahya rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ondan sonra Allahu Teâlâ bana Cennet’e girmemi emretti . “


23. Hz . Enes radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : “ Her amel ile Allah arasında bir perde vardır . Fakat Lâ ilahe illallah ve babanın ( evladına ) duası için bir perde yoktur . ” ( Dürra Mensûr , Câmi – us Sağir )

İZAH : ( Bunlar için bir ) perde olmaması demek , bunların kabul olmasında en ufak bir gecikme olmamasıdır . Diğer ameller kabul olununcaya kadar arada bir çok vasıtalar vardır . Fakat bu ameller anında ve doğruca Allah’ın huzuruna ulaşırlar .

Kafir krallardan birinin şöyle bir kıssası yazılmıştır . O son derece sert ve Islam’a karşı kin taşıyan biriydi . Allah’ın hikmetidir ki , o bir savaşta esir düştu . Önceleri müslümanlara çok eziyet etmişti . Bu yüzden müslümanlarda çok fazla intikam heyecanı vardı . Onu bir kazanın içine koyup , kazanı da ateşin üzerine koydular . O önce kendi putlarına yalvarıp onlardan yardım istemeye başladı .Onlardan bir fayda bulamayınca müslüman oldu ve La ilahe illallah demeye başladı . Bu kelimeyi durmadan okuyordu . O durumda iken ne kadar heyecan ve ihlasla okunabileceği bellidir . Allah’ın yardımı hemen ona yetişti , öyle kuvvetli bir yağmur yağdı ki , ateşi tamamen söndürdü ve kazan da soğudu . Sonra bir kasırga çıktı , kazan uçtu ve gidip kafirlerin yaşadıši uzaklarda bir şehre düştü . Adam hiç durmadan Kelime – i Tevhid’i okuyordu . Halk onun etrafına toplanmıştı . Bu garip olayı görüp şaşakalmışlardı . Adama bu hálin ne olduğunu sordukla , . rinda o , başından geçenleri anlattı , onlar da müslüman oldular .


24. Utban bin Malik radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel . lem buyuruyor ki : ” Lâ ilahe illallah diyen ve bununla yalnız Allah’ın rizasını dileyen her kul , Kıyamet günü Cehennem ateşi kendisine haram kılınmış olarak mahşere gelecektir . ” ( Buhâri , Müslim , Ahmed )

İZAH : Kelime – i Tayyibe’yi ihlasla devamlı okuyan birine Cehennem ateşi nin haram olması bilinen kaidelere göre büyük günah olmaması şartına bağlıdır . Veyahut Cehennem’in haram olması , orada devamlı kalmanın haram olması demektir . Fakat Allah celle celaluhu günahları olmasına rağmen bu yüce kelimeyi ihlasla söyleyen birinden Cehennem azabını kaldırırsa buna kim engel olabilir ki ! Hadislerde bir takım insanların ( durumları da ) anlatılmıştır . Şöyle ki ; Kıyamet günü Allahu Teâlâ bir takım insanlara ” Sen şu günahi , bu günahı işledin ” diye cektir . Böylece bir çok günahları sayılınca helak olduğunu zannedip günahlarını itiraf etmekten başka çaresi kalmayacaktır . Sonra Allahu Teâlâ şöyle buyuracak tır : ” Biz dünyada senin günahlarını örtmüştük , bugün de örttük ve seni affettik ” . Hadislerde bu çeşit olaylar pek çoktur . Öyleyse Allah’ı zikredenler için de buna benzer bir muamele yapılması olmayacak bir şey değildir . Allahu Teâlâ’nın adında büyük bir bereket ve saadet vardır . Bundan dolayı ne kadar çok zikir ya pılabilirse yapılmalı , gevşeklik gösterilmemelidir . Bu yüce kelimenin bereketlerini anlayıp onu sık sık ve düzenli bir şekilde söyleyerek ömürlerini bitiren o mubarek zâtlar ne kadar bahtiyardırlar !


25.Yahya bin Talha radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir : Halk Hz . Talha radıyallahu anh’ın üzgün bir vaziyette oturduğunu görünce ona ” Sana ne oldu ? ” diye sordular . Hz . Talha radıyallahu anh , ” Ben , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem’in şöyle buyurduğunu işittim ; < Ben öyle bir kelime biliyorum ki , kim onu öleceği sırada okursa Allah ondan ölümün acısını uzaklaştırır , rengini parlatır , sevineceği manzarayı görür . > Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem vefat edinceye kadar onun hangi kelime olduğunu kendisine sormak nasip olmadi ( ona üzülüyorum ) ” dedi . Hz . Ömer radiyallahu anh , ” Ben biliyorum ” dedi . Talha radıyallahu anh ( sevinerek ) ” O nedir ? ” deyince , Hz . Ömer radıyalla hu anh şöyle buyurdu : ” Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in amcası Ebû Tâlib’e arzettiği kelimeden daha yüce bir kelime bilmiyoruz . O da , La ilahe illallah’tır ” dedi . Hz . Talha da , ” Vallahi o ! Vallahi o ! ” dedi . ( Beyhaki , Ibn – i Mace )

İZAH : Bu kelimenin baştan başa nur olması pek çok rivayetlerden bilinmiş ve anlaşılmış oldu .

Hafiz Ibn – i Hacer rahmetullahi aleyh Münebbihat adlı eserinde Hz . Ebu Bekr radiyallahu anh’dan şöyle naklediyor : Beş kısım karanlık vardır . Onları aydınlatmak için de beş ışık vardır : 1 – Dünya sevgisi karanlıktır , işığı takvadır . 2 – Günah ka ranlıktır , işığı tevbe etmektir . 3 – Kabir karanlıktır , işığı La ilahe illallah Muhamme durrasûlullah’tır . 4 – Ahiret karanlıktır , işığı güzel ameldir . 5 – Sırat köprüsü karan liktır , işığı kuvvetli imandır .

Rabia Adeviyye rahmetullahi aleyha Allah dostu meşhur bir kadındır . Gece boyunca namazla meşgul olur . Imsak vaktinden sonra biraz uyurdu . Ortalık ağarmaya başlayınca ürpererek kalkar ve nefsini kinayarak “ Daha ne zamana kadar uyuyacaksın , çok yakında kabre gitme vaktin gelecektir . Orada Sura Üfürülene ( kıyamete ) kadar hep uyuyacaksın ” . Vefatı yaklaştığı sırada hizmetçisi olan kadına teheccüd namazı kılarken örtündüğü basit yamalıklı örtü ile kendisini kefenlemesini ve vefatını kimseye duyurmamasını vasiyet etti . Nitekim vasiyeti üzerine cenazesi hazırlanip kefenlendi . Sonradan hizmetçi kadın rüyasında onu çok güzel bir elbise içinde görünce ; ” Seni kefenlediğimiz o örtü ne oldu ” diye sordu . Rabia rahmetullahi aleyha , ” Onu katlayıp benim amellerimin arasına koydu lar ” dedi . Hizmetçi kadın , ” Bana bir nasihatta bulunun ” deyince , “ Gücün yettiği kadar Allah’ı zikretmeye devam et . Onun sebebiyle sen , kabirde imrenilecek biri olursun ” buyurdu .


26. Hz . Osman radıyallahu anh diyor ki : ” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem’in vefatı sırasında Sahâbe – i Kirâm ( o kadar çok ) üzüldüler ki , bir çokları vesveselere düşmüşlerdi ” . Hz . Osman radıyallahu anh buyuruyor ki : Ben de o ( vesveselerin kuşattığı ) kimselerdendim . Bir ara oturuyordum . Hz . Ömer radıyallahu anh yanıma gelip selam verdi . Ben onun farkına varmadım . O da Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh’a , ” Osman herhalde dargın , çünkü selam ver dim , almadı . ” diye şikayet etmiş . Sonra her ikisi birlikte yanıma geldiler ve selam verdiler . Hz . Ebû Bekr , “ Kardeşin Ömer’in selamını almamana sebep nedir ? ” dedi . Ben ” Öyle bir şey yapmadım ” dedim . Hz . Ömer radıyallahu anh , ” Evet , Allah’a yemin olsun , elbette öyle yaptın ” dedi . Hz . Osman radiyallahu anh , “ Allah’a yemin olsun , ben , senin yanıma uğradığının ve selam verdiği . nin farkına bile varmadım ” dedi . Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh , ” Osman doğru söyledi ( öyle olmuştur ) ” buyurdu . Sonra ” Galiba sen ( derin bir ) düşünce içinde oturuyordun ” dedi . Ben ” Evet ( gerçekten derin bir düşünce içindey dim ) ” dedim . Hz . Ebû Bekr , ” O ( düşündüğün ) şey neydi ? ” dedi . Ben ” Bu işin kurtuluşunun hangi şeyde olduğunu sormadan Allah celle celaluhu Pey gamberini aldı ” dedim . Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh , ” Ben onu sordum ” dedi .Ben kalktım ve “ Anam , babam sana feda olsun , gerçekten sen bunu sor maya daha layıktın ( çünkü dinin her meselesinde ileri geçmektesin ) ” dedim . Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh dedi ki : ” Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi veseller’e , < Bu işin kurtuluşu nedir ? > diye sormuştum . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , < Kim amcam Ebû Tâlib’e ( vefatı sırasında ) arz ettiğim ve onun kabul etmediği kelimeyi kabul ederse , o kelime onun kurtuluşuna sebep olur > buyurdu . ” ( Ahmed , Taberani )

İZAH : Sahâbe – i Kirâm’ın vesveselere düşmelerinden maksat , o sırada üzüntü ve kederin şiddetinden dolayı perişan olmalarıdır . Hz . Ömer radıyallahu anh gibi çok değerli ve cesur biri kılıcı eline alıp kalkmış ve ” Kim Peygamber oldu der se boynunu uçururum . Hz . Musâ aleyhisselam’ın Tûr dağına gittiği gibi , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem de Rabbi ile görüşmeye gitti ” diyordu . Bazı sahâbeler artık dinin sona erdiğini zannetmişler , bazıları da dinin yayılması için artık bir yolun kalmadığını düşünmüşlerdi . Bazı sahâbeler kendilerini tamamen kaybetmişler , konuşamıyorlardı . Bir tek Ebû Bekr radıyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem’e olan derin sevgisine ve son derece muhabbetine rağmen o anda sarsılma dan , dimdik ayaktaydı . Gür sesle okuduğu hutbede , ) diye başlayan ayeti okudu . Ayetin meâli şöyledir :

” Muhammed aleyhissalatu ves selam ancak bir peygamberdir . Ondan önce bir çok peygamberler gelip geç miştir . Şimdi o ölür veya öldürülürse , siz ardınıza dönüverecek misiniz ( di ninizden dönecek misiniz ) ? Kim ardına dönerse , elbette Allah’a hiçbir şeyle zarar verecek değildir ” ( Âl – i İmran – 144 ) .

Bu hadiseyi özet olarak Hikâyât – üs Sahâbe adlı eserimde yazdım .

Bundan sonra zikredilen ” Bu işin kurtuluşu nedir ? ” sözünün iki anlamı vardır .

1. ” Dinde ( yapılması gereken ) bir çok işler vardır . Bütün bu işlerin yegane daya nağı nedir ? ” demektir . Bu anlama uygun olan cevap açıktır . Şöyle ki , dinin tamamının dayanağı Kelime – i Şehadet’tir . Zaten Kelime – i Tayyibe Islam’ın köküdür .

2. Din işlerinde bazen zorluklar doğar bazen de vesveseler insanı kuşatır . Şeytanın hücumları da başlı başına bir beladır . Dünya ihtiyaçları da kendine çekmektedir . Bu durumda Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sözünün maksa di şudur : Kelime – i Tayyibe’yi sık sık söylemek , bütün bu şeylerin ilacıdır . Çünkü o ihlası meydana getirir . Kalpleri temizler . Şeytanın helak olmasına sebeptir . Yukarıdaki bütün hadislerde onun pek çok tesirleri zikredilmiştir . Bir hadiste “ Lâ ilahe illallah kelimesi kendini okuyandan doksan dokuz belayı defeder . Onlardan en aşağısı insanın devamlı başına binen sıkıntı ve keder dir ” buyurulmuştur .


27. Hz . Osman radıyallahu anh diyor ki : Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu işittim : ” Ben öyle bir kelime biliyorum ki , bir kul onun hak olduğuna kalbiyle inanarak söylerse , Cehennem ateşi ona haram olur . ” Hz . Ömer radıyallahu anh , ” Ben sana onun hangi kelime olduğu nu söyleyeyim mi ? O Allah celle celaluhu’nun kendisi ile ( Rasûlu ) Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e ve onun ashâbına şeref verdiği ihlas kelimesidir . O , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in amcası Ebû Talib’in vefatı sırasında söylemesini istediği takva kelimesidir . O , La ilahe illallah kelimesine şe hadet getirmektir ” buyurdu . ( Ahmed . Hâkim )

İZAH : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in amcası Ebû Talib’in kıssası hadis , , tefsir ve tarih kitaplarında bilinen ve meşhur olan bir olaydır . Onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e ve müslümanlara olan pek çok iyiliklerinden dolayı , vefatı yaklaştığı sırada , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun yanına gitmiş ve ” Amcaci ğım , La ilahe illallah söyle ki , kıyamet günü sana şefaat etme imkanım olsun ve senin müslüman olduğuna dair Allah’ın indinde şahitlik edebileyim ” buyurmuştu . Eba Tålib , ” Halk ölümden korktu da yeğeninin dinini kabul etti diye beni ayıplarlar . Eğer bu düşüncem olmasaydı şimdi bu kelimeyi okuyarak seni sevindirirdim ” demişti . Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem üzüntülü olarak geri dönmüş ve bu olay üzerine Kur’an – Kerim’in şu ayeti nazil olmuştu :

” ( Ey Rasûlüm ) doğrusu sen her sevdiğine hidayet veremezsin ( ancak tebliğ yaparsın ) . Fakat Allah dilediği kimseye hidayet verir . ( Kasas – 56 ) ”

Bu hadiseden şu da açığa çıkmış oluyor . Günah ve kötülüklere dalanlar Allah ve O’nun Rasûlu’ne yabancı kalanlar , ” sonra yakın akrabamızdan bir büyük zatin duasını alırız da kurtuluruz ” diyenler yanlışlığa düşmüşlerdir . İşleri yapan sadece Allah’tır . O’na baş vurulmalı ve O’nunla samimiyet kurulmalıdır . Ancak Allah dostla ninin sohbetleri , onların dua ve teveccühleri de kişiye yardımcı ve destek olabilir .


28. Hz . Ömer radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki : Hz . Adem aleyhisselam o ( meşhur ) olan hatayı işleyince ( Cennet’ten dünyaya gönderildi . Bu yüzden her zaman ağlıyor , dua ve istiğfar ediyordu . Bir defasında ) başını göğe kaldırdı ve ” Allah’ım , Muhammed sallallahu aleyhi vesel lem’in hürmetine Sen’den beni bağışlamanı istiyorum ” dedi . Allah celle celaluhu , “ Muhammed kimdir ? ” buyurdu . Hz . Adem aleyhisselam , ” Sen’in adın yücedir . Sen beni yarattığın zaman başımı Arş’ına doğru kaldırdım , ( ne göreyim ) orada Lâ ilahe illallah , Muhammedurrasulullah yazılıydı . Ben , Sen’in indinde , adını kendi adının yanına koyduğun Muhammed aleyhissalatu vesselam’dan daha yük sek dereceli hiç bir insan olmadığını anladım ” dedi . Bunun üzerine Allah celle celaluhu ona vahyedip şöyle dedi ; ” Ey Adem , o peygamberlerin sonuncu sudur , senin zürriyetindendir . O olmasaydı seni yaratmazdım . ” ( Taberani , Hakim )

İZAH : Hz . Adem aleyhisselam’ın o zaman hangi duaları yaptığı ve nasıl yal varıp yakardığı hakkında pek çok rivayetler gelmiştir . Onlar arasında bir çelişki yoktur . Bir kimseye sahibi kızmış , efendisi küsmüş ise bunun ağırlığını ancak o kimse bilir . Gerçek değeri olmayan ( dünyadaki ) beyefendilerin kızması yüzünden onların hizmetçilerini ve emri altında çalışanlari ne büyük sıkıntı ve korku kaplar ! Öte yandaki azarlama ise mülkün sahibi ve bütün kainatın Rabbi olan Zat’ın , ki saca Allah’ın azarlamasıydı . Peki bu ( azarlama ) kimin başına gelmişti ? Allah’ın , melekleri kendisine secde ettirdiği ve kendine yakın kıldığı zâtın başına gel mişti … Bir kimse , birine ne kadar yakın olursa , düşük ahlaklı olmaması şartıyla azarlanmaktan çok tesir alır . Hz . Adem aleyhisselam ise ( şerefi yüksek olan ) bir peygamberdir .

Hz . Ibn – i Abbas radıyallahu anhuma buyuruyor ki : ” Hz . Adem aleyhisselam o kadar ağlardı ki , dünyadaki bütün insanların ağlamaları toplansa onun ağlamasına denk olamazlar . O kırk yıl boyunca başını secdeden kaldırmadı . ” Hz . Büreyde radıyallahu anh da Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu naklediyor : ” Hz . Adem aleyhisselam’ın ağlaması ile dünyadaki bütün insanların ağlaması karşılaş . , nı bütün evlatlarının gözyaşları ile tartılsa , onun gözyaşları ağır gelirdi . Böyle bir durumda nasıl ağlayıp sızladığı açıktır ” buyurulmuştur .

BEYİT :

Bir yanda ıstırap içinde , yüzbinlerce sözler var dudağında

Öte yanda benim bir susmam ( yeterlidir ) hepsinin cevabında

Hadislerde bu hususta anlatılan olayların toplamında bir çelişki yoktur . Onlardan biri de Hz . Adem aleyhisselam’ın , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i vesile kılmasıdır . Ikinci mesele de Arş’ta Lâ ilahe illallah Muhammedurrasûlullah‘ın yazılı olmasıdır . Bu pek çok hadislerde de geçmektedir . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki : ” Ben Cennet’e girince onun iki tarafında altın suyu ile yazılmış uç satır gördüm : Birinci satırda , Lâ ilahe illallah MuhammedurRasûlullah yazılıydı . Ikinci satirda , , İleriye gönderdiklerimizi , yani yaptığımız hayır hasenatı bulduk . Dünyadaki yediklerimiz bize kâr kaldı . Geride bıraktıklarımızı kaybettik . Üçüncü satırda, Ümmet günahkar , Rabb ise çok bağışlayandır , yazıyordu . ”

Bir büyük zât diyor ki : Ben Hindistan’ın bir şehrine vardığımda orada meyvesi bademe benzeyen bir ağaç gördüm . O meyvenin iki kabuğu vardı . Onları kırdıkça içinden dürülmüş yeşil bir yaprak çıkıyordu . Onu da açınca içinde kırmızı ile La ilahe illallah Muhammedurrasûlullah yazılmış olduğu görülüyordu . Ben bu olayı Ebû Yakûp Şikâri rahmetullahi aleyh’e anlattım . O , ” Bunda şaşılacak bir şey yoktur . Ben Eyle şehrinde bir balık avlamıştım . Onun kafasının bir tarafında La ilahe illallah , diğer tarafında Muhammedurrasûlullah yazıyordu ” dedi .


29. Hz . Esma binti Yezid radıyallahu anha’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : Allah’ın en büyük ismi olan İsmi Azam ) şu iki ayettedir ( İhlasla okumak şartıyla ) :

İlahınız bir tek ilahtır . O’ndan başka ilah yoktur . O , Rahmândır , Rahimdir . ” . ( Bakara – 163 )

” Elif , Lâm , Mim ! / Hayy ve Kayyûm olan Allah’tan başka ilah yoktur . ” ( Al – i İmran – 1,2 )

İZAH : Ismi Azam’la ilgili pek çok hadis rivayet edilmiştir . Ondan sonra yapılan her dua kabul olur . Elbette Ismi Azam’ın belirlenmesinde farklı hadisler geçmektedir . Allahu Teâla’nın adetlerinden biri de şudur : Her önemi büyük olan şeyi gizleyerek çeşitli görüşler meydana çıkarır . Nitekim Kadir gecesinin belirlen mesi ve Cuma günü duanın kabul edildiği özel vakit hakkında muhtelif görüşler ileri sürülmüştür . Bunda pek çok hikmetlerin olduğunu Ramazanın Faziletleri adlı kitabımda yazdım . Aynı şekilde İsmi Azam’ın belirlenmesinde de çeşitli ha disler nakledilmiştir . Onlardan biri de yukarıda zikredilen hadistir . Daha başka rivayetlerde de bu iki ayetin ( Ismi Azam olduğu ) hakkında ifadeler bulunmakta dır . Hz . Enes radiyallahu anh , Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem’in şöyle buyurduğu nu naklediyor : ” Azgın ve şerli şeytanlara karşı şu iki ayetten daha şiddetli hiç bir ayet yoktur . O ayetler ile başlamaktadır .

İbrahim bin Veseme rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Insanı delirten bir nazar değmesi halinde şu ayetleri okumak faydalıdır . Bu ayetleri okumaya devam eden kişi bu gibi hallerden korunmuş olur .

1.Bakara sûresi – 163

2.Ayet – el Kürsi

3.A’raf sûresi – 54,55,56

4. Hasr suresinin son ayetleri

Bize ulaşan rivayete göre Bütün bu ( sayılan ) ayetler Arş’ın köşelerine ya zılmıştır . Ibrahim rahmetullahi aleyn bir de şöyle derdi : ” Çocuklarınız korkuyorsa veya nazar değmesinden endişe ediyorsanız bu ayetleri onlara yazınız ” . Allâme Şami rahmetullahi aleyn Imâm – ı Azam rahmetullahi aleyn’den naklediyor ki : ” Ismi Azam Allah kelimesidir . ” Ayrıca Allâme Tahâvi rahmetullahi aleyh ve pek çok ülemadan aynı görüş nakledilmiştir . Çoğu ariflerin ( din büyüklerinin ) araştırması da budur . Bundan dolayı onlar çoğunlukla bu yüce isimle zikir yapmaktadırlar .

Evliyalar sultanı Şeyh Abdulkadir Geylani rahmetullahi aleyn’in şöyle dediği nakledilmiştir : ” Ismi Azam Allah kelimesidir . Yalnız bir şartla ; O’nun adını andığın zaman kalbinde O’ndan başka hiç bir şey olmasın . O buyuruyor ki : “ Halk bu yace ismi anarken , dilleriyle söylediklerinde Allah’ın büyüklüğü ve korkusuyla söylemeli dirler . Havas ( kamil mü’minler ) ise bunu söylerken o yüce adin sahibi olan ( Allah’ın ) zât ve sıfatlarını hatırlamalıdırlar . Ehassul Havâs ( en yüksek derecedeki mü’minler ) Allah’ın yüce Zatından başka hiç bir şeyi kalplerinde bulundurmamalıdırlar . ”

Deniliyor ki , Kur’an – ı Kerim’de bu mübarek isim o kadar çok zikredilmiştir ki , haddi hesabı yoktur . Onların sayısının 2360 olduğu da söylenmektedir .

Şeyh Ismail Ferġani rahmetullahi aleyh diyor ki : Ben bir müddetten beri Ismi Åzam’ı öğrenmeyi temenni ediyordum . Çok mücahede yapıyordum . Günleri yemeden , içmeden geçirirdim . Hatta açlıktan dolayı bayılıp düşerdim . Bir gün ben Şam Camii’nde otururken iki adam camiye girip yanıma dikildiler . Ben onlari görünce ” Bunlar melektir ” diye düşündüm . Biri diğerine , ” Sen Ismi Azam’ı öğrenmek ister misin ? ” deyince , diğeri ” Evet , söyle bakalım ” dedi . Ben bu konuşmayı duyunca dikkatimi onlara çevirdim . ” Samimi bir yalvarmayla Allah demektir ” buyurdu . Şeyh İsmail rahmetullahi aleyh diyor ki : Samimi olarak söylemenin manasi, Allah’ın adını söyleyenin o andaki hali , nehre düşmüş ve boğulmak üzere olan ve kendisini kurtaracak kimse olmadığından Allah’ın adını samimi olarak söyleyenin hâli gibi olmalıdır . Burada o hâl kasdedilmiştir .

İsmi Azam’ı öğrenmek için büyük bir ehliyet , çok sabır ve tahammül gerekir . Büyük bir zâtın şöyle bir kıssası yazılmıştır : O Ismi Azam’ı bilirdi . Onun yanına bir derviş geldi ve ” Bana Ismi Azam’ı öğret ” diye ondan istek ve ricada bulundu . O zât , ” Sen buna ehil değilsin ” dedi . Derviş , ” Ben buna ehilim ” deyince , o zât , “ Peki , falan yere git otur , orada meydana gelecek hadiseyi bana bildir ” dedi . Derviş adam o yere gidince baktı ki , bir ihtiyar merkebine odun yüklemiş getiriyordu . O anda karşısına bir asker çıkarak o ihtiyarı dövdü ve elindeki odunları gaspetti . Derviş içinden askere çok öfkelendi , dönünce bütün olanları anlattı ve ” Ben ( o anda ) Ismi Azam’ı bilseydim , o askere beddua edecektim ” dedi . O zât da , ” Ben zaten Ismi Azam’ı o oduncudan öğrenmiştim ” dedi .


30. Hz . Enes radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyu ruyor ki : “ Allahu Teâlâ ( kiyamet günü ) şöyle buyurur ; < La ilahe illallah diyen ve kalbinde zerre kadar imanı olan herkesi Cehennem’den çıkartın . La ilahe illallah diyen veya Ben’i ( bir türlü ) anmış veya bir yerde Ben’den korkmuş olanları da çıkartın > ( Håkim )

İZAH : Bu yüce kelimeye Allah celle celaluhu ne kadar bereketler koymuştur . Bunun en basit ölçüsü şundan anlaşılmaktadır : Yüz yaşında bir ihtiyar , bütün Ömrünü şirk ve küfür içinde geçirdiği halde bir defa La ilahe illallah kelimesini inanarak söylese müslüman olmakta ve ömür boyu işlediği günahları yok olup gitmektedir . Iman ettikten sonra günah işlese bile bu kelime sayesinde mutlaka bir gün Cehennem’den çıkacaktır .

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sır arkadaşı olan Hz . Huzeyfe radıyalla hu anh buyuruyor ki : Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu ; ” Öyle bir zaman gelecek ki ) Islam kumaşın nakış ve deseninin solduğu gibi solacak ve ne orucu , ne haccı ne de zekatı bilen kalacaktır . En sonunda öyle bir gece gelecek ki , Kur’an – ı Kerim kaldırılacak , O’nun hiç bir ayeti kalmayacaktır . Yaşlı erkekler ve kadınlar < Biz büyüklerimizin La ilahe illallah dediklerini duyardık . Biz de artık onu söyleyeceğiz > diyeceklerdir . ” Hz . Huzeyfe radıyallahu anh’ın bir talebesi , ” Hacc , oruç ve zekat olmadığına göre bu kelime ne işe yarayacak ki ? ” deyince , Hz . Huzeyfe radıyallahu anh sükut etti . Talebesi tekrar aynı soruyu sordu . Üçüncü defa sinda Hz . Huzeyfe radıyallahu anh buyurdu ki : ” Eninde sonunda ( bu kelime ) onu Cehennem’den çıkartacaktır . Cehennem’den çıkartacaktır . Cehennem’den çıkar tacaktır . ” Yani Islam’ın şartlarını yerine getirmediğinden dolayı azab çekse bile , bir gün bu kelimenin sayesinde kurtulacaktır . Yukarıdaki hadisten maksat , ” Zerre kadar imani bile olsa eninde sonunda bir gün Cehennem’den çıkacaktır ” demek tir . Bir hadiste ” Kim Là ilahe illallah derse az veya çok cezasını çekse bile mutla ka bir gün ( Kelime – i Tevhid ) ona fayda verecektir ” buyurulmuştur .


31. Abdullah bin Amr radıyallahu anhuma’dan rivayete göre , Rasûlullah sak lallahu aleyhi vesellem’in huzuruna , üzerinde kenarları ipekle işlenmiş atlastan cübbe olan bir bedevi geldi ve ( Sahâbe – i Kirâm’a hitaben ) “ Sizin arkadaşınız ( Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ) her çobanı ve çoban oğlunu yükseltmek ve her ünlü binici ( kabile reisini ) ve onun oğlunu alçaltmak istiyor ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem öfkelenerek kalkıp onun yakasından tuttu , çekti ve “ Söyle ) sen akılsızların giydiği elbiseyi giymiyor musun ? ” buyurdu . Sonra yerine dönüp oturdu ve ” Hz . Nûh aleyhisselam vefat edeceği sırada iki oğlunu da çağırdı ve < Ben size ( son ) vasiyetimi yapıyorum . Size iki şeyi emrediyorum ve iki şeyden nehyediyorum . Sizi şirk ve kibirden men ediyo rum . Size emrettiğim ( birinci ) şey La ilahe illallah’tır . Gökler , yerler ve onların içinde olan herşey terazinin bir kefesine konsa , ihlasla söylenen La ilahe illallah diğer kefesine konsa , onun konduğu kefe ağır gelir . Gökler ve yerler ve onların içindekiler bir halka yapılıp üzerine Lâ ilahe illallah kelimesi konsa ( ağırlığından ) o halkayı kırardı . Size emrettiğim ( ikinci ) şey Subhanallahi ve bihamdihidir . Bu iki ( kelime ) bütün yaratıkların duasıdır ve ancak onun bereketiyle mahlukat rızıklandırılır ” . ( Hâkim , Ahmed )

İZAH : Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in elbiselerle ilgili buyruğundan mak sat şudur . Kişinin dış görünüşüne bakarak iç görünüşüne karar verilir . Birinin dışı bozuksa onun içi de görünüşüne göre bozuktur . Bundan dolayı dış görünüşü de ( Islam’a uygun olarak ) düzeltmeye çalışılmalıdır . Çünkü insanın içi dışına tâbi ol maktadır . İşte bundan dolayı tasavvuf ehli dış temizlik olan abdest vs.’ye önem vermeyi tenbih etmektedirler . Ta ki onunla iç temizliği de kazanılmış olsun . Halkın ” Efendim kalp temiz olmalı , dış nasıl olursa olsun ” demeleri doğru değildir . Islam’da iç temizliği başlı başına bir gaye , dışın düzgün olması da başlı başına bir maksattır . Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in duaları arasında şöyle geçmektedir .

” Allah’ım içimi , dışımdan daha iyi kıl . Dışimi da salih ve hayırlı kıl . “ Hz . Ömer radıyallahu anh diyor ki : ” Bu duayı bana Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem öğretmişti . “


32. Hz . Enes radiyallahu anh’dan rivayet edilmiştir : Hz . Ebû Bekr radıyalla hu anh üzüntülü olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in huzuruna geldi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Ne oldu , seni üzgün görüyorum ” dedi . Hz . Ebû Bekr , ” Dün gece amcamın oğlu vefat etti . Son nefesini verirken yanında oturuyordum . ( O manzaranın üzerimde tesiri var ) ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Sen ona La ilahe illallah’ı telkin ettin mi ? ” buyurdu . O ” Evet etmiştim ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” O bu kelimeyi okudu mu ? ” dedi . Ebû Bekr radıyallahu anh , ” Evet ” deyince , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” Öyleyse Cennet ona vacip oldu ” buyurdu . Hz . Ebû Bekr radıyallahu anh , ” Ya Ra sûlallah , eğer hayatta olanlar bunu söylerlerse nasıl olur ? ” dedi . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem , ” O kelime onların günahlarını daha çok imha edicidir . Daha çok imha edicidir ( Yani günahları tamamen silendir ) ” buyurdu . , ( Ebû Ya’la , Bezzar )

İZAH : Kabir başında ve cenaze yanında Kelime – i Tayyibe’yi okumanın faziletleri ile ilgili olarak pek çok hadis zikredilmiştir . Bir hadiste ; “ Cenazeyi götürürken bol bol La ilahe illallah deyiniz ” buyurulmuştur . Başka bir hadiste şöyle buyuruluyor : “ Ümmetim Sirat köprüsünden geçerken alâmetleri Lâ ilahe illa ente olacaktır . ” Diğer bir hadiste de şöyle geçmektedir ; ” Onlar kabirlerinden kalkınca onların alâmeti La ilahe illallah ve alallâhi fel yetevekkelil mü’minûn olacaktır . ” Başka bir hadiste , ” Kıyametin karanlığında onların alâmeti Lâ ilahe illa ente olacaktır ” buyurulmuştur . La ilahe illallah’ı çokça okumanın bereketleri ölümden Once , çoğu zamanda ölüm esnasında hissedilir . Onun bereketleri Allah’ın bazı kullarına daha önce görünür

Ebu – I Abbas rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben kendi şehrim işbile’de hasta yatıyordum . Gördüm ki , pek çok , beyaz , kırmızı , yeşil renklerde büyük büyük kuşlar bir anda kanatlarını açıyor ve bir anda hepsi kanatlarını kapatıyorlardı . Ayrıca pek çok insan gördüm . Ellerinde , içlerinde bir şey bulunan , ağızları kapa II , büyükçe tabaklar vardı . Ben bütün bu olanları görünce bunun ölüm hediyesi dan biri , < Senin henüz vaktin gelmedi . Bu ölüm vakti gelen başka bir mü’mine olduğunu zannettim ve çabucak Kelime – i Tayyibe’yi okumaya başladım . Onlar hediyedir dedi . ” Hz . Ömer bin Abdulaziz rahmetullahi aleyh vefat edeceği sırada , ” Beni oturtun ” dedi . Yanındakiler onu oturttuktan sonra şöyle söyledi : ” Allahım , Sen bana bir çok işleri emrettin , ben onlarda kusur ettim . Sen bana bir çok sonra ” La ilahe illallah ” diyerek bir tarafa dikkatle bakmaya başladı . Biri , ” Neden bakıyorsun ? ” deyince , o ” Bir takım yeşil varlıklar görüyorum . Onlar ne insan ne de cindir ” dedi . Ondan sonra ahirete intikal etti . Biri Zübeyde rahmetullahi aleyha’yı rüyasında gördü ve “ Başından neler geçti ? ” dedi . O , “ şu dört cümle yüzünden bağışlandım ” diye cevap verdi .

La ilahe illallah , ömrümü bununla bitireceğim .

La ilahe illallah , kabre bununla gireceğim .

Lâ ilahe illallah , bununla başbaşa kalacağım .

La ilahe illallah , Rabbime bununla kavuşacağım .


33. Hz . Ebû Zer radıyallahu anh’dan , ben “ Ya Rasûlallah , bana bir tavsi yede bulunun ” dedim . O , “ Bir kötülük yaptığın zaman ( keffaret olarak ) hemen bir iyilik yap ki , onu silsin ” buyurdu . Ben , ” Ya Rasulallah La ilahe illallah da iyi amellerden midir ? ” deyince , “ O iyi amellerin en üstünüdür ” buyurdu , ( Ahmed , Beyhaki )

İZAH : Işlenen kötülük eğer küçük bir günah ise iyilikle yok olması ve silinmesi açık bir şeydir . Eğer büyük günah ise usül ve kâideye göre tevbe etmekle silinebilir . Veya önceden de geçtiği gibi yalnız Allah’ın lütfu ile de yok olabilir . Günahın silinmesinden maksat , o günah amel defterinde kalmaz ve ahi rette ) söz konusu olmaz . Nitekim bir hadiste buyuruluyor ki ; “ Kul tevbe edince Allahu Teâlâ o günahı Kiramen Kâtibin’e unutturur . Ayrıca günahkarın eline , aya ğına dahi unutturur . Hatta üzerinde o günahın işlendiği yere de unutturur . Niha yet o günaha şahitlik edecek hiç bir şey kalmaz . ” şahitlikten kasdedilen kıyamet günü insanın eli , ayağı ve vücudunun diğer azaları , onun yaptığı iyi veya kötü amellerine şahitlik etmeleridir . ( Bu konu üçüncü bölümün , ikinci kısminin , on sekizinci hadisinin izahında gelecektir . )

” Günaha tevbe eden sanki günah işlememiş gibidir ” diye bildirilen rivayet ler yukarıdaki hadisi kuvvetlendirmektedir . Bu konu daha pek çok hadislerde zikredilmiştir . Tevbe , işlenen günaha son derece pişman olup , utanmak ve ” lleride asla bu günahı işlemeyeceğim ” diye sağlam bir şekilde karar vermektir . Bir başka hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur : “ Allah’a ibadet et , kimseyi ona ortak koşma , yüce Allah’ın karşısındaymış gibi ihlasla amel et , kendini ölülerden say . Her taşın ve ağacın yakınında Allah’ı zikret ( Ta ki kıyamet günü şahitlerin çok olsun ) . Senden bir kötülük meydana gelirse , ona keffaret olarak bir iyilik yap . Eğer kötülüğü gizli yaptıysan , iyiliği de gizli yap . Eğer kötülüğü açıkça yapmış isen , onun keffareti olarak iyiliği de açıkça yap .


34.Hz . Temimi Dâri radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel lem buyuruyor ki : “ Kim on defa

< Bir tek Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur . O kimseye muhtaç olmayıp bütün yaratıkların kendisine muhtaç olduğu eşi ve çocuğu olmayan , hiç bir şeyin kendisine denk olmadığı Allah’tır » derse ona kırk bin sevab yazılır . ” ( Ahmed , Håkim )

İZAH : Hadis kitaplarında Kelime – i Tayyibe’nin belli miktarları için büyük faziletler bildirilmiştir . Bir hadiste buyuruluyor ki : “ Her namazdan sonra La ilahe illallahu vahdehu là şerike lehů lehul mülkü velehúl hamdu vehüve ala kalli şeyin kadir okumaya devam ediniz . Onun sevabı bir köle azad etmek gibidir . “


35.Abdullah bin Ebi Evfâ radıyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu : ” Kim Allah’tan başka ilah yoktur , o birdir , O’nun ortağı yoktur . Birdir , muhtaç değildir , doğurmamış ve doğmamıştır , O’na hiç bir şey denk değildir derse , ona iki milyon sevab yazılır . ” ( Taberâni , Terģib )

İZAH : Okumasında bir zorluk olmayan ve fazla bir zaman harcanmayan küçük bir duaya binlerce , yüzbinlerce sevab lütfetmesi Allahu Teâlâ’nın ne büyük bir ihsan ve ikram yağmurudur . Fakat bizler o kadar gaflet içindeyiz ve o kadar dünyevi menfaatler peşine düşmüşüz ki , o lütuf yağmurlarından hiç bir şey elde etmiyoruz . Ihlasla yapılması şartıyla her iyiliğe Allah celle celaluhu indinde en az on misli sevab verilmesi kesindir . Ondan sonra ki sevab , ihlasın ( ölçüsüne ) göre artıp durur . Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki : ” Islam’a girdikten son ra , küfür halinde işlenen günahlar affedilir . Ondan sonrakiler hesaba girerler . Her iyilik on’dan başlayarak yedi yüze kadar ve Allah’ın dilediği kadar yazılır . Kötülük ise yalnız bir tane yazılır . Eğer Allahu Teala affederse o da yazılmaz . ” Başka bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Kul bir iyilik yapmaya niyet edince sadece niyetine karşılık bir sevab yazılır . Amel edince ondan yedi yüze kadar sevab yazılır . Sonra Allahu Teâlâ’nın dilediği kadar yazılır . ” Buna benzer daha pek çok hadislerden anlaşılıyor ki , Allah katında vermekte bir eksilik yoktur . Yeter ki alan olsun . İşte bu mükafatlar Allah dostlarının gözleri önünde olduğundan dünyanın en büyük servetleri dahi onları kendine çekemezler .

اللهم اجملني منهم ” Allah’ım , beni onlardan eyle ”

Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem buyurdu ki : ” Ameller altı çeşittir . Insanlar da dört kısımdır . Bunlardan iki amel ( sevabı ) vacib kılan , ikisi sevabı eşit olandır . Bir tanesi karşılığında on kat sevab olan , bir tanesi de karşılığında yedi yüz sevab olandır . Vacib kılan iki amel şunlardır , 1 – Şirk işlemeden ölen kimse mutlaka Cennet’e girecektir . 2 – Şirk üzerine ölen kimse mutlaka Cehennem’e girecektir . Sevabi kendine eşit olan ameller , bir iyiliğe niyet etmektir ( yani bilfiil yapılmasa da ) kalbin onu yapmaya tam bir karar vermesidir . Sevabı on kat olan amel , ( böyle bir niyetten sonra ) onu bilfil işlemektir . Allah yolunda ( cihad ve başka yerlere ) mal sarfetmenin yedi yüz derece ecri vardır . Eğer insan günah işlerse , bire karşılık bir günah yazılır . Dört çeşit insan ise şunlardır ; 1 – Bazılarına dünyada bolluk , ahirete darlık vardır . 2 – Bazılarına dünyada darlık , ahirette bolluk vardır . 3 – Bazılarına her iki tarafta darlık ( dünyada fakirlik , ahirette de azab ) vardır . 4 – Bazılarına da her iki cihanda bolluk vardır . “

Biri Hz . Ebu Hureyre radiyallahu anh’in yanına gelerek , ” Ben sizin < Allah celle celaluhu bazı iyilikler karşılığında bir milyon sevab verir > diye bir hadis naklettiği nizi duydum ” dedi . Bunun üzerine Hz . Ebu Hüreyre radıyallahu anh , ” Bunda şaşı lacak ne var . Vallahi ben böyle işittim ” dedi . Başka bir hadiste şöyle buyurdu : ” Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim ki , bazı iyiliklerin sevabı iki mil yona kadar ulaşır . Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor :

Allah onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükafat verir . ( Nisa – 40 ) Bir şeye Allahu Tealâ büyük mükafat derse onun miktarını kim tahmin edebilir ki ? ” Imam – ı Gazâli rahmetullahi aleyn buyuruyor ki : ” Bu kadar büyük sevablar kazanılması , bu kelimelerin manaları düşünülerek ve dikkat edilerek okunduğu takdirdedir . Çünkü bunlar Allahu Teâlâ’nın önemli sıfatlarındandır .


36. Hz . Ömer radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyu ruyor ki : ” Sizden biri güzelce abdest alır ( sünnet ve âdâbına tam manasıyla dikkat eder ) sonra Eşhedü en la ilahe illallahu vahdehu là şerike lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu derse ona Cennet’in se kiz kapısı da açılır . Dilediği kapıdan Cennet’e girer . ” ( Müslim , Ebû Dâvûd , Nesei , Ibn – i Mâce )

İZAH : Cennet’e girmek için bir kapı yeterli olduğu halde sekizinin de açıl ması ( o kişiyi ) en güzel şekilde ağırlamak içindir . Bir hadiste şöyle buyurul muştur : ” Allah’a ortak koşmadan , haksız yere kimsenin kanını akıtmadan ölen kimse dilediği kapıdan Cennet’e girer .


37. Hz . Ebū Derdà radıyallahu anh’dan , Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem söyle buyurdu : ” Bir kul yüz defa La ilahe illallah derse , Allahu Teâla ki yamet günü , yüzü ayın on dördü gibi parlak olarak onu diriltecektir . Hiç bir kimse o gün aynısını Veya ondan fazlasını söylemediği müddetçe ondan ( Taberani ) daha üstün amel yapmış olamaz .

IZAH : Bir çok ayet ve hadislerden La ilahe illallah’ın hem kalp için hem de yüz için nur olduğu ifade edilmektedir . Bu kelimeyi sık sık söylemeyi adet edinen büyük zatların daha dünyada iken yüzlerinin nurani oldukları görülmüştür .


38. Hz . İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor : ” Çocuklarınızı ilk konuşmaya La ilahe illallah ile başlatın . Ölüm vakti gelince La ilahe illallah’ı telkin edin . Kimin ilk sözü La ilahe illallah ve son sözü La ilahe illallah olursa o bin sene yaşasa da hiç bir günahtan sorgulanmaz . ( Bu durum ya ondan günah meydana gelmedi ğinden veya günah meydana gelse de tevbe vs. ile affolunduğundan veya ( Beyhaki ) Allah’ın kendi lütfu ile affetmesinden dolayıdır . ) “

İZAH : Telkin , ölmek üzere olan insanın yanına oturup Kelime – i Tevhid söylemektir . Ta ki o bunu duysun da okumaya başlasın . O esnada Kelime – i Tev hid’i söylemesi için ( hastayı ) zorlamamak ve sıkıştırmamak gerekir . Çünkü o ( O anda ) şiddetli bir sıkıntıdadır . Son nefeste Kelime – i Tevhid’i telkin etmek pek çok sahih hadislerde emredilmektedir . Bir çok hadislerde Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğu bildirilmiştir : ” Kime olüm anında La ilahe illallah söy lemek nasip olursa , onun günahları sellerden yıkılan yapılar gibi dökülür gider . ” Bir hadiste ; ” Son nefesinde kendisine bu mübarek kelime nasip olan kimsenin geçmiş hataları affolunur ” buyurulmuştur . Bir hadiste , ” Münafik olan kimsenin ölüm anında bu kelimeyi söylemesine tevfik verilmez ” denilmiştir . Diğer hadiste şöyle buyurulmaktadır : ” Ölülerinize La ilahe illallah azığı veriniz . ” Başka bir hadiste , ” Bir çocuğu La ilahe illallah diyene kadar bakıp büyüten kimse ( Ahi rette ) hesaba çekilmekten kurtulur ” buyurulmuştur . Bir diğer hadiste de şöyle buyuruluyor : ” Kim namazı devamlı ve düzenli kılarsa , öleceği sırada bir me lek onun yanına gelerek şeytanı uzaklaştırır ve ölen kimseye La ilahe illallah Muhammedurrasulullah’ı telkin eder . ” Ölüm anındaki telkinin faydası çoğu za man o yüce kelimeyi hayatında da sık sık söyleyenlere nasip olduğu tecrübe ile görülen bir şeydir .

Şöyle bir olay yazılmıştır : Saman satan bir adam vardı . Ölümü yaklaştığı sırada halk ona Kelime – i Tayyibe’yi telkin etmeye başladılar . O ise ” Bu balya bu kadara , şu balya şu kadara ” diyordu . Bunun gibi daha bir çok olaylar Nüzhetal Besátin adlı kitapta yazılmıştır . Ayrıca ( günümüz de bu gibi haller ) gözle de go rülmektedir . Bir günahı işlemek bile çoğu kere olüm anında Kelime – i Tayyibe’nin hatırlanmamasına sebep olur .

Alimler şöyle yazmışlardır : “ Afyon ( uyuşturucu ) kullanmanın yetmiş zararı vardır . Onlardan biri ölüm anında Kelime – i Tayyibe’nin hatırlanmamasıdır . Buna karşılık misvak kullanmanın yetmiş faydası vardır . Onlardan biri ölüm anında Keli me – i Tayyibe’nin hatıra gelmesidir . ” Bir adamın başından geçen şöyle bir olay yazılmıştır . Ölmek üzere iken kendisine Kelime – i Şehadet telkin edilince o , ” Benim için Allah’a dua edin , dilim onu söyleyemiyor ” dedi . Yanındakiler , ” Neden öyle olu yor ” dediklerinde , o , ” Ben ( bir şey ) tartarken dikkatli davranmazdım ” dedi . Bir diğer adamın hikayesi de şöyledir : Oleceği sırada kendisine Kelime – i Şehadet telkin edilince o , ” Söyleyemiyorum ” dedi . Yanındakiler , ” Neden söyleyemiyorsun ? ” diye sordular . O , ” Bir kadın benden havlu satın almaya gelmişti , nefsimin hoşuna gitti ğinden ona bakıp durmuştum da ondan ” dedi . Bu çeşit daha pek çok olaylar var dır . Bunlardan bazıları Tezkire – i Kurtubiyye adlı eserde yazılmıştır . Kulun görevi daima günahlarına tevbe etmek ve son nefesinde Kelime – i Tevhid’i nasip etme sini Allahu Teâlâ’dan dilemektir .


39. Ümmü Hâni radiyallahu anha’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi veseliem buyuruyor ki : ” Lâ ilahe illallah’ı hiç bir amel geçemez ve bu kelime hiç bir günahı bırakmaz . ” ( Ibn – i Mace , Hakim )

İZAH : Herhangi bir amelin Kelime – i Tevhid’i geçememesi apaçık bir şey dir . Çünkü hiç bir amel Kelime – i Tevhid’i söylemeden işe yaramaz . Namaz , oruç . hacc , zekat kısaca her amel imana muhtaçtır . Eğer iman varsa o ameller kabul olabilirler . Yoksa olamazlar . Iman ise hiç bir amele muhtaç değildir . Bu bakımd an bir kişi sadece iman etse yanında imandan başka hiç bir iyi ameli bulunmasa , eninde sonunda bir gün mutlaka Cennet’e girecektir . Inşallah . Fakat iman etme yen biri , dilediği kadar iyi amel yapsa da kurtuluşu için yeterli değildir . Hadisin ikinci parçası , hiç bir günahı bırakmamasıdır . Insan Kelime – i Tay yibe’yi okuduktan sonra hemen ölürse , bu imanından önce küfür halinde iken ne kadar günah işlemiş ise onların hepsinin kesin olarak yok olacağına alimler ittifak etmişlerdir . Bu kelimeyi ölüm gelmeden önce söylemek kasdediliyorsa o zaman Hadis – i Şerif in manası şöyle olur . Bu kelime kalplerin temizlenmesi ve cilalan masına sebeptir . Bu yüce kelime çokça söylenirse kalp temizleneceğinden insan tevbe etmeden asla rahat edemez . En sonunda bu kelime günahların affolunma sina sebep olur . Bir hadiste şöyle buyuruluyor : ” Kim uyurken ve uyandığı zaman devamlı La ilahe illallah derse dünya işleri de onu ahirete hazırlar ve onu musi betlerden muhafaza eder .


40. Ebû Hüreyre radiyallahu anh’dan , Rasûlullah sallallahu aleyhi veseller şöyle buyurdu : ” İmanın yetmişten fazla şubesi vardır . Onların en üstünü Lâ ilahe illallah kelimesidir . En aşağı derecesi ise yoldan ( taş , ağaç vs. gibi ) eziyet veren şeyleri kaldırmaktır . Hayâ da imandan bir şubedir . ” ( Sıhân – 1 Sitte )

İZAH : Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem önemine binâen özellikle hayàyı . , , , zikretmiştir . Çünkü hayâ pek çok günahlardan , zina , hırsızlık , çirkin sözler , açılıp saçılmak , sövüp sayma gibi şeylerden korunmaya sebeptir . Aynı şekilde rezil ve rüsvay olurum düşüncesiyle nice iyi işleri yapmak gerekli olmaktadır . Doğrusu utanma duygusu insanı dünya ve ahirette bütün iyi işlere sevk eder . Namaz , zekat , hacc , vs.ye sebep olması meydandadır . Aynı şekilde daha başka hükümleri de yerine getirmeye sebeptir . Bundan dolayı ” Utanmadıktan sonra istediğini yap ” diye meşhur bir atasözü vardır . Bu manada şöyle bir sahih hadis de vardır .

Utanmiyorsan istedigini yap ”

Çünkü herşey vicdan ve utanmaya bağlıdır . Eğer insanda utanma duygusu olursa , “ namaz kılmazsam ahirete hangi yüzle çıkacağım ” diye mutlaka düşünür . Eğer utanma hissi yoksa , ” birinin bir şey demesiyle ne olur ki ? ” der . ” .

UYARI : Bu Hadis – i Şerifte imanın yetmişten fazla şubesi olduğu buyurul muştur . Bu ( sayılar ) hakkında farklı rivayetler bildirilmiştir . Bir kaç hadiste bu sayı yetmiş yedi olarak geçmektedir . Alimler imanın bu yetmiş yedi şubesini açıklamak için başlı başına kitaplar yazmışlardır . Imam Ebu Hâtim ibni Hibban rahmetullahi aleyh diyor ki : ” Ben bu hadisin manasını bir müddet düşündüm , durdum . İbadetleri saydığım zaman yetmiş yediden fazla çıkıyordu . Bunun üzerine hadisleri araştır maya başladım . Hadislerde imanın şubelerine girdiği bildirilen şeyleri saydığımda yetmişten az çıkıyordu . Sonra Kur’an – ı Kerim’e yöneldim . Kur’an – ı Kerim’de imana giren şeyleri saydım , onlar da bu sayıdan azdı . O zaman ben Kur’an ve hadisi bir araya getirdim . Her ikisinde de imanın şubelerine giren şeyleri saydım . Şöyle ki , her ikisinde de aynı manaya gelenleri tek olarak saydım ve sonuca baktım ki tekrarlananları çıkarınca her ikisinden çıkan toplam sayı hadisteki sayıya uygun düşüyor . O zaman hadisin manasının bu şekilde olduğunu anladım . ”

Kâdi lyâz rahmetullahi aleyh diyor ki : “ Alimlerden bir topluluk imanın şubele rinin tafsilatını anlatmaya çok önem göstermişler ve hadisteki imanın şubelerin den o ( saydıkları ) tafsilatın kasdedildiğine ictihadla karar vermişlerdir . Halbuki imanın ( sayılan ) bu özel tafsilatının bilinmemesi ile imanda hiç bir eksiklik mey dana gelmez . Kaldı ki , imanın asılları ve şubelerinin hepsi geniş olarak kesin olan şeylerdir . ” Hattâbi rahmetullahi aleyh , ” Bu sayının tafsilatını Allah ve O’nun Rasûlu sallallahu aleyhi vesellem bildiğine ve yüce dinimizde de bulunduğuna göre , o sayıyı bilmekle beraber tafsilatını bilmemenin bir mahzuru yoktur ” demiştir . Imam Nevevi rahmetullahi aleyh buyuruyor ki : ” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem o şubelerin en üstününün La ilahe illallah olduğunu bildirmiştir . Bundan anlaşılıyor ki , o , imanın en üst derecesidir . Imanın ondan daha yüksek bir şubesi yoktur . Bundan da anlaşıldığına göre , her mükellef için gerekli olan şey imanın aslı olan tevhid dir . Imanın en aşağısı ise bir müslümana eziyet verebilecek bir şeyi gidermektir . Diğer bütün şubeler bu ikisinin arasındadır . Onların bilinmesi gerekli değildir . Adlarını ve sayılarını bilmediğimiz halde meleklerin hepsine birden iman etmek gerekli olduğu gibi , imanın şubelerine de kısaca iman etmek yeterlidir . “

Buna rağmen hadis alimlerinden bir topluluk imanın bütün bu şubelerinin taf silatı hakkında çeşitli eserler yazmışlardır . Nitekim Ebu Abdullah Halimi rahmetullahi aleyn bu konuda Fevaid – ul Minhac adlı bir kitap yazmıştır . Imam Beyhaki rahmetullahi aleyh Şuab’ul Iman adlı bir kitap yazmıştır . Aynı şekilde Şeyh Abdul Celil rahmetullahi aleyn de bir kitap yazmış ve adına Şuabul Iman demiştir . Ishak bin Kurtubi rahmetul lahi aleyn Kitab – un Nesain adlı eserini bu konuda yazmıştır . Ebu Hatim rahmetullahi aleyn bu konuda yazdığı kitabın adini Vasful – Iman ve Şuabihi koymuştur . Sahih Buhari’yi şerh eden alimler bu konuda yazılan çeşitli kitapları Özetleyerek onlar kısaca bir yere yazmışlardır . Onlardan elde edilen sonuç şudur : Aslında Kâmil bir iman üç şeyin toplamının adıdır , 1.Kalbin tasdiki ; yani inanılması gereken şeylere kalben tam olarak inanmak . 2.Dilin ikrarı ve ameli 3.Bedenin amelleri .

Demek ki , imanın bütün şubeleri uç kısma ayrılır . 1.Niyet , itikat ve kalbin ameli ile ilgili olanlar . 2.Dille ilgili olanlar . 3.Bedenin diğer azaları ile ilgili olanlar . Imanın bütün şubeleri bu üç şeyin içindedir .


İMANIN AKAIDLE İLGİLİ ŞUBELERİ Bunların toplamı otuzdur .

1. Allah’a inanmak : O’nun zâtına ve sıfatlarına iman etmek buna dahildir . Ayrı ca her noksan sifattan münezzeh olan O zâtın tek olduğuna , O’nun hiç bir ortağı ve benzeri olmadığına kesin olarak inanmaktır .

2. Allah’tan başka her şey sonradan yaratılmıştır . Ezeli olan ancak Allah’tır .

3. Meleklere iman etmek .

4. Allah’ın indirdiği kitaplara iman etmek .

5. Allah’ın Peygamberlerine iman etmek .

6. Kadere iman etmek : Yani hayır ve şerrin hepsi Allah’tan olduğuna iman etmek .

7. Kıyamet’in hak olduğuna iman etmek : Kabir sorgulaması , kabir azabı , öldük ten sonra dirilmek , hesaba çekilmek , amellerin tartılması , Sırat köprüsünden geçmek hepsi buna dahildir .

8. Cennet’e ve mü’minlerin orada ebedi olarak kalacaklarına inanmak .

9. Cehennem’e ve orada çok şiddetli azab olduğuna ve Cehennem’inde ebedi olacağına inanmak .

10. Allah’a sevgi beslemek .

11. Başkalarını Allah için sevmek ve yalnız Allah için başkalarına buğz etmek ( Yani Allah dostlarını sevmek ve O’na isyan edenlere buğz etmek ) . Sahâbe – i Kirâm’ı , özellikle ensar ve muhacirleri sevmek . Bir de Rasûlullah sallallahu aley hi ve sellem’in ehline ve nesline muhabbet beslemek .

12. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’i sevmek : Ona saygı göstermek , selavatı şerife getirmek ve onun sünnetlerine uymak da buna dahildir .

13. Ihlaslı olmak : Gösteriş yapmamak ve münafıklıktan sakınmak da buna gir

14. Tevbe etmek : Yani günahlara gönülden pişman olup , gelecekte bir daha yapmamaya söz vermek .

15. Allah’tan korkmak .

16. Allah’ın rahmetinden Ümitli olmak .

17. Allah’ın rahmetinden ümidi kesmemek .

18. Allah’a şükür etmek .

19. Verdiği sözde durmak .

20. Sabretmek .

21. Alçak gönüllü olmak : Büyüklere saygı göstermek de buna girer .

22. Şefkatli ve merhametli olmak : Çocuklara şefkat göstermek de buna girer .

23. Kadere razı olmak .

24. Tevekkül ( Allah’a güvenmek ) .

25. Kendini beğenmeyi ve gururlanmayı terketmek : Nefsi islah etmek de buna girer .

26. Kin ve buğz etmemek : Haset de buna dahildir .

27. ( Buhari’nin Şerhi olan Ayni’de bu madde boş bıkarılmıştır . Benim kanaatime göre burada Hayâlı olmak ifadesi vardır . Kâtibin hatası yüzünden boş kalmıştır . )

28. Öfkelenmemek .

29. Aldatmamak : Buna kötüzan ve kimseye hile yapmamak da dahildir .

30. Dünya sevgisini kalpten çıkarmak : Buna mal ve makam sevgisi de dahildir . Allâme Ayni rahmetullahi aleyh diyor ki : Yukarıdaki maddelere kalp ile ilgili bu tün ameller dahildir . Görünüş bakımından bir amel bunlardan dışarıda gözükse de dikkatli bakıldığında bu maddelerden herhangi birine dahil olur .


İMANIN DİL İLE İLGİLİ ŞUBELERİ

Bunlar yedi tanedir .

1. Kelime – i Tayyibeyi okumak .

2. Kur’an – ı Kerim’i okumak .

3. İlim öğrenmek .

4. Başkalarına ilim öğretmek .

5. Dua etmek .

6. Allah’ı zikretmek : Istiğfar etmek de buna dahildir .

7. Çirkin sözlerden sakınmak .


İMANIN DİĞER AZÅLARLA İLGİLİ ŞUBELERİ

Bunların toplamı kırk tanedir . Bunlarda üçe ayrılmıştır .

Kişinin kendi şahsıyla ilgili olanlar ; on altı şabedir .

1. Temiz olmak : Beden temizliği , elbise temizliği , yer temizliği , hepsi buna girer ler . Ayrıca , abdest almak , hayız , nifas ve cünüplükten temizlenmek için gusal yapmak da beden temizliğine dahildir .

2. Namazı devamlı ve gereği üzere kılmak ‘ : Farz , nafile , eda ve kaza hepsi buna dahildir .

3. Sadaka vermek : Zekat vermek , fitre ve bahşiş vermek , insanlara yemek yedirmek , misafire ikram etmek ve köleleri azad etmek de buna girer .

4. Farz olsun veya nafile olsun oruç tutmak .

5. Farz olsun veya nafile olsun Hacc etmek : Umre ve tavaf da buna dahildir .

6. Itikaf etmek : Kadir gecesini araştırmak da buna dahildir .

7. Dini korumak için evi terk etmek : Hicret de buna dahildir .

8. Adağı yerine getirmek .

9. Yeminlere dikkat etmek , bozmamak .

10. Keffaretleri ödemek .

11. Namazda ve namazın dışında avret yerlerini örtmek .

12. Kurban kesmek , kurbanlık hayvanlara iyi bakıp beslemek ve buna önem göstermek

13. Cenazeye önem vermek ve cenazenin bütün işlerini düzene koymak .

14. Borçları Ödemek .

15. Insanlarla olan alış – verişlerinde dürüst olmak , faizden sakınmak .

16. Doğru şahitlik yapmak , hakkı gizlememek .


Başkalarıyla olan münasebetler ile ilgili olanlar ; altı şubedir .

1. Evlenmek yolu ile haramlardan korunmak .

2. Çoluk – çocuğun hakkını gözetmek ve edå etmek : Buna hizmetçilerin hakkı da dahildir .

3. Ana – baba ile iyi geçinmek , yumuşak davranmak ve itaat etmek .

4. Çocukları iyi terbiye etmek .

5. Akrabalar ile ilişkiyi devam ettirmek .

6. Büyüklere itaat etmek .


Toplum haklarıyla ilgili olanlar ; on sekiz şubedir .

1. Halkı adaletle idare etmek .

2. Hakk üzere olan topluluğu desteklemek .

3. Idarecilere itaat etmek ( Dine uymayan şeyleri emretmedikleri sürece ) .

4. Halk arasındaki düzeni sağlamak : Fesad çıkaranlara ceza vermek , isyanci lara karşı cihad etmek de buna dahildir .

5. Iyi işlerde başkalarına yardım etmek .

6. Iyiliği emretmek , kötülükten men etmek : Vaaz ve tebliğ buna dahildir .

7. Allah’ın koymuş olduğu cezaları uygulamak .

8. Cihad etmek : Sinirları korumak da buna dahildir .

9. Emaneti edâ etmek : Ganimet malının beşte birini Beyt – al Mal’a vermek de buna dahildir .

10. Borç vermek ve borcu ödemek .

11. Komşularının haklarını edâ etmek ve onlara ikram etmek .

12. Doğru alış – veriş yapmak : Malı helal yolla kazanmak da buna dahildir .

13. Malı yerinde harcamak : Cimrilikten ve israftan sakınmak da buna dahildir .

14. Selam vermek ve selam almak .

15. Aksirana Yerhamükellah demek .

16. Dünyadaki yaratıklara zarar vermemek ve eziyet etmemek .

17. ( Caiz olmayan ) oyun ve eğlencelerden sakınmak .

18. Yoldaki eziyet veren şeyleri uzaklaştırmak .

Bunların toplamı yetmiş yedi şubedir . Bunlardan bazıları bazılarına da katılabilir . Mesela ; ( Helal yolla ) mal kazanmak ve malı ( yerinde ) harcamanın her ikisi de doğru alışveriş yapmak kısmına katılabilir . Böyle dikkatli bir inceleme yapılarak bir kaç madde daha azaltılabilir . Böylece yapılan bu açıklama imanın 70 veya 67 şubesi olduğunu bildiren hadislere de uygun düşer .

Ben bu tafsilatlı açıklamada Allâme Ayni rahmetullahi aleyh’in Sahih – i Buhâri’yi şerh ederken takip ettiği sıra ile anlatma tarzını temel kabul ettim . Hafız İbn – i Hacer rahmetullahi aleyh’in Fathul Bari adlı eserinden ve Allâme Alliyyül Kâri rahme tullahi aleyh’in Mirkat adlı eserinden açıklamalar ve eklemeler yaptım .

Alimler imanın bütün şubelerinin kısaca yukarıda anlatılanlar olduğunu yazmışlardır . Artık insan bunları iyice düşünüp fikretmeli , bunlardan kendinde bulunan vasıflar için Allahu Teâlâ’ya şükretmelidir . Çünkü her iyilik ancak O’nun tevfiki ve lütfu ile elde edilir . Bu vasıflardan hangisi kendinde eksikse , onu elde etmek için gayret göstermeli ve elde edebilmek için Allahu Teâlâ’dan daima tevfik istemelidir .

“ Başarım yalnız Allah’ın yardımı iledir . ” ( Hud – 88 )

Online sipariş yapabilirsiniz
Türkiyeden : www.gulistannesriyat.com
Almanyadan: www.al-madinamarkt.de