Ihram Bilgisi


Sözlükte hürmet edilmesi gereken bir yere ya da za­mana girmek anlamına gelen ihram, hac ibadetiyle ilgili bir terim olarak; bir kimsenin, hac veya umre ya da hem hac hem umre yapmak niyeti ile, sair zamanlarda helal olan bazı davranışları kendisine haram kılması demektir. Haram kılınan şeylerin neler olduğu “İhram Yasakları” başlığı al­tında

İhrama nerede girilir? İhrama girilen yerler nerelerdir? İşte cevapları…

İhrama girilecek yerler, kişilerin oturdukları yerlere göre farklılık arz eder. Bu yerler, “Harem”, “Hıll” ve “Âfâk” olma üzere üç bölgedir.


İhram nedir, ne anlama gelir?

Mekke-i Mükerreme’yi çevreleyen Harem bölgesinin sınırlarını ilk defa Cebrail’in rehberliğiyle Hz. İbrâhim belirlemiş, sınırları gösteren işaretler daha sonra Hz. Peygamber tarafından yenilenmiştir.                                                                                                                

Mikat sınırların Kâ’be’ye en yakını 8 km olan Ten‘îm” (Mescidi Aşye) dir.                                                                                                                  

Mesafede en uzak olanı  ise Medineye 8 km yakin ve Mekkeye 435 km  mesafede olan MESCİD-İ ZÜLHULEYFE (MÎKÂT MESCİDİ)dir.                                                                                      

Tâif yönünde “Ci‘râne” ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında “Aşâir”dir. Diğerleri; Irak yolu üzerinde “Seniyyetülcebel”, Yemen yolu üzerinde “Edâtü Libn” ve Arafat sınırında “Batn-ı Nemîre”dir.

Harem bölgesinde ikamet edenler (Mekkîler), hac için bulundukları yerde; umre için “Hıll” bölgesine çıkarak mesela Ci’râne ve Ten’îm gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde ihrama girerler. Bu bölgeye “harem” adının verilmesi; zararlılar dışındaki hayvanlarının öldürülmesinin ve bitkilerinin koparılmasının haram olması sebebiyledir.

Kur’an-ı Kerîm’de Kâ’be’ye “el-beytü’l-harâm”,(Mâide, 5/2)onu çevreleyen mescide “el-mescidü’l-harâm”(İsrâ, 17/1.) denildiği gibi, bu mescidin içinde bulunduğu Mekke şehri de “harem”(Kasas 28/57. Ankebût, 29/67.) yani “saygıya lâyık” sözüyle vasıflandırılmıştır.(Haritalara aşşağıda bakabilirsiniz.)

Deniz ve hava yolu ile yolculuk yapanlar, gemi ve uçaklara binmeden önce ihrama girebilecekleri gibi bindikten sonra da ihrama girebilirler. Mîkat sınırlarından önce ihrama girilebilir.Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre mîkâttan önce ihrama girmek mekruhtur. Bir kimse, hac ve umre maksadıyla değil de, bir iş için ya da ikamet maksadıyla Hıll bölgesine, mesela Cidde’ye gelir de sonradan hac veya umre yapmak isterse, bulunduğu yerde ihrama girer.


İHRAMLI OLMANIN RUHANIYETI

İhram, bir teslim oluş, bir terk ediş, yepyeni bir hayata doğuş ve ölmeden önce öldükten sonraki hayatı prova ediştir.

İhrama giren hac ve umre adayı Allah’ın, “İnsanla- rı hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.” davetine “evet” demiş ve Allah’ın emrine teslim olmuştur. Böyle yapmakla kul kendi çaresizliğini anlamış ve Allah Teâlâ’nın fazilet ve kereminden medet umar hale gelmiştir.

“Lebbeyk” diyerek Allah’ın emrine uyan ve ihrama giren Müslüman, bu hâliyle kıyameti yaşayan insanların kabirlerinden haşr meydanına gelmesini ve Allah Teâlâ’nın nidâsına cevap vermek suretiyle toplanan insanların psikolojisini yaşar.

Asıl itibariyle ibadetlerin neden yapıldığını tam manasıyla anlamak mümkün olmasa da ibadetlerin kula bakan yönleriyle hikmet pırıltılarını anlama imkânımız olur.

İhram, kulun bütün dünyevi arzularından sıyrılmış ve gönülden boyun eğmiş olarak Allah’ın huzuruna varmasının sembolüdür. İhramlı Müslüman lisan-ı hâliyle demek istiyor ki, “Allah’ım huzurundayım. Sen yegâne yaratıcısın. Bütün mahlukatla birlikte benim de sahibim, hakimim ve Rabbim olarak ne buyuruyorsan şeksiz ve şüphesiz bir şekilde kabul ettim ve sana teslim oldum.” Bu emre uyuş öyle bir teslimiyettir ki, bu icabete bütün yeryüzünü kaplar. Nitekim Peygamber Efendimiz (as) şöyle buyurur: “Hiçbir Müslüman yoktur ki, telbiye getirsin de, yeryüzünün bir ucundan ötekine sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, toprak da onunla birlikte telbiyede bulunmasın.”

İhrama girmek, ihram yasakları sebebiyle nefsinin ve hevâsının bütün nevilerini Allah rızası için terk etmektir. Bu yönüyle ihram, bir edep ve güzel ahlak okuludur. Günah kirlerinden temizlenmek üzere bir inzivaya çekilmektir. Çünkü bunun böyle olmasını âdeta bir müfredat programı kullarının önüne koyan Rabbimiz hazırlamıştır. Bunda erkeklerle kadınlar arasında bir fark yoktur. Şu kadar ki, bu okulun programına dahil olan erkekler üzerlerine okul formaları gibi bütün elbiselerinden soyunmuş ve sadece iki havluyla örtünmüşlerdir. Kadınlar ise Allah’ın emriyle giyinmiş oldukları

libaslarıyla Allah’ın huzurunda olmaya devam ederler. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun.” ”(Bakara,197.)

Ayetteki “rafes”, şehvet kuvveti diye bilinen cinsellik duygusudur. Şehvet duygusu insanı fuhşa veya iffete sevk eder. Müslüman ihramla iffet duygularını geliştirir, fuhşa yöneltecek duyguları yok eder.

İhram, dövüş, kavga ve çekişmeleri de tedavi eden bir medresedir. Çünkü ihramdaki insan aklını hikmet pınarlarına açar. Öfke ile hareket etmek isteyen ve kendisini kontrol edemeyen insanı, âdeta melekleştirecektir. Kendi isteği ile ihrama girmiş olan erkek veya kadın bundan önceki hayatından koparak yepyeni bir kimlikle evine, ailesine dönmek üzere nefsiyle sözleşmiş olacaktır.

Hac ve umre yapma niyetiyle ihrama giren Müslümanlar, bu kutsal yolculukta sabrı, tahammülü, sıkıntılara katlanmayı, güçlüklere göğüs germeyi, yardımlaşma ve dayanışma içinde hareket etmenin de pratiğini yaparlar. Bu suretle de takvaya götüren perdeleri aralamış olurlar. Çünkü hac ve umreden maksat, Allah’ın huzuruna varmak, takvaya ulaşmak ve O’nun sevdiği kullardan olmaktır.                                                                               

Bu mertebeye varmak için ise, Zeynelabidin (r.h.m.) gibi ihrama girip telbiye getirmek gerekir.

Süfyan b. Uyeyne (r.h.m.) anlatıyor: Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelâbidin (r.h.m.) hacca giderken ihramını bağladı, devesinin üstüne bindi. O anda benzi attı ve tir tir titremeye başladı. Lebbeyk diyemeyecek derecede dili tutuldu. Kendisine bu hali müşahede eden- lerden biri ‘Neden Lebbeyk demiyorsun?’ diye sordu. Ali Zeynelâbidin (r.h.m.) ‘Ben Lebbeyk dediğimde, Allah Teâlâ’nın bana ‘Ne Lebbeyk, ne de sa’deyk’ diye cevap vereceğinden korkuyorum.’ dedi. Telbiye getirmek üzere “Lebbeyk” der demez bayıldı ve yere düştü. Hac sonu- na kadar da böyle baygınlıklar geçirmeye devam etti.”


İHRAM ÖNEMI?

Hacılar, Mekke’ye yaklaşırken belirli yerlerde (mîkat mahallerinde) elbiselerini çıkarıp iki parça havluya bürünürler. Buna ihrâm denir. İhrâm, ihlâs ve tâzîmin duygularla hissedilebilir bir şeklidir. Aynı zamanda bu, nefsin her türlü lezzetlerini, râhatını ve âdetlerini terk etmek sûretiyle Allah’a boyun eğdiğini simgeler. İnsanın Allah korkusunu ve O’na duyduğu saygıyı içinde hissetmesini sağlayarak yine O’nun rızâsı için yorgunluğa katlanma ve toza toprağa bulanma mânâsını ihtivâ eder.                                                       


ALLAH’A YÖNELMENİN VE O’NUN DERGAHINA SIĞINMANIN SEMBOLÜ

Hacda dikişsiz elbise giymek ve birçok dünyevî işlerden men olunmak, dünyadan alâkayı kesip, her türlü mal ve mülkiyet iddiasını terk ederek tam bir fakr ve ihtiyaç hâli ile Allah’a yönelmenin ve O’nun dergâhına sığınmanın sembolü olarak anlaşılmıştır. Bu vaziyet insana “Dünyaya hiçbir şeye sahip olmadığım hâlde geldim, dünyadan giderken de aynı vaziyette olacağım. O hâlde doğumla ölüm arasında sahip olacağım maddî şeylere hırs ve tamahla bağlanmam, bu uğurda insanlara zulmetmem, haksızlık yapmam ve ahlâk kâidelerine aykırı davanmam benim için son derece zararlıdır” kanaatini verir.

Hac, insanı kalbî hayata yönlendirir. Çünkü bu nâzik ibadet; av avlamayı, avcıya avı göstermeyi, bir sineği bile öldürmeyi, yeşil bir yaprağı dahi koparmayı, Allah’ın mahlûkâtını incitmeyi yasaklamak gibi şefkat, merhamet ve muhabbet tezâhürleriyle doludur.

İhramlıyken kötü ve müstehcen konuşmalar, kavga, gürültü ve çekişmeler yasaktır. Yalnız Yaratan’dan dolayı yaratılanlara sevgi ve nezâket vardır. Bilhassa gönül kırmamak zaruridir. Böylece insanlar zararsızlık tâlimi görürler.

Hacca giden müslümanlar, aynı zaman ve mekân içinde bir araya gelerek manevî bir ittifak içinde bulunurlar. Birbirlerinin dertlerini ve meselelerini dinler, uzaklardaki kardeşlerine mesajlarını iletirler.


İHRAMIN FARZLARI NELERDİR?

Hanefi mezhebine göre ihramın iki farzı vardır: Niyet etmek ve telbiye getirmek.

1. Niyet Etmek

İhrama niyet etmek, yapılmak istenen ibadetin umre veya hac, ya da hem umre hem hac olduğunun kalben be­lirlenmesi demektir. Bu belirlemenin dil ile ifade edilmesi müstehaptır.

İhrama giren kimse eğer yalnız hac yapmak istiyorsa,

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي

“Allahümme inni ürîdül-hacce feyessirhü lî ve takabbelhü minî”

 “Allah’ım! Haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur;”


Eğer yalnız umre yapmak istiyorsa,

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَتَقَبَّلْهَا مِنِّي

“Allahümme inni ürîdül-umrete feyessirhü lî ve takabbelhü minî”

 “Allah’ım! Umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur;”


Hem umre, hem hac yapmak istiyorsa,

اللَّهُمَّ إِنِّيْ أُرِيْدُ الْعُمْرَةَ وَ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُمَا لِيْ وَتَقَبَّلْهُمَا مِنِّيْ

Allāhumma innī urīdu l-’umrata wa l-ḥajja fayassirhumā lī wa taqabbalhumā minnī.

 “Allah’ım! Umre ve Hac yapmak istiyorum. Onları bana kolaylaştır ve kabul buyur;”

Diye niyet eder ve aşağıda anlatıldığı şekilde telbiye getirir.


2. Telbiye Getirmek

Sözlükte emre icabet etmek anlamına gelen “telbiye”, bir hac terimi olarak “Lebbeyk” diye başlayan şu cümleleri söylemektir:



لَبَّيْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ – لَبَّيْكَ لاَشَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ – إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ – لاَشَرِيكَ لَكَ

“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk. Lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, lâ şerîke lek”

 “Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur ” Peygamberimiz (s.a.s.) böyle telbiye getirmiştir. 

Telbiye, Allah’ı şanına yakışır şekilde öven ve yücelten kişinin, O’na teslimiyetini ifade eden sözlerden oluşmaktadır. Telbiye dil ile söylenmelidir. Kalpten geçirilmesi yeterli değildir.

“Ey Allah’ın Elçisi! Hac nedir?” Şeklinde yöneltilen bir soruya Peygamberimiz (s.a.s.)  “Hac telbiye getirmek ve kurban kesmektir” cevabını vermiştir.

Telbiyenin yüksek sesle getirilmesi sünnettir. Peygam­berimiz (s.a.s.) “Cebrail bana geldi ve ashabıma tehlil ve telbiyeyi yüksek sesle söylemelerini emretmemi bildirdi” buyurmuştur.

Üç defa telbiye getirildikten sonra her ne istenirse dua edilmelidir.

telbiye getirilirken sesin yükseltilmesi mesnundur, fakat kişinin kendisine yahut namaz kılanlara veya uyuyanlara eziyet olacak kadar yüksek sesle değil.

İbn Ömer radıyallahu anh diyor ki: “Bir adam haccı nasıl olmalıdır?” diye sualde bulundu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Hacı saçları dağınık ve toz toprak içinde olmalı” cevabını verdiler. Başka bir sahabe kalkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü, hangi hac daha efdaldir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kendisinde en fazla ses yükseltilen, (yani Lebbeyk Lebbeyk diye bağırılan) ve en fazla kurban kanı akıtılan hac” buyurdular.

Niyet ve telbiye getiren kimse ihrama girmiş ve ihram yasakları başlamış olur.

Telbiye ; Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, ihramın sün­neti; Mâlikî mezhebine göre vacibidir. Dolayısıyla bir kimse hacca veya umreye niyet etse fakat telbiye getirmese ihrama girmiş sayılır. 

Bir kimse; hangi çeşit hac yapacağını belirlemeden “Al­lah için ihrama girdim” gibi genel bir ifade kullansa yine ih­rama girmiş olur.

Böyle bir kimse tavafa başlamadan önce hangi çeşit hac yapacağını belirlerse niyetine göre hareket eder.

Hangi çeşit hac yapacağını belirlemeden tavafa başlar­sa umre yapmış olur. Tavafa başlamış olmak için en az bir şavtın tamamlanması gerekir. Henüz ilk şavtı tamamlama­dan terk ederse tavafa başlamış sayılmaz.

İhrama girdikten sonra tavaf yapmadan doğrudan Arafa’ta gidip vakfe yaparsa ifrad haccı yapmış olur.

Bir kimse; hangi çeşit hac yapacağını belirlemeden “Allah için ihrama girdim” gibi genel bir ifade kullansa ihra­mı geçerli olur. Bu kimse tavafa başlamadan niyetini umre, ifrad veya kıran şeklinde belirleyebilir. Niyeti belirlemeden tavafa başlar ve en az bir şavt yaparsa niyeti artık umre için geçerli olur. Niyetini belirlemeden ve tavaf da yapmadan doğrudan Arafat’a çıkar ve vakfe yaparsa hac için ihrama girmiş olur.

Şâfiî mezhebine göre hac ve umre ile ilgili menâsikten her­hangi birine, meselâ tavafa başlamadan önce niyetteki belirsiz­liğin giderilmesi ve hangi maksatla ihrama girildiğinin belir­lenmesi gerekir. Aksi halde hac veya umre yapılmış sayılmaz. Çünkü ibadetlerde niyet şarttır.


BİRLİKTE TELBİYE GETİRMEK

         Hac günlerinde yer yer görülmektedir ki; bir kimse telbiye getirmekte, diğerleri de onu tekrar etmektedir. Bu amel tarzı câiz midir?

         Avama kolaylık olsun diye böyle yapılırsa, bunda bir sakınca yoktur, yoksa koro hâlinde telbiye getirilmemelidir.

İzah: Hacda telbiye getirmek farzdır. Bu olmadan ihrama girilemeyecektir. Eğer ebeveyn vs. telbiye getirmesini bilmiyorsa, onlara telbiye öğretilmelidir. Eğer telbiye lafızlarını böyle kimseler ezberleyemiyorsa, o zaman en azından ihrama girerken telbiye lafızları onlara söyletilmelidir. Bununla da telbiye farizası edâ olacaktır.


İhramın vâcipleri nelerdir? İşte cevabı…

İhramın iki vâcibi vardır.

1- Mîkat sınırını ihramsız geçmemek.

Uzaklardan gelip doğrudan Harem bölgesine gidecek olan Âfâkýler, mîkat sınırını ihramsız geçerlerse cezâ (dem) gerekir. Ancak, mîkatı ihrama girmeden geçen kimse, henüz hac veya umre menâsikinden herhangi birine, meselâ kudüm veya umre tavafına başlamadan mîkata dönüp orada ihrama girerse ceza düşer. Bu kişinin, ihramsız geçtiği mîkat sınırı yerine; bulunduğu yere daha yakın bir mîkata gidip orada ihrama girmesi mümkündür. Mîkatı ihramsız geçtikten sonra, hac veya umre menâsikinden birine başlanmışsa artık mîkata dönülse bile ceza düşmez.

2- İhram yasaklarından sakınmak.

İhrama giren kimsenin ihram süresince davranışlarını haccın anlam ve amacıyla da bütünlük sağlayacak şekilde kontrol altında tutması ve belirli yasaklara uyması gerekir.


İhramın sünnetleri nelerdir?

Müslümanların uyması gereken ihram sünnetleri:

a) İhrama girmeden önce gerekiyorsa tıraş olmak, kol­tuk altı ve kasık kıllarını temizlemek, tırnakları kesmek.

b) İhramdan önce temizlik maksadıyla gusletmek, su bulunmaz veya suyu kullanma imkanı olmazsa abdest al­mak. Gusletmek abdest almaktan daha faziletlidir. Abdest almak için su bulunamazsa, teyemmüm etmekle sünnet yerine gelmiş olmaz. Ancak bu durumda ihram namazı için teyemmüm edilir.

İhram için gusül temizlik maksadı ile yapıldığından, hayız ve nifas hallerinde bulunan kadınların, abdestli bu­lunanların ve ihrama girecek olan çocukların da gusletme­leri sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Nifas ve hayız halinde olan kadınlar mîkâta geldiklerinde guslederler, ihrama girerler ve Kâ’be’yi tavaf etmek dışında bütün hac menâsikini yerine getirirler” buyurmuştur.


İHRAMIN SÜNNETLERİ (Dataylı)

1) Hac aylarında ihrama girmek.                                                                                                     

2) Oradan geçilmesi kaydıyla kendi ülke Mikat’ından ihrama girmek.                                           

3) İhram için gusül veya abdest almak.                                                                                                     

4) Peştemal ve çadır kullanmak (erkekler için).                                                                                         

5) İki rekât nâfile namaz kılmak.                                                                                                               

6) telbiye(bir defaya ilave çünkü bir defa telbiye okumak vâcibtir) okumak.                                    

7) Telbiyeyi üç defa getirmek.                                                                                                            

8) Telbiyeyi yüksek sesle getirmek (kadınlar seslerini yükseltmezler).                                                    

9) İhrama niyet etmeden önce koku sürünmek.


İHRAMIN MÜSTEHABLARI

1) Kiri pası gidermek.                                                                                                                         

2) Tırnakları kesmek.                                                                                                                             

3) Koltuk altlarını temizlemek.                                                                                                                  

4) Etek tıraşı olmak.                                                                                                                             

5) İhram niyetiyle gusül almak.                                                                                                             

6) Yeni veya yıkanmış beyaz renkte peştemal ve çadır kullanmak.                                                   

7) Terlik giymek.                                                                                                                                         

8) Dille ihrama niyet etmek.                                                                                                                     

9) Niyeti namazdan sonra oturarak yapmak.                                                                                  

10) İhramı Mikat’tan önce bağlamak.


İHRAMIN HÜKMÜ

İhrama başlandığında onun hükmü şudur ki; hangi şey için ihram bağlanmışsa, onu yapmadan ihramı çözmemektir, (yani ihramdan çıkmamaktır). Eğer haccın fâsid olduğu bir fiil bile yapılmış olsa, yine de haccın bütün fiileri yapılmalı. Eğer hacca yetişilemezse, umre yapılarak helâl olunmalıdır. Eğer bir kimse hacdan engellenirse, o da kurbanı kesildikten sonra helâl olmalıdır.


İZAR VE RİDA NEDİR?

Erkeklerin, iç çamaşırları dahil giysilerini, çorap ve ayakkabılarını çıkararak bürünecekleri özel ihram örtüsü­nün, biri vücudun belden aşağısını, diğeri ise baş hariç vü­cudun belden yukarısını örten iki parçadan oluşması.

Belden aşağısını örten kısma “izâr”, baş hariç vücudun belden yukarısın örten kısma da “rida” denir. Bürünülecek örtünün tercihen beyaz renkte ve yeni, yahut yıkanmış, te­miz ve iyi görünümlü olması müstehaptır. Ancak, vücudun örtülmesini sağlayacak tek parçalı bir örtüye bürünmek de yeterli olur.

Söz konusu olan sünnet; giysileri ve ayakkabıları çıka­rarak, ihram elbisesine bürünmekle değil, ihram elbisesinin nitelikleri ile ilgilidir.

İhramlı iken elbise, çorap ve ayakkabı giyme ile ilgili hükümler, “dördüncü bölümde” anlatılacaktır.


KADINLAR İHRAMDA NE GİYER?

Kadınlar ihram için özel bir kıyafete bürünmezler, normal elbiseleri, başörtüsü ve ayakkabısı ile ihrama gi­rerler, ancak yüzlerini açık tutarlar. Peygamberimiz (s.a.s.) “İhramlı kadın, yüzünü örtmez.”

Kadın hayız ve nifas hâllerinde namaz kılmayacaktır, onun için bu hâllerde olan kadınlar gusül yahut abdest aldıktan sonra kıble cihetine doğru oturarak niyet edip telbiye getirmeli ve namaz kılmamalıdırlar.                                                                                                         

Kadın tavaf esnasında Iztıbâ ve Reml kesinlikle yapmamalıdır, say yaparken de mileyn ezhereyn arasında koşmamalı, kendi hâlinde yürümelidir. İzdiham ve yığılma olduğunda Safa ve Merve’ye çıkmamalı. Bunun gibi erkeklerin yığılması esnasında Haceru’l-Esved’i öpmemeli, ona elini sürmemeli, erkeklerin yığılma vaktinde Makam-ı İbrâhim’de tavaf namazı kılmamalıdır.

 İhramdan (niyet ve telbiyeden) önce vücuda güzel koku sürünmek müstehaptır. İhrama girdikten sonra be­dende kokunun kalması ihrama zarar vermez. Elbiseye koku sürmek ise caiz değildir.

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre ihrama girmeden önce ihram elbisesine (izar ve ridaya) koku sürmek caizdir. İhrama girdikten sonra kokunun ihram elbisesinde kalması ihrama za­rar vermez. Ancak, elbise çıkarılırsa, koku giderilmedikçe tek­rar giyilemez.

Elbiseler çıkarılıp “izar” ve “rida” ya büründükten sonra, kerahet vakti değil ise, ihrama girmeden önce iki re­kat ihram namazı kılmak.

Bu namazın ilk rekatında Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rekatında ise “ihlas” sürelerinin okunması efdaldir.

İçinde bulunulan vaktin farz namazı da bu iki rekat namazın yerine geçer.

Niyeti dil ile (sesli olarak) yapmak.

Telbiyeyi namazdan sonra yapmak.

Telbiye, namazın peşinden yapılabileceği gibi -mîkat sınırını geçmemek kaydıyladaha sonra da yapılabilir. Telbiye yapılmadan mîkat sınırı geçilirse Hanefî mezhebine göre ihrama girilmiş olmaz.

Şâfiî mezhebine göre telbiye ihramın sünneti olduğu için bu durumda ihrama girilmiş olur, bir ceza gerekmez.

Telbiyenin, ihram namazının peşinden yapılması evladır.

İhramlı bulunulan süre içinde her fırsatta telbiye söylemek.

Erkekler yüksek sesle telbiye getirirler, kadınlar ise telbiye sırasında seslerini yükseltmezler.

Özellikle tepelere çıkarken, aşağıya inerken, başka kafilelerle karşılaşınca, farz namazlardan sonra ve içinde bulunulan konumda değişiklik oldukça telbiye getirmek müstehaptır.

Hac için ihrama, hac ayları başladıktan sonra girmek.

İhram namazı baş örtülerek kılınmalıdır. Namazda ıztıbâ yapılmamalıdır, (yani ihram ridasını sağ koltuk altından geçirerek, sol omzun üstüne atma yapılmamalıdır). Iztıbâ sadece tavafta olmaktadır. İhram namazından sonra kılınan namazlar ise baş açılarak kılınmalıdır. İhramda olunduğu sürece ihramlı iken namazda da başın örtülmesi yasaktır. (Bu erkekler içindir, kadınlar başlarını örtmelidir.)


İhramın yasakları nelerdir? İhramlıya yasak olan şeyler nelerdir? İşte cevapları…

Hac veya umre yapmak üzere ihrama giren kimse, daha önce helal olan bazı şeyleri, ihram süresi içinde kendisine haram kılmış olur. Haram kılınan bu şeylere “ihram yasakları” denir. İhram yasaklarını ihlal etmek cezayı gerektirir. Yüce Allah,

ek3

Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının”(Bakara, 2/197.)

Peygamberimiz (s.a.s.) :

 “Kim hac yapar da kötü söz söylemez, cinsel ilişkide bulunmaz ve günah işlemezse (kul hakları hariç) annesinden doğduğu günkü gibi (tertemiz olarak) döner”(Buhârî, Hac, 4, II, 141.) buyurmaktadır.

“Cezalar”; bedene , dem , sadaka-i fıtır ve oruç olmak üzere 4 çeşittir.

“Bedene ”, deve ve sığır cinsinden kurban; “dem ” koyun ve keçi cinsinden kurban demektir.

“Sadaka-i fıtır”, fitre miktarı sadaka vermektir. Bu da bir insanı sabah akşam doyuracak gıda ya da bunun karşılığı paradır.

Kırân haccı yapan bir kimseye, ihram yasaklarından birine riayet etmemesi halinde biri umrenin, diğeri de haccın ihramı için iki ceza gerekir.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre, ihram yasaklarıyla ilgili ihlaller için tek ceza yeterlidir.


İhramlıya yasak olmayan şeyler nelerdir? İşte cevabı…

Hac veya umre ihramında bulunan kimsenin yapması mübah olan bazı şeyler şöyle sıralanabilir:

a) Balık ve su ürünlerini avlamak.

b) Kümes hayvanlarını kesmek.

c) Kokusuz sabun kullanmak.

ç) Sürme çekmek.

d) Sünnet olmak.

e) Şemsiye kullanmak, ağaç ve çadır gibi şeylerin altında gölgelenmek.

f) Bele kemer ve para çantası bağlamak.

g) Çanta ve benzeri şeyleri boyuna asmak.

ğ) Silah taşımak, yüzük ve kol saati takmak.

h) Yılan, akrep, fare, kara sinek, bit, pire ve yırtıcı hayvanları öldürmek.

i) İhram örtülerini çıkarıp yıkamak, başka bir örtü ile değiştirmek.

ı) Dişleri fırçalamak.

j) Kırılan tırnağı kesip atmak.

k) Kan aldırmak,

l) Diş çektirmek.

m) İğne vurdurmak.

n) Yara üzerine sargı sarmak.

o) Boyundan aşağısını yorgan ve battaniye gibi bir şeyle örtmek

p) Palto ve ceket gibi bir şeyi giymeden omuzlara almak.                                                    

r) İhramsız kişi tarafından avlanan kara avının etinden yemek.                                                      

s) Koku satılan dükkana girmek ve oturmak. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ihramlı olmayan kimseleri tıraş etmek ve onların tırnaklarını kesmek.


 CİNAYETLERİN CEZA VE KEFÂRETLERİ

Hac esnasında işlenen kimi cinayetler. haccın bozulmasını ve kazâsını gerektirirken, kimileri ağırlık derecesine göre çeşitli ceza ve kefâreti gerektirirler.

Cinayetin durumuna göre ödenmesi gereken kefâret ve cezalar şunlardır: Kazâ, bedene, dem, sadaka, bedel ödeme ve oruç.


A) HAC VE UMRENİN BOZULMASINA YOL AÇAN VE KAZA EDİLMESİNİ GEREKTİREN CİNAYETLER

Kadının ihramı

Kadınların ecnebi erkeklerin yanında açılması memnûdur, onun için kadınlar alınlarının üst kısmından yüze doğru yüzlerine temas etmeyecek şekilde bir şey sarkıtmalıdırlar.

Kadının ihramlı iken dikişli elbise giymesi câizdir, isterse renkli olsun, fakat zâferan ve versle boyanmış olmamalıdır. Eğer bu şeylerle boyanmış bir elbiseyle o zaman kokusu kalmayacak şekilde yıkanmış olmalıdır.

Kadının ihramlı iken takı takınması, mest giymesi ve eldiven giymesi câizdir, fakat evla olanı giymemesidir.

Kadının yüksek sesle telbiye okuması yasaktır. Elbette kendi işitebilecek ölçüde okuyabilir.

Kadın tavaf esnasında Iztıbâ ve Reml kesinlikle yapmamalıdır, say yaparken de mileyn ezhereyn arasında koşmamalı, kendi hâlinde yürümelidir. İzdiham ve yığılma olduğunda Safa ve Merve’ye çıkmamalı. Bunun gibi erkeklerin yığılması esnasında Haceru’l-Esved’i öpmemeli, ona elini sürmemeli, erkeklerin yığılma vaktinde Makam-ı İbrâhim’de tavaf namazı kılmamalıdır.

Kadının saçlarını usturaya vurdurması memnûdur. Onun için ihramdan çıkarken örgülerini tutarak bir parmak boğumu miktarında kendisi saçını kesmelidir. Ecnebi bir kimseye kestirmesi haramdır.

Kadınların hayız dönemlerinde tavafın dışındaki bütün efalleri yapmaları câizdir, tavaf ise câiz değildir. Eğer ihrama girmeden önce hayız olursa, gusül alarak haccın bütün efallerini yapmalı, fakat say ve tavaf yapmamalıdır.

Hayız nedeniyle, eğer ziyaret tavafı kendi vaktinde muahhar olursa, dem vâcip olmayacaktır.

Eğer dönüş esnasında hayız olur ve veda tavafı yapamazsa, yine dem lazım gelmeyecektir, fakat temizlendikten sonra veda tavafı yaparak dönmesi evladır.

İhram için taharet bilittifak müstehabtandır, ister hades-i eskar olsun, ister hades-i ekber olsun, hayız, nifas vs. ihramın sıhhatine mâni değildir. Erkân-ı hacdan sadece tavaf için taharet gereklidir. Cumhur-u ulemâya göre bu şarttır. O olmadan tavaf sahih olmamaktadır. Hanefilere göre taharet vâcibtir, sıhhat şartı değildir. Lihâza onun terkinden dolayı dem lazım gelecektir. Biz Hanefilere göre mesele şudur ki; eğer bir kimse ziyaret tavafını hades-i eskar hâlinde yaparsa, ona küçükbaş bir hayvan kurban etmesi vâcip olacaktır. Eğer hades-i ekber (hayız, nifas ve cenâbet) hâlinde yaparsa, ona da büyük baş bir hayvan kurban etmesi vâcip olacaktır.

Velhâsıl hayızlı kadın tavaf dışında bütün efali haccı yapabilir. Bazı rivâyetlerde say istisna edilmiştir. Fakat say için taharet ne Hanefilere göre şarttır, ne de Cumhur-u Fukaha’ya göre şarttır, fakat say’in sıhhati için onun tavaftan sonra olması gereklidir, onun için o da istisna edilmiştir. Lihâza eğer kadın tavaftan fariğ olduktan sonra hayız olursa, çünkü artık o tavafını yapmıştır. Bu nedenle bu say onun için câiz olacaktır. Bu Eimme-i Erbaa ve Cumhur-u Fukaha’ya göredir. Fakat Hasan Basri ve bazı Hanbelîlere göre say içinde taharet şarttır.

Üç defa telbiye getirildikten sonra her ne istenirse dua edilmelidir, fakat şu dua mesnundur.

Umare b. Huzeyme b. Sâbit el-Ensari babası kanalıyla şöyle rivâyet etmiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem telbiye’den fariğ olunca, (yani telbiye getirerek muhrim olunca), Allah celle celâlühü’dan onun rızası ve cennet duası yapar, onun rahmetiyle de cehennemden kurtuluş ve hifazet isterlerdi.

İzah: Bu hadîs-i şerife binaen fakihler telbiye’den sonra kendisinde Allah celle celâlühü’dan onun hoşnutluğu, cennet ve cehennemden hifazet mutalebesi bulunan bir dua etmenin mesnun olduğunu söylemişlerdir.Zâhiridir ki; mü’min kulun en büyük ihtiyacı ve en önemli maksadı şu olabilir ki; ona Allah’ın rızası ve cennet nasip olsun. Allah’ın gazâbı ve cehennem azâbından emniyet ve hifazete kavuşsun, onun için bu vakitte en önemli ve mukaddem dua budur. Bunun dışında daha başka istenilen dualar da yapılabilir.

Teşrik günleri olunca farz namazlardan sonra önce bir defa teşrik Tekbiri getirilmeli, ondan sonra da telbiye getirilmelidir.

Tağayyürü hâllerde örneğin sabah, akşam, kalkarken, otururken, dışarı çıkarken, içeri girerken, insanlarla karşılaşınca, yola çıkarken, uykudan uyanınca, bineğe binerken, binekten inerken, yükseğe çıkarken, yokuş aşağı inerken telbiye getirilmesi müekked müstehabtır (vâcip değildir). Yani müstehabın mukabilinde bunun tekidi fazladır.

Telbiye arasında konuşulmamalıdır. Telbiye getiren kimseye selâm verilmesi de mekruhtur.

Eğer telbiye getirirken biri selâm verirse, telbiye arasında cevap verilmesi câiz olsa da, telbiye tamamlandıktan sonra verilmesi efdaldir. Bu selâm veren kimsenin gitmemesi kaydıyladır, fakat bu hâldeki kimseye selâm vermek mekruhtur.

Farz ve nâfile namazlardan sonra da telbiye getirilmelidir. Teşrik günlerinde önce Tekbir sonra telbiye getirilmelidir. Eğer önce telbiye getirilirse, Tekbir sâkıt olacaktır, fakat telbiye onuncu günü Remiyle (şeytan taşlamayla) birlikte sona erecektir. Diğer günlerde sadece Tekbir getirilmelidir.

Eğer mesbuk imamla birlikte telbiye getirirse, onun namazı fâsid olacaktır.

Telbiye’nin kesretle söylenmesi müstehabtır.

Eğer birkaç kişi bir arada olursa, o zaman birlikte koro hâlinde telbiye getirmeyip ayrı ayrı getirilmelidirler.

Mescid-i Haram, Mina, Arafat, Müzdelife’de de telbiye getirilmelidir. Fakat mescidde yüksek sesle getirilmemelidir.

Tavaf ve say’de de telbiye getirilmemelidir.

Telbiye üzerine başka lafızların izafe yapılması müstehabtır. Bu ilavelerin neler olduğu daha önce geçmiştir.

Telbiye’nin lafızlarında eksiltme yapmak mekruhtur.

Hayranlık verici bir şey görüldüğünde şöyle denmelidir.

لَبَّيْكَ إِنَّ الْعَيْشَ عَيْشُ الْآخِرَةِ.

Lebbeyk innel Ayşe Ayşül Âhireh

Telbiye hacda Remi yapmaya kadar getirilecektir. Cemre Akabenin ramyine başlamasıyla telbiye mevkuf edilmelidir (kesilmelidir). Bundan sonra telbiye okunmamalıdır. Umrede ise tavafa başlanıncaya kadar telbiye getirilmelidir.

İzah: Bunun tafsilatı şöyledir ki; karin tavafı umre, tavaf-ı nâfile ve tavaf-ı kudûm’da telbiye getirebilir. müfrid bil haccın da tavaf-ı kudûm ve nâfile tavafta telbiye getirmesi câizdir, ancak tavaf yapanları rahatsız edecek kadar sesli söylenmemelidir, fakat mesnun olan duaların okunması efdaldir. Say’in hükmü de şudur ki; tavafı ziyaretten sonra haccın say’i yapılırsa, yahut yapılan say, umre say’i olursa, o zaman telbiye getirilmemelidir. Eğer haccın say’i tavaf-ı kudumdan sonra yapılırsa, o zaman telbiye getirilmesi müstehabtır.


İHRAM YASAKLARI

İhramın mânâsı haram kılmaktır. Hac yapacak kimse hac yapma niyetini sağlamlaştırarak telbiye okuduğunda kendisine bir takım helâl ve mübah şeyler ihram nedeniyle haram ve yasak olacaktır.

BAŞLICA İHRAM YASAKLARI ŞUNLARDIR

1) Kadınla mübaşeret ve mübaşeretle ilgili bir şey konuşmak, hatta açıktan mübaşeretle ilgili şeyleri konuşmak da buna dâhildir.

2) Karada yaşayan av hayvanlarını avlamak, ister bizzat avlansın, ister yeri söylensin.

3) Saç veya tırnakları kesmek.

4) Koku kullanmak.

Bu dört şey kadın ve erkek her iki taraf için de ihram hâlinde câiz değildir. Bunlara ilave iki şeyin mümânaatı da erkeklere mahsustur. Bunlardan biri dikişli elbise giymek, ikincisi de yüzü örtmek. İmam-ı Azam ve İmam Mâlik’e göre ihram hâlinde kadının yüzünü örtmesi câiz değildir. Onun için bu da müşterek ihram yasaklarına şâmil olmuştur.

İhrama girdikten sonra kadınların yanında cimâ tezkeresi yapmak, yahut cimâ sebebleri olan öpme, şehvetle dokunmak yasaktır.

İhramda değilken yasak olsa da, ihramlı iken günah olan bir işi yapmak özellikle yasaktır.

Yol arkadaşları ve diğer kimselerle kavga dövüş yapmak da yasaktır.

Karada yaşayan av hayvanlarını avlamak, yerini söylemek veya ona işarette bulunmak yasaktır, avcıya yardımcı olmak da yasaktır. Örneğin oku uzatmak, kılıç sopa bıçak gibi bir şeyi vermek… Denizde yaşayan hayvanların ise avlanması câizdir.

Karada yaşayan avı kovalamak, yumurtasını kırmak, tüyünü ve kanadını kopartmak, satmak, satın almak, sütünü sağmak veya etini pişirmek, bit öldürmek, bitlerin ölmesi için elbiseleri güneşe sermek, yahut bitleri öldürmek için elbiseleri yıkamak, yahut başka birine bitleri öldürtmek veya öldürmesi için işarette bulunmak, kına yıkamak, telbid yapmak, (yani saçları zamk vs. sürerek birbirine yapıştırmak). Bütün bunlar yasaktır. Elbette eğer saçlar yapışmazsa, o zaman mekruhtur.

Koku sürünmek, saç sakalı tıraş etmek, tırnakları kesmek kestirmek, başı ve yüzü örtmek, ister azını, ister çoğunu olsun, yasaktır.

Dikişli elbise giymek, örneğin atlet, kilot, şalvar, cübbe, pantolon, ceket, gömlek, eldiven, mest vs. giyilmesi de yasaktır.

Eğer nalın yoksa, mestlerin nalın gibi kesilerek kullanılması câizdir. Fakat topuklar gözükecek kadar aşağıdan kesilmesi gereklidir.

Topukları örtecek nalın giymek yasaktır. İhramlı iken çorap giymek câiz değildir.

Elbisenin çadır gibi örtünülmesi câizdir, fakat bundan kaçınılması efdaldir.

Başa ve yüze sargı sarmak yasaktır. Eğer bir gün bir gece sarılırsa, isterse hastalıktan dolayı olsun, sadaka vâcip olacaktır.

Eğer ihramlı iken takke bir saatten az bir vakit giyilmişse, bir avuç buğday, bundan fazla giyilmişse, yarım sa buğday sadaka olarak verilmelidir. On iki saat veya daha fazla giyilmişse, o zaman dem vâcip olacaktır. Bir başka görüş de şudur ki, bir saatten az giyilmesi durumunda yarım sa buğday sadaka olarak verilmeldir. Takke dikişli ise, o zaman dikişli şeyi giymenin cezası da ayrıca vâcip olmayacaktır.

İhramlı iken boyun ve kulakların örtülmesinde bir sakınca yoktur, alnı örtmek ise câiz değildir. Elbette zaruret bulunması hâlinde bu da câizdir. Ancak ceza her iki durumda da vâcip olacaktır. Bunun tafsilatı şöyledir ki; şer’î bir mazeret bulunmadan yüz yahut başın 4/1 hissesi veya daha fazlası bir gün veya bir gece örtülürse, o zaman dem vâcip olacaktır. 4/1’den azı bir gün veya bir geceden az örtülürse, o zaman yarım sa buğdayın sadakası vâcip olacaktır. Şer’î bir mazeretten dolayı örtülürse, o zaman birinci şıkta kişi muhayyerdir, ister dem versin, ister üç sa buğdayı altı fakire tasadduk etsin, ister üç gün oruç tutsun. İkinci şıkta ise yarım sa buğday bir miskine verilmeli veya bir gün oruç tutulmalıdır.

Zâferan, vers, aspur vs. gibi kokulu şeylerle boyanmış elbiselerin giyilmesi yasaktır. Elbette eğer yıkanır ve kokusu bâkî kalmazsa, o zaman kullanılabilir.

İhramlı iken vefat eden kimsenin techiz ve tekfini ihramlı olmayan kimse gibi yapılmalıdır, başı örtülmeli ve kafur vs. gibi şeylerle de kokulanmalıdır.

İhramda olan kimsenin mest, çorap vs. giymesi câiz değildir, isterse bir tek ayağa giyilsin. Bunun gibi ayağa baldırdan topuğa kadar giren her dikişli şey de câiz değildir, çünkü ayağın baldırla topuk arasına kadar olan kısmını dikişli elbise, deri vs.’den açık tutmak vâcibtir. Dikişli olmayan şeyler bunun hilafınadır. Örneğin tülbent vs. gibi şeylerle ayağın örtülmesi câizdir.

İhramda kadınların eldiven, çorap, takı vs. giyinmeleri mübahtır, fakat terk etmeleri efdaldir, çünkü ihramlı iken hoş giysilerin zinet için kullanılması uygun değildir.


İHRAMIN MEKRUHLARI   

Vücuddan kiri gidermek, saçı sakalı ve vücudu sabunla yıkamak.

Saçı sakalı taramak. Ayrıca saçı sakalı kıl kopacak veya bit dökülecek derecede şiddetle kaşımak da mekruhtur. Saç ile sakal, bit ya da saç dökülmeyecek derecede yavaşca kaşınmalıdır.

İbn Ömer radıyallahu anh diyor ki: “Bir adam kalkarak “Ey Allah’ın Rasûlü, haccı vâcip kılan nedir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Zad ve râhile” buyurdu. Adam tekrar “Ey Allah’ın Rasûlü, hacı nasıl olmalıdır?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Saçı (sakalı dağınık ve toz, toprak içinde olmalıdır)” buyurdu. Bir başkası kalkarak “Ey Allah’ın Rasûlü, hac nedir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Çokça telbiye getirmek, çokça kurban kanı akıtmak” buyurdu.”

Bu hadîse binaen yağ kullanılmamalı, saçlar kestirilmemelidir. Nitekim Allah celle celâlühü وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُوسَكُمْ buyurmuştur. Sakallar da kısaltılmamalıdır, çünkü bu da halak mânâsındadır. Bunun nedeni saç, sakal tıraşı olmakla hacı için matlup olan dağınıklık gidecektir.

İhramlı iken sakalları hilâllemek. Eğer hilâllenirse, o zaman kıl dökülmeyecek şekilde yapılmalıdır.

İzarın iki ucunu birleştirerek ön tarafından dikmek. Eğer bir kimse setri avretin hifazeti için bunu yaparsa, dem lazım gelmeyecektir.                                                                                           

Ridayı düğümleyerek boğaza bağlamak. İp vs. ile izarını bağlamak.

Kokuya dokunmak, yahut koklamak. Koku satan dükkânlarda koku koklamak için oturmak, kokulu meyve ve otları koklamak ve onlara dokunmak. Eğer irade olmadan koku gelirse, bunda bir beis yoktur.

Baş ve yüzün dışında vücudun herhangi bir yerine zaruret bulunmaksızın sargı sarmak. Eğer zaruret olursa, mekruh değildir.

Kâbe-i Muazzama’nın örtüsü altında başı ve yüzü örtecek şekilde durmak. Eğer başı ve yüzü örtmeyecek şekilde durulursa, câizdir.

İzarın kenarlarını kıvırarak kemer takmak.

Burun, çene ve yüzü örtüyle örtmek. Elle örtmek ise câizdir.

Yastığın üzerine yüzükoyun yatmak. Başı ve yüzü yastığa koymak ise câizdir.

Pişirmeden kokulu yemek yemek. Pişirildikten sonra yemek ise mekruh değildir.

Hanımının tenâsül uzvuna bakmak.

Aba, palto vs.’yi sadece omza atmak, isterse kolları giyilmesin.

İhrama girdikten sonra tütsülenmiş elbise giymek.

Bir zarurete binaen veya serinlemek için, yahut tozu toprağı gidermek için, ister sıcak olsun, ister soğuk, sade suyla yıkanmak câizdir, fakat kirler giderilmemelidir. Ayrıca ihramlı iken suya dalmak, hamama girmek, çamaşır yıkamak, yüzük takmak, silah kuşanmak, şer’î ölçülere göre düşmanla savaşmak da câizdir.

İhramlı iken himyani takmak, ister izarın üstüne takılsın, ister altına, ister içinde, kişinin kendi parası olsun, ister bir başkasına câizdir.

İhramlı iken eve veya çadıra girmek, şemsiye kullanmak ve herhangi bir şeyin gölgesinde oturmak câizdir.

İhramlı iken, aynaya bakmak, misvak kullanmak, kırılmış tırnağı koparmak, saçları kestirmeden hacamat yaptırmak, damardan kan aldırmak, ters çıkan kiprikleri yontmak, (yani tersine çıkıp göze batan kiprikleri yontmak), kokusuz sürme çekmek, sünnet olmak, su kabarcıklarını patlatmak ve kırılan bir uzva sargı sarmak câizdir.

İhramlı iken hayızı engellemek için veya çiçek hastalığından korunmak için iğne vurulmak câizdir.

İhramlı iken izara para koymak veya saat koymak için cep diktirmek câizdir.

İhramlı iken baş ve yüzün dışında bütün vücudu örtmek, kulak, boğaz ve ayakları çadır vs. ile örtmek câizdir.

İhramlı iken tencere, kazan, sepet vs. gibi şeylerin başın üzerine konularak taşınması câizdir.

İhramlı iken ihramlı olmayan bir kimsenin Hill’de avladığı kara avının etinden yemek câizdir. Bunun için muhrimin herhangi bir şekilde katkı sağlamamış olması şarttır. Ayrıca muhrim için deve, sığır, koyun, keçi, evcil ördek gibi bir hayvanı boğazlaması da, bunların etinden yemesi de câizdir. Yabani ördeğin ise ihramlı iken boğazlaması câiz değildir.

İhramlı iken yılan, akrep, kertenkele gibi zararlı hayvanların öldürülmesi câizdir.

İhramlı iken kokulu şeyler yenmesi mekruhtur. Elbette eğer bir yemeğe koku katılarak pişirilirse, onu yemek câizdir.

İhramlı iken mezmunu günah olmayan şiirlerin okunması câizdir.

İhramlı iken saç, sakal veya vücudun herhangi bir yerini saç veya kıl dökülmeyecek şekilde kesmek câizdir. Eğer bundan dolayı kıl veya saç kopma endişesi bulunmuyorsa, isterse kan çıksın o zaman kuvvetli kaşınma da câizdir.

İhramlı iken tereyağı, don yağı ve sıvıyağ yemek câizdir.

İhramlı iken kokulu olmaması kaydıyla el ve ayaktaki yarıklara veya yaralara merhem sürmek câizdir.

İhramlı iken dini meseleler ve konularda müzâkerede bulunmak câizdir.

İhramlı iken kendini veya bir başkasını nikâhlamak câizdir, fakat va’di câiz değildir.


DETAYLI VACIBLERI TERK ETMENIN CEZASI ICIN TIKLAYINIZ



MIKAT SINIRLARI

Mikat sınırların Kâ’be’ye en yakını 8 km olan Ten‘îm” (Mescidi Aşye) dir.                                                                                                                  Mesafede en uzak olanı  ise Medineye 8 km yakin ve Mekkeye 435 km  mesafede olan MESCİD-İ ZÜLHULEYFE (MÎKÂT MESCİDİ)dir.                                                                                      


HAREM BÖLGESİ NERESİDİR?

Mekke’de Peygamber Efendimiz tarafından belirlenen Harem bölgesi neresidir? Harem bölgesinin özellikleri, yasakları nelerdir? Harem bölgesi ve Hila bölgesi sınırları nerelerdir? Harem bölgesi sınırları nasıl belirlenmiştir? Harem bölgesi hakkında kısaca bilinmesi gerekenler…

Mekke’nin, sınırları Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tarafından çizilen çevresine Harem (yasaklanmış, korunmuş, dokunulmaz) adının verilmesinin sebebi, zararlılar dışındaki canlıların öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin haram sayılması, her türlü tecavüzün yasaklanarak buranın güvenli ve dokunulmaz kılınmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de insanlar için yeryüzünde kurulan ilk mâbedin Mekke’deki mübarek ev (Kâbe) olduğu (Âl-i İmrân 3/96), Kâbe “el-beytü’lharâm” (el-Mâide 5/2), onu çevreleyen mescid “elmescidü’l-harâm” (el-İsrâ 17/1), Mekke şehri de “harem” (el-Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67) diye nitelendirilip diğerlerinden farklı olarak İlâhî feyiz ve berekete, insanların mânevî açıdan temizlenme ve arınmalarına mahal kılındığı, buraların korunmuş ve saygıya değer yerler olduğu belirtilmiştir. Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Mekke’nin fethedildiği gün yaptığı konuşmasında, bu beldenin yerlerin ve göklerin yaratıldığı gün Allah tarafından haram kılındığını ve kıyamete kadar da böyle kalacağını ifade etmiştir (Buhârî, “Sayd”, 10; Müslim, “Hac”, 445-446).

Allah gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke’yi “harem” kılmış, daha sonra unutulan bu statüsü Hz. İbrâhim -aleyhisselâm- tarafından iade edilmiştir. İki âyette, Hz. İbrahim -aleyhisselâm-‘in Mekke’yi güvenli bir şehir kılması için Allah’a dua ettiği belirtildiği gibi (el-Bakara 2/126; İbrâhim 14/35) bir âyette de Mekke’den güvenli şehir diye söz edilmiştir (et-Tîn 95/3). Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yeryüzünde Allah’a en yakın ve sevimli olan yerin Kâbe ve çevresi olduğunu söylemiştir. Harem’in bir hususiyeti de orada işlenen sevap ve günahların karşılığının da fazlasıyla görüleceğidir. Bütün mescidlerin, hatta bütün yeryüzünün Allah’a ibadet için mekân oluşturduğu bilinmekle birlikte Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ’da namaz kılmanın, Mekke ve Medine haremlerinde ibadet etmenin ferdî-derunî hayat açısından ayrı bir önem taşıdığı şüphesizdir.


Harem Bölgesi Sınırları Nasıl Belirlenmiştir?

İlk defa Hz. İbrâhim -aleyhisselâm- tarafından tesbit edilen Mekke Haremi’nin sınır noktaları “alem” adı verilen taşlarla işaretlenmiştir. Ana yolların üzerindeki alemler, açıklayıcı bilgilerin yazıldığı duvar vb. bir yapı şeklinde iken diğer alemler genel olarak bir taş yığınından ibarettir. Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mekke’nin fethinden sonra bu alemleri yenilettiği gibi, tarih boyunca çeşitli dönemlerde de yenilenerek Mekke Haremi’nin sınırlarının belirgin kalmasına özen gösterilmiştir.


Mekke Harem ve Hil Bölgeleri Sınırları

Mekke Haremi’nin sınırları, Medine yönünde Ten’im, Yemen tarafında Edâetülibn, Cidde istikametinde Hudeybiye’nin uç noktasındaki Şümeysî, Ci’râne cihetinde Abdullah b. Hâlid mahallesi, Irak yönünde Zâtüırk yolu üzerinde Cebelünnakvâ, Karnülmenâzil yolu üzerinde Cebelülmakta, Tâif yönünde Arafat yakınındaki Ürene vadisi şeklindedir. Kâbe’yi kuşatan Mescid-i Harâm ile sınırları belirleyen alemler arasındaki uzaklık en yakını Ten’im (6 km.) en uzağı Hudeybiye (20 km.) olmak üzere 6-20 km. arasında değişmekte, çevresi 127 km. olan Mekke Haremi yaklaşık 550 km2’lik bir alanı kaplamaktadır. Harem ile mîkât yerleri arasında kalan bölgeye de Harem’deki yasakların kalkması sebebiyle Hil denilmektedir.

Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-, Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Vedâ haccını ifa ettikten sonra Ten’îm’de ihrama girerek umre yapmıştı. Yakınlığı sebebiyle umre ihramı için en çok tercih edilen bu yerdeki Mescid-i Âişe onun hâtırasını taşır.

MEDINE DE HAREM BÖLGESİ NERESİDİR?

Medine’nin harem bölgesi ilan edilmesi ne zaman gerçekleşti? Harem bölgesi neresidir? Harem yasakları nelerdir? Medine’nin harem bölgesi ilan edilmesi ve harem sınırları…

Peygamber Efendimiz, Medine Sözleşmesi’nin yapılmasının ardından Medîne’yi harem ilan etti ve Medîne Haremi’nin hudutlarını şöyle belirledi: “İbrâhîm (a.s.) Mekke’yi harem olarak îlân etmişti; ben de Medîne’nin iki tepesi arasını harem îlân ediyorum.” (Ahmed, IV, 141) Bu emir üzerine belirlenen yerlere taşlar dikilerek Medîne Haremi’nin sınırları tespit edildi. Böylece hudutlar içine alınan Medîne’ye “Harem-i Resûl” denildi. Medîne’nin Ayr ile Sevr tepeleri arasındaki üç fersahlık mesâfenin her köşesi de koru hâline getirildi. (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 471-472)


HAREM YASAKLARI NELERDİR?

Efendimiz Medîne’yi harem îlân ettikten sonra şöyle buyurdu: “Onun ağacı kesilmez, orada günah işlenemez. Kim orada Kitâb ve Sünnet’e muhâlif bir amel işlerse, Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olur!” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 1) Bundan sonra Allâh Resulü, ellerini kaldırıp bu belde için duâ buyurdular. Bu duânın bereketi ile Medîne, o zamandan bu zamana bütün mü’minlerin huzur, sürûr, rahmet mekânı ve İslâm dünyâsının nabzının attığı bir saâdet beldesi oldu.


HAREM BÖLGESİ NERESİDİR?

Ashâb-ı Kirâm, Medîne’nin haremliğine son derece îtinâ gösterirlerdi. Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.) bu husustaki hassâsiyetini şöyle dile getirmektedir: “Şâyet Medîne’de otlayan bir geyik görsem, aslâ onu rahatsız etmem! Çünkü Resûlullâh: «Medîne’nin iki kara taşlığı arası haremdir.» buyurmuştur.” (Müslim, Hacc, 471)Ashâb-ı Kirâm, çocukların bile buna muhâlif davranışlarda bulunmalarına göz yummazlardı. Abdullâh bin Ubâde (r.a.) şöyle anlatmaktadır: “Ben Ebû İhâb kuyusu civârında kuş avlıyordum. Babam Ubâde beni görüp elimdeki kuşu bıraktırdı ve: «–Allâh Resulü, İbrâhîm’ın (a.s.) Mekke’yi harem kıldığı gibi Medîne’nin iki kara taşlığı arasını harem kıldı.» dedi.” (İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 159) Kaynak: Osman Nuri Topbaş,