MÜLTEZEM NEDİR? MÜLTEZEM NERESİ?


Mültezem nedir? Mültezem neresidir? Mültezem’de dua etmennin fazileti nedir? Mültezem hakkında kısaca bilgiler…

Hacerülesved ile Kâbe kapısı arasında kalan 2 metrelik kısma “mültezem” (sıkı sıkıya yapışılan yer) adı verilir. Bazı hadislerde mültezemin duaların kabul edildiği mübarek bir yer olduğu belirtilmiş (Beyhakî, es-Sünen, V, 164; Muhibbüddin et-Taberî, s. 315), Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile sahâbe ve tâbiînden birçok kimsenin burada dua ettiği nakledilmiştir (Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 54; Fâkihî, I, 162).

Abdullah b. Amr b. Âs -radıyallâhu anh-, Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mültezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini açarak oraya yapıştırdığını ve o şekilde dua ettiğini rivayet etmektedir (Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 55). Ancak izdihamdan dolayı günümüzde başkalarına eziyet etmeden bunun yapılmasına imkân yoktur. Bu sebeple mültezemin karşısında durularak dua edilmesi daha uygundur.

Mültezemin simetriği olarak Rüknülyemânî ile batı duvarı üzerinde Abdullah b. Zübeyr’in açtığı ve daha sonra Haccâc b. Yusûf’un kapattığı kapı arasında kalan kısma da “müstecâr” (günahların bağışlanması için sığınılan yer) adı verilir. Buraya duaların kabul edildiği yer anlamında “müstecâb” denildiği de bazı kaynaklarda zikredilir. Bir rivayete göre Cenâbı Hak, Hz. Âdem -aleyhisselâm-’ın tövbesini Rüknülyemânî ile Kabe’nin arka kapısı arasındaki bu yerde (Fâkihî, V, 235), diğer bir rivayete göre ise mültezemde (Ezrakî, I, 248; Muhibbüddin et-Taberî, s. 316) kabul etmiş-tir.

Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadiste Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Rüknülyemânî’de yetmiş bin (bir rivayete göre yetmiş) melek görevlendirildiğini ve orada, “Allahım! Senden dünyada da âhirette de af ve esenlik dilerim; rabbimiz, bize dünyada da âhirette de güzellik ihsan et ve bizi cehennem azabından koru” diye dua edilince bu meleklerin “âmin!” dediğini haber vermiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 32; Fâkihî, I, 138; İbn Kudâme, V, 229; İbnü’l-Hümâm, II, 456).

Öteden beri bazı kişiler gözyaşları içerisinde Mültezem’e yapışarak dua ederler. İster Kâbe’nin kapısına veya eşiğine, isterse Kâbe’nin duvarlarına veya örtüsüne sarılarak ağlasın, kişinin ağlaması, en içten duygularla Mevla’ya yakarması, tıpkı yaramazlık yapıp da annesine kendisini affettirmek için gözyaşları döken çocuğun durumuna benzer. Anne onu önce kabul etmese de, eteğini bırakmayan yavrusuna sonunda yü-reği dayanamaz ve affeder, kucaklar, bağrına basar.

Acaba merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, Kâbe’sinin etek-leri etrafında defalarca tavaf eden, evinin perdelerine sarıl-mış ve bütün benliğiyle “Hatalarıma rağmen başka bir yere değil senin kapına geldim; benim günahım çok, ama senin merhametin daha çok! Beni afetmeden buradan ayrılmam ya Rabbi!” diye ni-yaz eden kulunu affetmez mi? İşte bu duygu ve düşüncelerle kişi –izdihama neden olmamak kaydıyla- Kâbe’de kendisini affettirmek için içtenlikle yalvarır, yakarır, gözyaşları döker. Şüphesiz böylesi içten bir yöneliş Yüce Allah tarafından kar-şılık görecektir. Rahman ve Rahim olan O ev sahibi Beyti ya-nındaki içten bir yönelişi boş çevirmeyecektir.

عَنْ عَبْدِ الرَّحْمٰنِ بْنِ صَفَّانَ  قَالَ: لَمَّا فَتَحَ رَسُولُ اللّٰهِ  مَكَّةَ قُلْتُ: لَأَلْبَسَنَّ ثِيَابِي وَكَانَتْ دَارِي عَلَى الطَّرِيقِ فَلَأَنْظُرَنَّ كَيْفَ يَصْنَعُ رَسُولُ اللّٰهِ  فَانْطَلَقْتُ فَرَأيْتُ النَّبِيَّ  قَدْ خَرَجَ مِنَ الْكَعْبَةِ هُوَ وَأَصْحَابُهُ  مْ قَدِ اسْتَلَمُوا الْبَيْتَ مِنَ الْبَابِ إِلَى الْحَطِيمِ وَقَدْ وَضَعُوا خُدُودَهُمْ عَلَى الْبَيْتِ وَرَسُولُ اللّٰهِ  وَسْطَهُمْ.

Abdurrahman İbn Safvan diyor ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’yi feth ettiğinde, ben kendi kendime elbiselerimi giyip Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ne yaptığına bakayım dedim. (Benim evim yolun üzerindeydi). Nitekim ben gittim gördüm ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashâbı Kâbe’nin içinden çıkarak, Kâbe’nin kapısı ve hatîm[1] arasındaki Beytullah’ın hissesine yapışmışlar, yüzlerini Beytullah’a koymuşlar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onların ortasında idi.”[2]

Seharanpuri şu tevcihi yapmıştır ki; asıl rivâyetin مِنَ الْبَابِ إِلَى الْحَجَر olması mümkündür. Fakat râvilerden biri yanlışlıkla حَجَر Hacer’i حِجْر hicir anlamıştır. حِجْر Hicir, hatîm’e denmektedir. Bundan sonra o rivâyet bilmânâ yaparak مِنَ الْبَابِ إِلَى الْحَطِيمِ demiştir.

İzah: Menâsikü’l-hac kitablarında İmam Nevevî ve Molla Aliyyü’l Kari’nin yazdığına göre, Veda tavafından fariğ olduktan sonra hacı için müstehabtır ki; o Beytullah’ın eşiğini öpmeli, Multazam’a yapışarak dua etmelidir. Şah Veliyullah Dihlevî’nin Muselselat’ında da Multazam’da duanın istihbabına dair İbn Abbâs’ın merfu rivâyeti mevcuddur. Orada şu geçmektedir ki; her râvi bu hadîs talebelerine rivâyet ederken: “Ben orada dua ettim ve kabul oldu” demiştir. Tezkiretü’l-Halil’de geçtiğine göre, Seharanpuri radıyallahu anh: “Ben Multazam’da Allah’a üç dua ettim. Bunlardan ikisinin kabul olduğunu gördüm, üçüncüsünün de kabul göreceğini Allah’ın zâtından ümid ediyorum” demiş ve yüce Allah onun üçüncü duasını da kabul buyurmuştur. Bu dualardan biri Hicaz’da yaşanan isyandan dolayı emniyetsizliğin emanla değişmesi, ikincisi Bezel-ül mechudun Medîne-i Münevvere’deki kıyamında tekmili, üçüncüsü de Medîne-i Münevvere’de Hakkın rahmetine kavuşmasıdır.


KABE KAPISI


Kâbe’nin kuzeydoğu duvarında Hâcerülesved’e 2 m. mesafede ve yerden 1,92 m. yükseklikte kapısı yer alır.

Kâbe Hz. İbrâhim -aleyhisselâm- tarafından inşa edildiğinde kapı yeri boş bırakılmıştı; dolayısıyla ilk kapıyı kimin taktığı bilinmemekte, ancak Cürhümlüler veya Himyerîler’in yaptırdığı rivayet edilmektedir. Kureyşliler 605’te Kâbe’yi yeniden inşa ettiklerinde daha önce yer seviyesinde iki adet olan kapı yerini teke indirerek yerden yaklaşık 2 m. yükseğe koymuşlar ve tek kanatlı bir kapı takmışlardı. Kâbe’nin kaldırılan kapısı şimdiki kapının simetrisinde yer alıyordu. Kâbe’nin kapısı ilk defa Halife I. Velîd tarafından altın levhalarla kaplattırıldı (711-712). Kâbe’nin kapısı veya kaplamaları halife, sultan ve devlet adamları tarafından ya tamamen değiştirilmiş ya da yenilettirilmiştir.

Kâbe’nin kapısının üzerinde yer alan örtünün ilk defa ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu örtüye ait kayıtlar ilk defa Memlükler’in kadın hükümdarı Şecerüddür (ö. 1258) tarafından gönderilmiş olduğu şeklindedir ve meşhur gezgin İbn Battûta bu örtüyü gördüğünü kaydetmektedir. Memlükler zamanında siyah ve mavi ipekten, OsmanlIlar döneminde ise uzun bir süre yeşil, daha sonra siyah atlastan yapılmıştır. Birbirine tutturulmuş dört parçadan oluşan bugünkü altın ve sırmalarla bezenmiş kapı örtüsü, 7,5 x 4 m. ebadında olup üzerinde bazı âyetler yer almaktadır.


[1]
        Bu rivâyete şöyle bir itiraz yöneltilmiştir ki; Multazam Beytullah’ın kapısı ve Hacerü’l Esved’in arasındaki hissedir, kapıyla hatîm arasındaki hisse değildir. Bu itirazı bazı âlimler şöyle cevablamıştır; izdiham nedeniyle bazı kimselerin asıl Multazam’da yer bulamamalarından ötürü buraya iltizam etmiş olmaları mümkündür. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in onların arasında olması gerekli değildir. Efendimiz asıl Multazam’a iltizam etmiştir.

[2]
        Ebû Dâvûd, Menâsik 55, No:1898

0 Kommentare

Dein Kommentar

An Diskussion beteiligen?
Hinterlasse uns Deinen Kommentar!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.