SEFER DUALARI


Sefer için evden ayrılırken şu duaları okumak:


عَنْ عُثْمَانَ  قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ  : مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَخْرُجُ مِنْ بَيْتِهِ يُرِيدُ سَفَرًا أَوْ غَيْرَهُ فَقَالَ حِينَ يَخْرُجُ: آمَنْتُ بِاللّٰهِ اِعْتَصَمْتُ بِاللّٰهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ إِلَّا رُزِقَ خَيْرَ ذٰلِكَ الْمَخْرَجِ وَصُرِفَ عَنْهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْمَخْرَجِ.

Osman radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: Bir Müslüman sefer vs. niyetiyle evinden çıkarken şu duayı okursa: Ben Allah’a îman ettim, onun ipine sımsıkı sarıldım, ona tevekkül ettim. Ben yakînen inanıyorum ki kuvvet ve kudret ancak Allah’ındır. O müslümana evden bu çıkışın hayrı mutlaka nasib olacak ve bu çıkışın şerrinden o, mahfuz tutulacaktır.

İzah: İnsan bir işi için evden dışarı çıktığında, değişik hâller ve muhtelif kimselerle karşılaşmakta ve tanışmaktadır. Eğer Allah Teâlâ’nın yardım ve tevfiki onunla birlikte olmaz, himaye edilip korunmazsa, olabilir ki o zulüm ve cehaletle mest olabilir ve hoş olmayan herhangi bir şeye müptela olabilir. Ya başka bir kimsenin sapıtıp yoldan çıkmasına sebep olabilir yahut biriyle herhangi bir kavga niza olabilir ve bunda (bu olayda) o herhangi zalimâne ve cahilane bir harekette bulunabilir veyahut bizzat kendisi zulüm, haksızlık, cehalet ve ahmâklığa hedef olabilir. İşte bunun içindir ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evden dışarı çıkarken Allah’ın tertemiz adını alma, ona karşı kendi îman, itimat ve tevekkülünü yenilemeye ilave olarak (zikri geçen) bütün bu tevekküllerden de ondan himaye istiyor ve kendi ameliyle sanki kendisinden her adımda Allah Teâlâ’nın yardım, tevfik, hifazet ve himayesine muhtaç olduğuna şehâdet ediyordu.


عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ  قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ  : مَنْ قَالَ يَعْنِي إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ: بِسْمِ اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ، لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ يُقَالُ لَهُ: كُفِيتَ وَوُقِيتَ وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيْطَانُ. رواه الترمذي وأبو داود وفيه يُقَالُ حِينَئِذٍ: هُدِيتَ وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ فَتَتَنَحَّى لَهُ الشَّيَاطِينُ، فَيَقُولُ شَيْطَانٌ آخَرُ: كَيْفَ لَكَ بِرَجُلٍ قَدْ هُدِيَ وَكُفِيَ وَوُقِيَ.

Enes b. Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim evinden çıktığı zaman şu duâyı okursa, kendisine melekler tarafından, «Senin ihtiyaçların görüldü ve sen her türlü şerden korundun» denilir. Şeytan muradına eremeden ondan uzaklaşır.”


بِسْمِ اللّٰهِ تَوَ كَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ، لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ

(Bismillahi tevekkeltü ala’llah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) Allah’ın adıyla (evimden çıkıyorum.) Allah’a güvenip dayandım. Bir hayır elde etmek veya bir şerden sakınmaktaki başarı ancak Allah’ın izniyle olur.


Bir rivâyette şöyle geçmektedir: (Bu duâyı okuduktan sonra) ona, «Sana doğru yol gösterildi, ihtiyacın giderildi, sen muhafaza edildin» denilir. Şeytan ondan uzaklaşır, başka bir şeytan önceki şeytana «Kendisine doğru yol gösterilen, ihtiyaçları görülen ve muhafaza olunan bir kişiyi sen nasıl ele geçirebilirsin ki?» der.

İzah: Yani bu muhtasarcık hadîs-i şerifte söylenmek istenen şudur ki, kul evinden adımını dışarıya attığında kendi zâtını tamamen âciz, tâkatsız, Allah’ın koruması ve yardımına muhtaç kabul ederek kendisini onun himaye ve korumasına havale etmelidir. Böyle yaptığı takdirde Allah onu kendi himaye ve hifazetine alacak, şeytan ona hiçbir zarar ve eziyet veremeyecektir.


Evden ayrılırken selâm vermek:

عَنْ قَتَادَةَ  قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ  : إِذَا دَخَلْتُمْ بَيْتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهِ وَإِذَا خَرَجْتُمْ فَأَوْدِعُوا أَهْلَهُ السَّلَامَ. 

Katâde radıyallahu anh’den rivâyet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Siz bir eve girdiğiniz zaman, o evin halkına selâm veriniz. Evden çıkıp gideceğiniz zaman ev halkına selâm vererek vedâlaşınız.


Yolcu uğurlamak:

عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ  قَالَ: لَمَّا بَعَثَ رَسُولُ اللّٰهِ  إِلَى الْيَمَنِ خَرَجَ مَعَهُ يُوصِيهِ وَمُعَاذٌ رَاكِبٌ وَرَسُولُ اللّٰهِ يَمْشِي تَحْتَ رَاحِلَتِهِ فَلَمَّا فَرَغَ قَالَ: يَا مُعَاذُ إِنَّكَ عَسَى أَنْ لَا تَلْقَانِي بَعْدَ عَامِي هٰذَا وَلَعَلَّكَ تَمُرُّ بِمَسْجِدِي وَقَبْرِي فَبَكَى مُعَاذٌ جُشَعًا لِفِرَاقِ رَسُولِ اللّٰهِ ثُمَّ الْتَفَتَ بِوَجْهِهِ نَحْوَ الْمَدِينَةِ فَقَالَ: إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِي الْمُتَّقُونَ مَنْ كَانُوا وَحَيْثُ كَانُوا.

Muaz b. Cebel radıyallahu anh’den rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu Yemen’e gönderirken uğurlamak için onunla birlikte çıkmıştı. Hz. Muaz da binek üzerinde idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz’ın bineğinin yanısıra yürüyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz’a yaptığı vasiyetleri tamamlayınca, “Ey Muaz, olur ki, bu seneden sonra beni göremezsin. Belki de (Medîneye döndüğünde) mescidim ve kabrimin yanından geçersin” buyurdular. Bunun üzerine Muaz radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayrılığı (ve onu bir daha göremeyeceği) korkusuyla ağladı. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mübârek yüzleriyle Medîne’ye iltifat ederek şöyle buyurdular: “Bana insanların en yakın olanları kim olursa olsun, her nerede bulunursa bulunsun, takvâ sâhibi olanlardır.

İzah: Görüşmeye geleni, yahut misafiri uğurlarken evin dışına kadar onunla birlikte çıkmak veyahut yolculuğa niyetlenen kimseyle birlikte şehrin dışına kadar veyahut bir müddet onu uğurlamak mesnun ve müstehabtır. Nitekim Ebû Hureyre radıyallahu anh buyuruyor ki:


إِنَّ مِنَ السُّنَّةِ أَنْ يَخْرُجَ الرَّجُلُ مَعَ ضَيْفِهِ إِلَى بَابِ الدَّارِ

Kişinin misafirini birlikte evin kapısına kadar uğurlaması sünnettendir, yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öyle yaparlardı.


Yolculuğa uğurlarken şu duayı okumak:

عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ الْخَطْمِيِّ  قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ  إِذَا أَرَادَ أَنْ يَسْتَوْدِعَ الْجَيْشَ قَالَ: أَسْتَوْدِعُ اللّٰهَ دِينَكُمْ وَأَمَانَتَكُمْ وَخَوَاتِيمَ أَعْمَالِكُمْ.

Abdullah el-Hatmî radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir orduyu yolcularken şöyle buyururdu: “Estevdiullahe dîneküm ve emâneteküm ve havâtîme a’mâliküm” “Ben sizin dininizi, emanetinizi ve amellerinizin sonucunu Allah Te­âlâ’ya havale ediyorum. (O’nun korumasına verilmiş olan şeyler zâyi olmaz.

İzah: Birini uğurlarken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mamulü şu idi ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun elini mübârek ellerine alırlar ve yukarıda geçen duayı okurlardı.


Sefere gidenler için vasiyet ve duada bulunmak:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ  قَالَ: قَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُسَافِرَ فَأَوْصِنِي. فَقَالَ: عَلَيْكَ بِتَقْوَى اللّٰهِ وَالتَّكْبِيرِ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ. فَلَمَّا وَلَّى الرَّجُلُ قَالَ: اَللّٰهُمَّ اطْوِ لَهُ الْبُعْدَ، وَهَوِّنْ عَلَيْهِ السَّفَرَ.

Ebû Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, “Ey Allah’ın Rasûlü, ben sefere niyet ettim. Bana biraz vasiyet ve nasihatta bulununuz” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ilk olarak şu vasiyette bulundu ki: “Allah korkusu ve onun hoşnutsuzluğundan kaçınma fikrini gerekli bil. (Bu konuda zerre kadar bile umursamazlık ve gaflete düşme). İkinci olarak şunu aklında bulundur ki, yolculuk esnasında bir yükseğe ulaştığında «Allah-u Ekber» de.” Adam huzur-u risaletten ayrılıp giderken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun için şöyle duada bulundular:


Allah’ım hayır ve âfiyetle ona mesafeyi, (yani gideceği yolu) kat ettir ve seferi onun için kolay kıl.


Deniz yolculuğunda batmak veya tufandan korunmak için aşağıdaki âyet-i celileleri okumaktır:

وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰيهَا وَمُرْسٰيهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

Allah “Oraya binin; yürümesi ve durması Allah’ın ismiyledir, Rabbin bağışlar ve merhamet eder” dedi.[1]


وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Onlar Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyâmet günü O’nun avucundadır; gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.


Bineğe binerken şu duayı okumak:


عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ رَحِمَهُ اللّٰهُ قَالَ: شَهِدْتُ عَلِيًّا  وَأُتِيَ بِدَابَّةٍ لِيَرْكَبَهَا، فَلَمَّا وَضَعَ رِجْلَهُ فِى الرِّكَابِ قَالَ: بِاسْمِ اللّٰهِ فَلَمَّا اسْتَوَى عَلَى ظَهْرِهَا قَالَ: اَلْحَمْدُ للِّٰهِ، ثُمَّ قَالَ: سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ، وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ، ثُمَّ قَالَ: اَلْحَمْدُ للِّٰهِ، ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ قَالَ: اللّٰهُ أَكْبَرُ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ قاَلَ: سُبْحاَنَكَ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ، ثُمَّ ضَحِكَ، فَقِيلَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ! مِنْ أَيِّ شَيْءٍ ضَحِكْتَ؟ قَالَ: رَأَيْتُ رَسُولَ اللّٰهِ : فَعَلَ كَمَا فَعَلْتُ، ثُمَّ ضَحِكَ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ! مِنْ أَيِّ شَيْءٍ ضَحِكْتَ؟ قَالَ: إِنَّ رَبَّكَ تَعَالَى يَعْجَبُ مِنْ عَبْدِهِ إِذَا قَالَ: اِغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، يَعْلَمُ أَنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ غَيْرِي.

Ali b. Rebîa rahmetullahi aleyh diyor ki: Ben Hz. Ali radıyallahu anh’nin huzuruna geldim. Ona binmesi için bir hayvan getirildi, ayağını üzengiye koyunca بِسْمِ اللّٰهِ “Bismillah” dedi. Sonra,

Sûbhanellezi sahharalenâ hâzâ ve mâkunnâ lehû mukrinîn, ve innâ ila rabbinâ lemunkalibûn.

Bu bineği bizim hizmetimize veren Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Ve şüphesiz biz O’na döneceğiz” dedi ve üç defa اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ “Elhamdulillah”, üç defa اللّٰهُ أَكْبَرُ “Allahu Ekber” dedikten sonra,

Subhâneke innî zalemtü nefsî fağfirlî innehû lâ ya’firu’z zünûbe illâ ente

Ya Rabbi sen her türlü noksan sıfatlardan münezzehsin. Ben nefsime zulmettim. Çünkü senden başka günahları bağışlayan yoktur” buyurdu ve gülümsedi. Bunun üzerine, “Ey Emir’ül Mü’minîn, siz niçin gülümsediniz?” dediler, buyurdu ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ı gördüm. Benim yaptığım gibi yaptı (duayı okudu,) sonra gülümsedi.” «Neden gülümsedin ya Rasûlallah?» diye sordum. «Muhakkak senin Rabbin, kulu ‘Yâ Rabb! Günahlarımı bağışla’ dediği zaman, ‘Benden başkasının günahları bağışlamayacağını biliyor’ diye ondan razı oldu. Ben bundan dolayı gülümsedim» buyurdu.”


عَنِ ابْنِ عُمَرَ  مَا أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ : كَانَ إِذَا اسْتَوَى عَلَى بَعِيرِهِ خَارِجًا إِلَى سَفَرٍ كَبَّرَ ثَلَاثًا، قَالَ: سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ، اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ فِي سَفَرِنَا هٰذَا الْبِرَّ وَالتَّقْوَى، وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضَى، اَللّٰهُمَّ هَوِّنْ عَلَيْنَا سَفَرَناَ هٰذَا، وَاطْوِ عَنَّا بُعْدَهُ، اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ، وَالْخَلِيفَةُ فِي الْأَهْلِ، اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ، وَكَآبَةِ الْمَنْظَرِ، وَسُوءِ الْمُنْقَلَبِ فِي الْمَالِ وَالْأَهْلِ وَإِذَا رَجَعَ قَالَهُنَّ، وَزَادَ فِيهِنَّ: آئِبُونَ، تَائِبُونَ، عَابِدُونَ، لِرَبِّنَا حَامِدُونَ. 

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’den rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sefere çıkmak için bineğe oturduğu zaman üç defa اللّٰهُ أَكْبَرُ “Allahu Ekber” der sonra şu duayı okurdu:

Subhanellezi sahhara lenâ hâzâ ve mâ künna lehû mukrinîn ve innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn, Allahumme innâ nes’elüke fî seferinâ hâza’l birre ve’t takvâ ve minel ameli mâ terdâ, Allahumme hevvin aleynâ seferenâ hâzâ vatvi annâ bu’dehû, Allahumme ente’s sâhibu fi’s seferi, ve’l halîfetü fi’l ehli, Allâhumme innî eûzü bike min ve’sâi’s seferi ve keâbet’il menzari ve sûi’l munkalebi fi’l mâlî ve’l ehli

Bu bineği bizim hizmetimize veren Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Yoksa biz bunlara güç yediremezdik. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz. Allah’ım! Biz bu seferimizde Sen’den iyilik ve takvâ ve Senin razı olacağın ameller isteriz. Allah’ım! Bizim bu yolculuğumuzu kolaylaştır ve uzak yerleri bize yakın et. Allah’ım! Sen seferde bizimle berabersin. Geride kalan ailelerimizin koruyucususun. Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından, üzücü manzaralarından, mallarımız ve çoluk çoğumuz üzerinde meydana gelebilecek kötü değişmelerden Sana sığınırım.””


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seferden dönerken aynı duayı okur ve şunu da ilave ederdi:

آئِبُونَ، تَائِبُونَ، عَابِدُونَ، لِرَبِّنَا حَامِدُونَ

Âibûne, tâibûne, âbidûne, lirabbinâ hâmidûn

Biz seferden dönüyoruz. Günahlardan tevbe ediyor, ibâdet ediyor, secde ediyor ve Rabbimize hamd ediyoruz.

İzah: Bu duanın her cüzü kendi içinde çok büyük mâneviyat taşımaktadır. Bu hadîs-i şerifte ilk olarak şu söylenmiştir ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz deveye bindikten sonra önce üç defa اللّٰهُ أَكْبَرُ “Allahu Ekber” derlerdi. O zamanda özellikle deve gibi bir bineğe bindikten sonra, bizzat binicinin kendinde üstünlük ve büyüklük hissi veya vesvesesi meydana gelebilirdi. Bunun gibi görenlerin kalbinde de onun azâmet ve büyüklüğünün tasavvuru gelebilirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç defa “Allahu Ekber” diyerek bunun üzerine üç darbe indirmiştir. Bizzat kendini ve başkalarını azâmet ve büyüklüğün sadece Allah için olduğundan haberdar etmiştir. Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:


سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ

Bu bineği bizim hizmetimize veren Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Yoksa biz buna güç yetiremezdik” demiştir.

Bunda şunun itiraf ve izhârı vardır ki; bu bineği bizim için musahhar etmek ve bize bu şekilde onu kullanma kudreti vermek de Allah’ın kerem ve lutfudur. Bizim bir kemalimiz değildir. Bundan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:


وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

Ve şüphesiz biz ona döneceğiz” demiştir.

Yani nasıl biz bugün bu seferi yapıyorsak, bunun gibi bir gün bu dünyadan sefer yaparak asıl maksad ve matlup olan kendi Mevlamıza döneceğiz. O sefer hakiki sefer olacak ki, onun düşünce ve hazırlığından kul hiçbir zaman gafil kalmamalıdır. Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ilk olarak şu duayı yapmıştır:


اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ فِي سَفَرِنَا هٰذَا الْبِرَّ وَالتَّقْوَى وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضَى

Allah’ım bu seferde bana iyilik, takvâ ve senin hoşnut olacağın amellerin tevkifini ver.” Hiç şüphesiz Allah’a ve âhiret gününe îman eden kullar için en önemli mesele budur. Onun için onların ilk duaları bu olmalıdır. Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seferde kolaylık ve seferin çabucak tamamlanması için dua etmiştir. Ondan sonra da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yüce Allah’ın huzurunda şunları arz etmiştir:


, اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ، وَالْخَلِيفَةُ فِي الْأَهْلِ

Allah’ım! Sen seferde benim gerçek arkadaşım ve refikimsin. Benim itimadım senin refakâtın ve yardımınadır. Bırakarak gitmekte olduğum evim, ocağım, ehlim ve çocuklarımın koruyucusu ve gözeticisi de sensin. Tevekkül ve itimadım senin koruyuculuğunadır.

Bu müsbet dualardan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seferin meşakkatlerinden yahut sefer esnasında veya döndükten sonra herhangi bir sıkıntı ve hâdiseyle karşılaşmaktan Allah’a sığınmıştır. Bunun hülâsası şudur ki; seferde de senin rahmetinle âfiyet ve kolaylık nasib olsun, döndükten sonra da hayır ve âfiyet göreyim.


Hadis-i şerifin sonunda şu beyan edilmiştir ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dönüş için seferin başladığı zaman Allahu Teâlâ’nın huzurunda bütün bu duaları arz eder ve sonunda da şu ilave kelimeleri söylerlerdi:

آئِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ سَاجِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ

Yani biz kendi kusur ve hatalarımızdan tevbe ediyoruz. Biz kendi Rabbimize, Mâlikimize ve Mevlamıza ibâdet ve hamdü senâ ediyoruz.

Birazcık düşünülürse ki; sefer için bineğe binerken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mübârek kalbinde bu virdler oluyor ve bu kelimelerin kalıbında da mübârek dillerinden süzülüyordu. Öyleyse halvetteki hususi vakitlerde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hâli nice oluyordu!!!

Peygamberlerinin bıraktığı böylesi hazine mahfuz ve korunmuş olan bu ümmet ne kadar kısmetli ve bahtiyardır ve bundan habersiz ve müstefid olmaktan mahrum olan ümmetin yüzde doksan dokuzu, hatta daha fazlası da ne kadar ibret alınmaya layık bedbaht ve kısmetsizdir.


Yüksek bir yere ve dağa çıkarken اَللّٰهُ أَكْبَرُ “Allahu ekber” Aşağı inerken سُبْحَانَ اللّٰهِ “Subhanallah”, düz yerde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ “Elhamdulillah”, ormandan geçerken لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ “Lailahe illallahu vallahu ekber” denmelidir.


Seferde bir yerde konaklayınca şu duayı okumak:

عَنْ خَوْلَةَ بِنْتِ حَكِيمٍ السُّلَمِيَّةِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا تَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ  يَقُولُ: مَنْ نَزَلَ مَنْزِلًا ثُمَّ قَالَ: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ، لَمْ يَضُرَّهُ شَيْءٌ، حَتَّى يَرْتَحِلَ مِنْ مَنْزِلِهِ ذٰلِكَ. 

Havle binti Hakîm es-Sülemiyye radıyallahu anhâ diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir yere iner de: «Eûzü bikelimâtillâhi’t tâmmâti min şerri mâ’halak»

«Bütün mahlûkâtın şerrinden, Allah’ın (fayda ve şifâ veren) kelimeleri vasıtayla Allah’a sığınırım» derse, konakladığı yerden hareket edinceye kadar hiçbir şey ona zarar veremez.”[2]


Seferde korkulduğu zaman şu duayı okumak:

لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ ﴿١﴾ إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاۤءِ وَالصَّيْفِ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤﴾

“Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev’in (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler.”

İzah: Eğer sefer ve Hazarda herhangi bir yerde düşman vs.’den zarar ulaşacağı korkusu olursa, Kureyş sûresi sonuna kadar okunmalıdır. Hz. Ebul Hasan Kazvini rahmetullahi aleyh buyuruyor ki: “Bu sûre her türlü noksan ve zarardan eman vericidir ve mücerreb bir ameldir.”


Bir beldeye girerken şu duayı okumak:


عَنِ ابْنِ عُمَرَ  مَا قَالَ: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللّٰهِ : فَإِذَا رَأَى قَرْيَةً يُرِيدُ أَنْ يَدْخُلَهَا قَالَ: اَللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهَا ثَلَاثَ مَرَّاتٍ اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا جَنَاهَا وَحَبِّبْنَا إِلَى أَهْلِهَا وَحَبِّبْ صَالِحِي أَهْلِهَا إِلَيْنَا.

İbn Ömer radıyallahu anh diyor ki: Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber sefer yapardık. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mamulü şuydu ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem girmek istediği belde gözüktüğü zaman üç defa:

 “Allah’ım bizim için bu beldeyi mübârek kıl” der, sonra da şu duayı okurlardı: “Allah’ım bu beldenin en iyi ürünlerini bizim için rızık yap. Bizim sevgimizi bu beldedekilerin kalbine koy ve bu beldede bulunan senin sâlih kullarının sevgisini de bizim kalbimize koy.


[1]
        Hûd 11/41.

[2]
        Müslim, ez-Zikr ve’d-Duâ 54, No:2708

0 Kommentare

Dein Kommentar

An Diskussion beteiligen?
Hinterlasse uns Deinen Kommentar!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.