KABE VE MESCiD-i HARAM HAKKINDA KISA BiLGiLER

Mescid (bina) alanı: 190.000 m2

Haremin çatı katı sahası: 61.000 m2

Mescidin dışındaki namaz alanı: 88 000 m2

Bütün sahaların toplam alanı: 366.168 m2

Aynı anda namaz kılan kişi adedi: 1.000.000 (Bir milyon) civarında sokaklara taşarak

Minare adedi: 9 (Dokuz) – Minarelerin yüksekliği: 89 m.

Kapıların adedi: 99. Giriş yeri 51.Ana kapılar 3 (Babü’s-Selam, Bab-ı Umre, Bab.ı Abdülaziz)

Yukarıya çıkan sabit merdivenler: 13 Adet

Dışarıdaki yürüyen merdiven adedi: 7

içerdeki yürüyen merdiven adedi: 2

Soğuk hava projesi Ejyad Klima merkezinden gelmektedir.

Pervane sayısı 8 bin adet – Lamba sayıları 55 bin adet.

Cereyan taşıyan kabloların uzunluğu 35 bin metredir.


KABE’NiN ÖLCÜLERI

Kâbe’nin yüksekliği 14 m.                                                                                                       

Mültezem tarafının uzunluğu 12,84 m,                                                                                           

Hatîm cihetinin uzunluğu 11,28 m,                                                                                                      

Hatîm ile Rükn-i Yemânî arası 12,11 m,                                                                                         

Rükn-i Yemânî ile Hacer-i Esved arası 11,52 m.                                                                                                                                                 

Duvar kalınlıkları 1.25 m.’dir. Temel genişliği 1.50 m.                                                                

Duvarların dış yüzeyinde 1614 adet taş yer almaktadır.

Kabe’nin oturduğu alan 145 m2 – Hicr (Hatim) alanı duvarları ile beraber: 94 m2                        

Duvar yönleri: Kuzeydoğu –  Kuzeybatı, Güneydoğu¬  Güneybatı’yı gösterir.

Kabe’nin etrafında ehli keşfi kuburun ifadelerine göre üç yüzden (300) fazla peygamber medfundur.


Harem nedir: Haremin alanı nekadar?

Hz. Allah gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke’yi harem kılmıştır. Mekke’nin, sınırları Hz. Peygamber tarafından çizilen çevresine Harem (yasaklanmış, korunmuş, dokunulmaz) adının verilmesinin sebebi; zararlılar dışındaki canlıların öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin haram sayılması, her türlü tecavüzün yasaklanarak buranın güvenli ve dokunulmaz kılınmasıdır.

Haremde işlenen sevap ve günahların karşılığı fazlasıyla görülecektir.

Daha sonra unutulan bu statüsü Hz. İbrahim tarafından iade edilmiştir.

Mekke hareminin sınır noktaları “alem” adı verilen taşlarla işaretlenmiştir.               

Harem’in çevresi 127 km., alanı 550 km2’lik bir alanım kaplamaktadır.

Hill: Harem ile mîkât yerleri arasında kalan bölgeye Harem’deki yasakların kalkması sebebiyle Hill denir.

Peygamber Efendimiz, yeryüzünde Allah’a en yakın ve sevimli olan yerin Kâbe-i Muazzama ve çevresi olduğunu söylemiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicret esnasında Mekke-i Mükerreme’den hicret etmek üzere ayrılırken şöyle buyurmuştur:

“Allah’a yemin ederim ki sen, Allah’ın arzlarının enhayırlısı ve en sevimlisisin.  Ben senden çıkarılmış olmasam, senden çıkmazdım.”,


KABE’­NİN TARİHİ VE BÖLÜMLERİ

Sözlükte geometrik şekillerden “küb” anlamına gelen Kâbe

“Hürmetli mescid” mânâsına gelen “el-Beytü’l-Haram” yani Kâbe; dünyada eşi benzeri olmayan en önemli ve en mukaddes mâbeddir. Bütün Müslümanların ibadet için yöneldikleri ve birleştikleri yegâne mukaddes bölge olduğu gibi, Ortadoğu’nun ve İslâm Âlemi’nin de mânevî merkezidir.

Mâbed ve bulunduğu bölgeye; “el-Beytü’l-Haram”, “el-Beytü’l-Muharram”, “el-Mescidü’l-Haram” gibi isimler verilmiştir ve müslüman olmayan kimselerin bu mukaddes sahaya girmesi yasaklanmıştır.

Kuran’da Kâbe; bu ismin (Mâide, 5/97) dışında, el-beytü’l-haram (saygı duyulan evi) (Mâide, 5/2) el-beytü’l-muharrem (saygın kılınmış ev) (İbrâhim, 14/37. Mâide, 5/2) el-beytü’l-atîk (eski ev), (Hac, 22/29, 33), el-beytü’l-ma’mûr (imar edilmiş ev) (Tûr, 52/4) ve el-beyt (ev) (Bakara, 2/125, 127) isimleri ile zikredilmektedir. Kâbe, Beytullah (Allah’ın evi) diye de anılır.

Rivâyete göre, Allâh’ın yeryüzünü yaratmadan önce var ettiği ve temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanan mukaddes bir beldedir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kâbe’yi gördüğü zaman:

“-Ey Allâh’ım!.. Bu beytin şerefini, hürmetini, heybetini artır. Hac ve umre yapanların da şerefini, din gayretini, azametini ve cömertliğini ziyâde et!” diye duâ ederdi.                                  


ALLAH’IN HÜRMETE LAYIK EVİ  

Allah Teâlâ, Beyt’i hakkında şöyle buyurur:

 “Şüphesiz âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke’deki (Kâbe)dir. Orada apaçık nişâneler ve Makâm-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yetenlerin haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah, bütün âlemlerden müstağnîdir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.) (Âl-i İmrân, 96-97)

“Allah, Kâbe’yi, o hürmete lâyık evi, haram ayı,  hac kurbanını (ve kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddî ve mânevî yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı…” (el-Mâide, 97)


 KABE İLE İLGİLİ BİLMENİZ GEREKEN 12 ŞEY


KABE İLE İLGİLİ BİLMENİZ GEREKEN 12 ŞEY


1- HACER-İ ESVED

Rivayetlere göre, Cennetten gelen, siyaha yakın koyu kırmızı renkte bulunan Hacer-i Esved’in boyu 1, eni 2/3 karıştır. İbrahim -aleyhisselâm- tarafından tavafın başlangıcına alâmet olsun diye, Kâbe’nin doğu köşesine 1,1 metre yüksekliğe yerleştirilmiştir.

Nuh tufanı sırasında Allah Teâlâ tarafından semâya kaldırılmış, sonra tekrar yere iâde edilmiştir. Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm- Mescid-i Haram’a girip tavafa başlarken Hacer-i Esved rüknüne varır ve onu istilâm ederdi.  Rivâyetlerde bu hâdise şöyle anlatılır:

“Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gözleri yaşlı bir şekilde Hacer-i Esved’i öptü, ellerini üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü ve:

«Allâh’ım! Sana îman ederek, kitabını tasdik ederek, peygamberlerinin sünnetine ittibâ ederek başlıyorum.» dedi ve Hacer-i Esved köşesinden tavafa başladı.”

Hazret-i Âişe’ye hitâben de şöyle buyurmuştur:

«-Ey Âişe! Bu taş, eğer câhiliye devrinin kirleri ve günahları ile kirletilmiş olmasaydı, onunla her türlü hastalık, vebâ ve musibetten kurtulmak için Allah Teâlâ’dan şifâ istenir ve hâlen Cenâb-ı Hakk’ın ilk indirdiği şekilde bulunurdu. Hak Teâlâ, elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi. Fakat Allah Teâlâ, onu kötülerin günahı sebebiyle değiştirip zalim ve günahkârlardan gizledi. Zira onlar, Cennetten çıkma bir şeye bakmaya lâyık değillerdir.”

2- KÂBE’NİN KAPISI

Kâbe’nin içine girebilmek için yapılmış kapıdır. Yerden bir insan boyu yüksekliktedir. Kapının üstüne altın ve gümüşle Âl-i İmrân Sûresi’nin 96. âyet-i kerîmesi yazılmıştır.

Kapının her iki kanadına iki gümüş halka mıhlanmıştır. Altta iki küçük gümüş halka daha vardır ki, bunlara kilit geçirilmiştir.

3- ALTINOLUK

Kâbe’nin Hatim yönüne bakan duvarının üst kısmında bulunur. Hicaz’ın Osmanlı Devleti’nin Hicaz’a hâdim olmakla şereflendiği dönemde yapılmıştır. Kâbe’nin üzerine yağan yağmurun Hatim’e (Türkiye yönüne) doğru akıtılarak ülkemize bereket, rahmet getirmesi temennî edilmiştir. Saf altından yapılmıştır.

4- Şazirvan

Kâbe duvarlarının zeminle buluştuğu yere meyilli olarak konmuş mermerlerden meydana gelen ve Rukni Irakî ile Rukni Şamî arasında kalan duvar hariç diğer üç duvara bitişik olan kısma da Şazirvan denmektedir. Kâbe örtüsünün aşağıdan bağlanması için Şazirvan üzerinde pirinçten yapılmış halkalar vardır. Bu halkalara Kâbe örtüsü bağlanarak tutturulur.

5- HATİM (HİCR-İ İSMAİL)

Kâbe’nin kuzeybatı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)nın karşısındaki zeminden 1,32 metre yükseklik ve 1,55 metre kalınlığında yarım dâire şeklindeki duvarla çevrili yerin Kâbe’den itibâren ilk 3 metrelik kısmına Hatîm denir. Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın yaptığı Kâbe binâsına bu kısım da dâhildi. Kureyş tarafından Kâbe tâmir edilirken malzeme yetmediği için bu kısım dışarıda bırakılmıştı. Geri kalan 5,46 metrelik kısım ise Hicr-i Kâbe, Hicr-i İsmâîl veya Hatîra diye isimlendirilir. İbrâhîm -aleyhisselâm-, Hâcer vâlidemiz ve oğlu İsmâîl için buraya erâk ağacından bir gölgelik yapmıştı. Hazret-i Hâcer’le oğlu İsmâîl -aleyhisselâm-’ın Hicr bölgesine defnedildiği rivâyet edilir. Tavâfın Hicr’in dışından yapılması vâcip görülmüştür.

6- MÜLTEZEM

Hacerü’l-Esved’in olduğu köşe ile Kâbe kapısı arasına denir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- burası hakkında şöyle buyurmuştur:

“Hacer-i Esved ile Makâm-ı İbrahim arası, Mültezem’dir. Burada duâ eden hastalar şifâ bulur.” (Heysemî, III, 246)

7-Makam-ı İbrahim

Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken bina ve inşaatı kontrol etmek maksadıyla üzerine çıktığı yerden hafif yüksek bir taş ve taşın bulunduğu yerdir. İsmâîl -aleyhisselâm- ve Cebrâîl -aleyhisselâm- taş taşıdı; İbrâhîm -aleyhisselâm- da beytin duvarlarını dikti. Makâm-ı İbrâhîm’deki İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın ayak izi olan mermer de, Kâbe duvarları inşâ edilirken asansör vazîfesi gördü.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Bir zamanlar İbrâhîm, İsmâîl ile beraber Beytullâh’ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) «Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabûl buyur; şüphesiz Sen işitensin, bilensin.»” (el-Bakara, 127)

8/9/10/11-Kabenin Köşeleri ve İsimleri

Kâbe’nin doğudaki köşesine Rükn-i Hacer-i Esved veya Rükn-i Şarkî, kuzey köşesine Rükn-i Irâkî, batı köşesine Rükn-i Şâmî ve güney köşesine de Rükn-i Yemânî denir.

Kâbe’nin dört köşesine “Rükn” denir. Şam’a karşı olan köşeye “Rükn-i Şâmî”, Bağdat’a karşı olan köşeye “Rükn-i Irâkî” denir. Rivâyete göre, İbrahim -aleyhisselâm- Kâbe çamurunu bu köşeden almış ve Cebrâil -aleyhisselâm-, namaz farz olunca kılma şeklini Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e burada öğretmiştir.

Yemen tarafında olan köşeye “Rükn-i Yemânî” denilir ki, burası “Hacerü’l-Esved”den bir önceki rükündür. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in burayı da selâmladığı rivâyet edilir. Dördüncü köşeye de “Rükn-i Hacerü’l-Esved” denir.

12- KÂBE ÖRTÜSÜ (SİTÂRE VEYA KİSVE)

Kâbe’ye ilk defâ örtü örten kişinin İsmâîl -aleyhisselâm- olduğu bildirilir. (Abdürrezzak, V, 154) İslâm târihinde Kâbe’nin örtüsü büyük bir hükümdar, halîfe veya Mekke vâlisi tarafından yaptırılırdı. İç ve dış olmak üzere iki parça yaptırılan Kâbe’nin örtüleri 1517 yılında hilâfetin Osmanlılara geçmesiyle bir müddet daha Mısır’da dokunmaya devâm etmiş, Kânûnî devrinde iç örtüsü İstanbul’da dokunmuş, Sultan III. Ahmed zamânında ise hem iç hem de dış örtü kumaşları İstanbul’da dokunmaya başlamıştır. Devlet-i Aliyye tarafından dokunan en son örtü 1916 senesinde gönderilmiş, bu târihten sonra ise Şerif Hüseyin hareketi sebebiyle gönderilememiştir. Daha sonra bir müddet Mısır’da dokunup gönderilen örtü, günümüzde Mekke’de tesis edilen husûsî bir fabrikada îmâl edilmektedir.

KÂBE-İ MUAZZAMA’NIN İÇİ

Kâbe’nin içinde, tavanı tutan üç direk vardır. Bunlar ortada, güneydeki duvardan Hatîm’e doğru sıralanırlar.  Araştırmacı seyyahların verdiği bilgilere göre, Kâbe-i Muazzama’nın duvarının kalınlığı 6 karıştır. Binanın zemini, beyaz mermerle döşenmiş, duvarları renkli mermerlerle kaplanmıştır. Beytin içinde kuzey tarafında yere batırılmış uzunca kırmızı mermer bir levha vardır. Bu mermer levha üzerinde Peygamber Efendimizin namaz kıldığı bildirilir. Beyt’in batı tarafında 6 tane gümüşten yapılmış mihrab vardır. Bunlar, duvara altın ve gümüşle kaplanmış mıhlarla mıhlanmıştır. Kâbe’nin dört duvarı içten tavana kadar nakışlarla bezenmiş, duvar yüzeyinin pek çok yeri altınla kaplanmıştır. Her köşede iki tahta parçası gümüş çivilerle duvara mıhlanmıştır. Bu tahtaların, Nuh -aleyhisselâm-’ın gemisinin tahtaları olduğu bildirilir.

Kapıdan girince sağ köşede bir merdiven bulunmaktadır. Bununla Kâbe’nin damına çıkılır. Merdiven üzerinde kanatlı gümüş bir kapı vardır. Ona “Bâbü’r-Rahme” denilir.

Kâbe’nin tamir ve inşâsı, aşağı yukarı on bir defadır:

Birincisi melekler tarafından, ikincisi Âdem -aleyhisselâm-, üçüncüsü Şit -aleyhisselâm-, dördüncüsü İbrâhimaleyhisselâm, beşincisi Amâlikakabîlesi, altıncısı Cürhümîler, yedincisi Kusay, sekizincisi Kureyş, dokuzuncusu ashâb-ı kiramdan Abdullah bin Zübeyr, onuncusu Haccâc-ı Zâlim ve on birincisi ise Osmanlı sultânı IV. Murad Han tarafından yaptırılmıştır.


HAZRET-İ İBRAHİM’DEN SONRAKİ İNŞÂ FAALİYETLERİ

Kâbe-i Muazzama zamanla sel ve yangın gibi çeşitli sebeplerle harap olmuş, defalarca yenilenmiştir. Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’dan sonra sırasıyla Amâlikalılar, Cürhümlüler, Kusay b. Kilâb tarafından tâmirat görmüştür. Son olarak, Milâdî 607-608 yıllarında, (Peygamber Efendimiz 35 yaşlarındayken) Kureyşliler tarafından yeniden elden geçirilmiştir.

Kâbe’nin dört duvarının yapımı, kabileler arasında paylaştırılmış; her kabile kendilerine bırakılan kısmı inşâ ettirmiştir. İnşaat sırasında Hacer-i Esved’in yerine konması büyük bir şeref telâkkî edildiği için kabileler arasında sürtüşmeye sebep olmuş ve neticede taşın yerleştirilmesi, Kâbe’ye ilk gelecek kişinin hakemliğine bırakılmıştı. O anda Kâbe’ye ilk gelen kişi, daha peygamberlik verilmemiş Muhammedü’l-Emîn olmuş; O da bu mübarek taşı bir beze koydurup kabile reislerinin bezin ucundan taşıması sûretiyle yerine götürülmesini tavsiye etmişti. Taşı da kendisi bizzat elleriyle Kâbe duvarına yerleştirmişti.


Zemzem Suyu ve Kuyusu

Zemzem, Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e ihsan ettiği mübarek suyun adıdır. Hz. İbrahim, Allah’tan aldığı vahiy ile eşi Hacer ve henüz süt emmekte olan oğlu İsmail’i Zemzem’in bugünkü yerine bırakıp gider. Henüz Kâbe yapılmadığı ve Mekke şehri kurulmadığı için orada yaşayan birileri de yoktur. Hz. İsmail’in annesi Hâcer, suları tükenip de zor durumda kalınca safa ve merve tepeleri arasında su bulabilme ümidiyle yorgun ve bitkin bir vaziyette koşmuş, yavrusuna bir şey olur korkusuyla dönmüş ve böylece yedi defa gi­dip gelmişti. Allah Teâlâ, onun çaresizliğini ve sıkıntısını, Zemzem’i çıkararak ve insanların kalplerine oraya yerleşmelerini ilham ederek gidermişti.

Zemzem, halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, Makam-ı İbrahim’e yakın bir yerde bulunan tavaf alanının altındaki 35 kuyudan çıkmaktadır. 2003 yılında, tavaf alanını genişletmek amacıyla Zemzem kuyusuna iniş yeri kapatılmış, bunun yerine tavaf alanı etrafındaki Zemzem içme yerleri çoğaltılmıştır.

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Zemzem hakkında: “Zemzem ne niyet-le içilirse o yararı sağlar” (İbn Mâce, Menasik, 78) buyurduğu rivayet edilmektedir. Çeşitli rivayetlerde onun şifa veri-ci özelliği anlatılmıştır. Medine’ye hicret ettikten sonra Hz. Peygamber’in Mekke’den Zemzem suyu getirttiği de nakledilmektedir. Zemzem içerken, “Allahım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her dert için şifa istiyorum” diye dua edilir.


Sâfa ve Merve Tepeleri

Bugünkü Zemzem Kuyusu’nun bulunduğu noktada susuzluktan bunalmış olan İsmâil -aleyhisselâm-’ın vâlidesi Hazret-i Hâcer’in telâş ve heyecan içerisinde su bulmak maksadıyla gidip geldiği iki mübârek tepedir. Bu sebeple Safâ ile Merve arasındaki gidiş ve geliş, insanın Cenâb-ı Hakk’a büyük bir huşû, hiçlik ve acziyet îtirâfı içerisinde ilticâ etmesi hikmetini taşımaktadır. Onun için, hac ibâdetinin esasları arasına sa’y adıyla ilâve olunmuştur.

Cenâb-ı Hak, bu iki tepenin ehemmiyetini şöyle ifâde buyurur:

“Şüphesiz Safâ ile Merve, Allâh’ın nişânelerindendir…” (el-Bakara, 158)


MÜSLÜMANLARIN BİRLEŞME VE KIBLE MEKÂNI

Kâbe, Müslümanların birleşme ve kıble mekânları olduğu gibi, İslâmiyet’ten önce de şehir devletinin önemli bir merkezi idi. Bir nevî toplantı yeri idi; savaş, barış, düğün vb. önemli her mesele burada görüşülür, karara bağlanırdı. Buraya herkes değil, yalnızca şerefli kabilelerin kırk yaşından büyük olan seçkin liderleri katılabilirdi. Bütün kabileler, Kâbe’ye hizmetle şereflenmek için vazife üstlenirler ve onu en güzel şekilde yapmak için yarışırlardı. Bu vazifelerden bazıları şunlardır:

Sidâne: Kâbe’nin perdedarlığı, anahtar koruyuculuğu ile hâciblik vazifesi idi. Bu vazifeyi yürütmek, en büyük şeref sayılırdı.

Sikâye: Mekke’ye gelen hacılara tatlı su sağlama ve Zemzem kuyusu ile ilgilenme vazifesi idi.

Ridâne: Mekke’ye gelen hacıların fakirlerine yemek ikrâm etmek, onları barındırıp ağırlamak vazifesine verilen ad idi.


Metaf nedir, ne anlama gelir?

Metaf, tavaf edilen yer anlamına gelir. Mescid-i Haram içerisinde, Kâbe’nin etrafında tavaf etmek için tahsis edilen yeri ifade eder.


ARZIN MERKEZİ KÂBE

Rivayet edilir ki, Kâbe’nin o amber kokulu toprağı, yeryüzü yaratılmadan önce yaratılmış ve yeryüzü Kâbe-i Muazzama’nın zeylinden halk edilmiştir. (Dünyanın neresinde olursanız olun yağmur yağdığı zaman topraktan burnunuza gelen o mis koku)

Ibni Abbas ( r.a.) rivayetine göre ‘Arş’, yerlerin ve göklerin yaratılmasından evvel ‘Sad’ ismiyle bilinen büyük bir deryanın üzerinde idi.

Yukarıya ref olunan o büyük deniz dalgalandı ve köpüğünden Kâbe’nin mübarek toprağı ve buharından gökyüzü yaratıldı.

İki sene sonra da Kâbe’nin mis kokulu toprağı altından çekilip, emrolunduğu kadar yayıldı ve yeryüzü yaratıldı.

O vakit Beyt-i Azam güzel çevreli, kırmızı topraklı yüksekçe bir yer olup, melekler ziyaret ederdi.

Hz Âdem’in tövbesi o mübarek toprağı ziyaret ettikten sonra kabul oldu ( 200 sene). Korku ve haşyet ayrılığının defi için o yüksekçe ve nurlu mahal üzerine ‘Beyt-i Mamur’ konuldu.( Meleklerin tavaf ettiği yer; Bakara Süresi 30 da bahsi geçen konudan sonra)

Hz. İbrahim (a.s.) “Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap; halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle… ” diye dua etti.

Duası kabul edildi.Mekke emin beldedir. Mekke dünyada mevcut tüm nimetlerin geldiği yazın kış, kışın yaz meyvelerinin olduğu, gece geç vakitte gidenin dahi aç kalmadığı, milyonlar gelse dahi içinde barındırdığı, dünyada başka hiç bir yerde olmayan, Arafati, Muzdelifeyi, Minayi, Zemzemi, Safa ve Merveyi, Hirayi, Sevri, Kabeyi, Hacer-ül Esvedi, Multezemi, Makamı Ibrahim’i, Tavafı, ihramı, bire yuzbini bağrında barından tek yerdir.

Mekke dünyada ikincisi olmayan birlerin Merkezi ve Allah’a (c.c.) en sevimli gelen beldedir.


KÂBE’NİN KADÎM TARİHİ

Kâbe’nin tarihi, ilk insan Hazret-i Âdem’le birlikte başlamaktadır. Rivâyetlere göre, Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ve zevcesi Havva Vâlidemiz; Cennetten çıkarıldıkları vakit, yeryüzünde Arafat’ta buluşup şöyle duâ etmiştir;

 “Allâh’ım, işlediğimiz hatadan sonra bizi yeryüzünde buluşturdun. Sana şükür ve tâatte bulunmak üzere, Cennette etrafında tavaf ettiğimiz nurdan sütunu bize bahşet!”

Bu duâ üzerine Allah Teâlâ, bu sütunu yeryüzüne indirmiş ve Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ve Havva Validemiz, onun etrafında tavaf etmek sûretiyle şükür ve ibadette bulunmuştur. Sonraki yıllarda bu sütun kaybolmuş, yerine “siyah bir taş” (el-Hacerü’l-Esved) kalmıştır.

Yine rivayetlere göre, zaman içerisinde Hazret-i Şît -aleyhisselâm- tarafından bu sütunun bulunduğu yere “küp şeklinde” bir bina yapılmış; “Siyah Taş”, bu binanın yanında özel bir yer inşa edilmek sûretiyle buraya yerleştirilmiştir.

Hazret-i Nuh -aleyhisselâm- zamanına kadar bu yapı korunmuş, ibadet makamı olarak kullanılmıştır. “Nuh tufanı” sırasında tamamen kumlar altında kalan Kâbe, yıllar sonra Allah Teâlâ tarafından vazifelendirilen Hazret-i İbrahim ve oğlu Hazret-i İsmail -aleyhimesselâm- tarafından yeniden inşâ edilmiştir.

Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- zevcesi Hacer ile evlâdı İsmail’i alıp Mekke’ye gelmiştir. Gayr-i meskûn olan bu bölgeye onları yerleştirip zaman zaman gelerek onları ziyaret etmiştir. Oğlu İsmail -aleyhisselâm- otuzlu yaşlara girdiğinde Allâh’ın kendisine bir “beyt”, “mâbed” yapmasını emrettiğini söyleyerek Kâbe inşaatına başlamıştır.

İbn-i Haldun’un ifadesine göre, bu mâbed, Hazret-i İsmail -aleyhisselâm-’ın annesi ve kendisi için yapmış olduğu evin taş ve duvarla çevirdiği avlusuna yapıldığı bildirilir. Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-, Kâbe’nin yapımında Mekke’yi çevreleyen dağlardan getirilmiş taşlar kullanmıştır. İnşâ işini Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- yapmış, oğlu İsmail -aleyhisselâm- da ona taş taşımıştır.

Kâbe’nin duvarları yükselince, İbrahim -aleyhisselâm- inşaata devam edebilmek için ayağının altına iskele vazifesi görecek bir taş almış, inşaata bu şekilde devam etmişti. Hâlen Kâbe’nin yakınında bulunan “Makâm-ı İbrahim” bu taştır.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- burası hakkında şöyle buyurur:

“Hacerü’l-Esved ile Makam-ı İbrahim, cennetten gönderilen yakutlardandır. Allah onların parlaklığını yok etmiştir. Şayet o iki taşın parlaklığını söndürmeseydi, doğudan batıya her şeyi aydınlatırdı.” (Tirmizî, Hac, 49)


Beytülma’mûr nedir?

Beytülma‘mûr ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Bu hadislere göre Resûlullah’a mi‘rac esnasında beytülma‘mûr gösterilmiştir. Burası “yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70.000 meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mâbeddir” (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264; Nesâî, “Ṣalât”, 1; Müsned, III, 149, 153; IV, 207, 209, 210). Beytülma‘mûrun dördüncü veya altıncı semada olduğuna dair rivayetler de vardır.

Hz. Ali’nin de bir soru üzerine beytülma‘mûru, gökte bulunan ve Kâbe’nin yerdeki kutsiyetine benzer bir kutsiyete sahip olan, her gün 70.000 meleğin ziyaret edip namaz kıldığı, bir diğer adı da durâh olan bir yer, bir mescid olarak tanımladığı rivayet edilmektedir (Taberî, XXVII, 10).

Rebi‘ b. Enes’ten nakledilen bir görüşe göre beytülma‘mûr, Hz. Âdem’den Hz. Nûh zamanına kadar Kâbe’nin yerinde bulunuyordu. Hz. Nûh, halkından hac maksadıyla onu ziyaret etmelerini istemiş, fakat onlar buna uymamışlardır. Meydana gelen bir su baskını üzerine de Kâbe hizasında dünya semasına yükseltilmiş olup onu her gün 70.000 melek ziyaret etmektedir ve bu durum sûrun üfleneceği güne kadar devam edecektir (bk. Mâverdî, IV, 110).

Hasan-ı Basrî’den gelen bir rivayete göre ise beytülma‘mûr Kâbe’dir. Kâbe’nin “mâmur” diye nitelendirilmesinin sebebi, meskûn olması ve çok sayıda müslüman tarafından ziyaret edilmiş bulunmasıdır. Onun bu yorumu el-beytü’l-ma‘mûrun yer aldığı âyetler dizisinin ifade ettiği genel anlama daha uygun düşmektedir. Çünkü Tûr sûresinin ilk altı âyetini oluşturan bu dizide önemleri sebebiyle üzerlerine yemin edilen şeyler (Tûr dağı, yazılmış kitap, gök, deniz) insanın duyularıyla idrak ettiği belli şeylerdir. Bunlar arasında yer alan beytülma‘mûrun da o tür nesnelerden olması daha uygun görünmektedir.

Tasavvufî eserlerde beytülma‘mûrun zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki delâleti olduğu kabul edilmektedir. Zâhirî delâleti, yedinci semada melekler tarafından mâmur hale getirilen ve durâh denilen bina, bâtınî delâleti ise Hakk’ın tecelli ederek mâmur eylediği mümin kalbidir.


KÂBE’YE İNEN RAHMET VE KÂBE’YI SEYRETMEK

Kâbe’ye Allah (c.c.) her gün 120 rahmet indirir. Bu rahmetin yeryüzünde bu kadar

sayıda indiği tek şehir Mekke’dir. İnen bu rahmeti ilahinin 60’ı tavaf edenler, 40’ı namaz

kılanlar, 20’si ise Kâbe-i Muazzama’yı seyredenler içindir.( Kenzül Ümman)

Kâbe’ye bakmak ibadettir.(ElHindi)

Hadisi şerifte buyuruluyor ki:

“Her kim Allah Teâlâ’nın beyti Kâbe’ye iman ederek, ecrini Allah’tan (c.c.) bekleyerek

ve tasdik ederek bakarsa, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır. Kıyamet gününde Allah’ın

(c.c.) azabından güvende olanlar arasında haşrolur.”

“Bir kişi Kâbe’ye girdiği zaman ancak Allah’ın rahmeti ile girer. Kâbe’den çıkarken

Allah’ın mağfireti ile çıkar.”

“Mekke’de helalinden kazanılan iki dirhem başka yerde kazanılan iki bin dirhemden

daha faziletlidir.”

“Mescid-i Haram’da namaz, yüz bin namaza mukabildir. Şayet o namazı cemaatle

kılarsa o zaman bir milyon kat namaza mukabildir.”

“Kim Mekke’de Ramazan ayı orucu tutarsa, Allah Teâlâ o kişiye diğer beldelerde yüz

bin ay oruç tutmayı yazar.”

Yeryüzünde kendisinde tavafın, haccın, umrenin bulunduğu Mekke’den başka

mekân yoktur.

Kâbe’nin etrafını tavaf edenler Rahman’ın arşını tavaf edenler gibidir.


Kabe’nin Fazileti

 İbn-i Abbas (r.a) Hz. Peygamber´den ( s.a.v.) şöyle rivayet eder:

Bu Beyt´in üzerine Allah´ın (c.c.) her gününde yüzyirmi rahmet inmektedir. Bunların altmışı ziyaretçilere, kırkı namaz kılanlara ve yirmisi de bakanlara taksim olunur.

Beyti çokça tavâf (ziyaret) ediniz. Çünkü kıyâmet gününde hasenât sahifelerinizde göreceğiniz en büyük hasene tavâf´dır.

Kıyâmet gününde göreceğiniz en kârlı amel de budur.

Âdem (a.s) hac yapıp bitirdikten sonra, melekler kendisiyle karşılaştı ve melekler kendisine şöyle dediler: ‘Ey Âdem! Haccın kabul edildi (kabul olsun). Biz senden iki bin sene önceden beri bu beyti ziyaret etmekteyiz’.

Allahu Teâlâ (c.c) her gece yeryüzündeki insanlara bakar. İlk baktığı kimseler Harem-i Şerif’in halkıdır. Harem-i Şerif halkı arasında da ilk önce Mescid-i Haram ehline bakar. Kimi Kâbe’yi ziyaret ederken görürse, onu affeder. Kimi namaz kılarken görürse, onu da affeder. Kimi Kâbe ‘ye doğru ayakta durup bakarken görürse, onu da affeder.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ (c.c.) bu Beyt’ e öyle bir vaad’de bulunmuştur ki, her sene bu Beyt’i altıyüzbin kişi ziyaret eder. Eğer altıyüzbin kişiden az gelirse meleklerle tamamlar.

Kâbe, mahşer gününde telli duvaklı gelin gibi haşr olunur. Kendisini dünyada ziyaret edenlerin hepsi perdelerine yapışmış bir halde beraberinde yürürler. Kâbe kendisi cennete girip onları da beraber cennete sokuncaya kadar yürür.


Kâ­be-i Mu­az­za­ma İs­lâm dün­yâ­sı­nın nab­zı­nın at­tı­ğı yer­dir.

Mü’­min­le­rin kıb­le­si Kâ­be-i Mu­az­za­ma, Ce­nâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Ke­rîm’de: “…Sec­de et ve yak­laş!” (el-Alak, 19) buy­ru­ğu ile ikâ­me­si­ni em­ret­ti­ği na­maz ibâ­de­ti­nin is­ti­kâ­met he­de­fi­dir. Ay­nı za­man­da bü­tün müs­lü­man­la­rın müş­te­re­ken te­vec­cüh et­ti­ği nok­ta, yâ­ni İs­lâm dün­yâ­sı­nın nab­zı­nın at­tı­ğı yer­dir. İlâ­hî na­zar­la­rın in­san­da­ki te­cel­li­gâ­hı kalb olduğu gibi, kâ­inat­ta­ki te­cel­li­gâ­hı da Kâ­be’dir. Yâ­ni kâ­inât için­de Kâ­be, bir mâ­nâ­da in­san vü­cû­dun­da­ki kalb me­sâ­be­sin­de­dir. Bu se­bep­le hac, Kâ­be’nin ih­ti­şâ­mı­nı id­râk ede­rek, rikkat-i kalbiyye ile îfâ edil­me­si ge­re­ken bir ibâ­det­tir.

Beytullâh, yâni Allâh’ın evi olarak tavsîf edilen Kâbe’nin, Âdem -aleyhisselâm-’dan itibâren mukaddes bir mâbed olduğu ve gücü yetenler için onu haccetmenin farz hükmünde bulunduğu, âyet-i kerîmelerde şöyle bildirilir:

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke’deki (Kâbe)’dir.

Orada ibret alınacak alâmetler vardır; (aynı zamanda Hazret-i) İbrâhim’in makâmı (oradadır). Kim oraya girerse, Hakk’ın gölgesinde emîn bir kişi olur. Oranın yoluna gücü yetenlere, (Allâh rızâsı için) «Beytullâh»ı haccetmesi, Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır (farzdır). İnkâr edenler de bilsinler ki, Allâh bütün âlemlerden müstağnîdir.” (Âl-i İmrân, 96-97

Yeryüzünün incisi, Müslümanların toplu atan kalbi “Beytullah” için Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Hac ve umre yolcuları, Allâh’ın seçkin misafirleridir; duâ ettiklerinde Allah duâlarını kabul eder, tevbe ederlerse de tevbelerini kabul eder.” (İbn-i Mâce, Menâsik, 5)

“Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hâriç, başka mescitlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, sâir mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha efdaldir.” (İbn-i Mâce, İkame, 195)

“Allah, iki umre arasında yapılan küçük günahları affeder. Allah katında kabul olunan haccın karşılığı ise, ancak Cennettir.” (Buhârî, Umre, 1; Nesâî, Hac, 3)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Telbiye getiren kişiye müjde verilir, tekbir getiren kişiye de müjde verilir.” buyurdu.

Ashâb-ı kirâm sordular: “-Yâ Rasulâllah, bu müjde Cennet midir?”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem: “-Evet.” dedi. (Taberânî)

Mevlâmız, cümle mü’minleri bu kutlu beldeye tekrar tekrar giden ve bu müjdeleri alan bahtiyar kullarından eylesin.

 Kâbe-i Muazzama, 1630 yılında meydana gelen Büyük Mekke Selinde yıkılmış, Sultan IV. Murat Han tarafından yeniden yaptırılmıştı. Kâbe taşlarının yenilenmesi şer’an caiz olmadığından mevcut taşlar her dönemde, olduğu gibi korundu. Aradan geçen 375 yıl boyunca Beytullah’ın dış duvar taşlarında kabarmalar, çatlamalar ve yer yer boşluklar meydana geldi. Mayıs 1994’te Kâbe duvarının bakım ve onarım çalışması başladı. Duvar taşları arasında kalan toz ve topraklar iyice temizlendi. Kâbe taşlarına benzeyen taşlar önce öğütüldü, sonra özel bir işlemle macun haline getirildi. İçine çok kuvvetli yapıştırıcılar katılarak dolgu malzemesi oluşturuldu. Kâbe’nin dış duvarında bulunan açıklık ve boşluklar elde edilen bu maddeyle dolduruldu. Günümüzdeki Kâbe duvarı, 1994 yılındaki bakım çalışmasının ürünüdür.


Kâbe’nin içinde ne var ?

 “İçi dört köşe bir oda görünümünde olan Kâbe’nin Rüknü’l-Irâki köşesinde dama çı­kılan merdiven ve önünde “tövbe kapısı” denilen bir kapı yer alır. Taban mermer döşeli, duvarlar 2 m. yüksekliğe kadar mermer kaplamalıdır. Yapılan onarım ve yeniden inşalarla ilgili olarak batı duvarı­na beş, doğu ve kuzey duvarlarına birer kitabe yerleştirilmiştir. Tabanın ortasında, Abdullah b. Zübeyr zamanından kalma güney-kuzey yönünde dizilmiş üç ağaç direk ve bunlardan kapının karşısındakinin önünde batı du­varına doğru Hz. Peygamber’in namaz kıldığı yer bulunmaktadır; burası secca­de şeklinde bir mermerle belirtilmiştir. Tavan ve duvarlar, yukarıdan mermer kaplamalara kadar inen çepeçevre kır­mızı atlastan yapılmış bir perde ile örtülü­dür. Tavan ile dam arasında 1,33 m. yük­sekliğinde bir açıklık vardır.”  “Kâbe”, 

Değerli kardeşimiz,

Kâbe’nin içerisinde İslam dininden evvel 360 adet put vardı. Fakat İslam’dan sonra kabenin içerisine bir şey konmadı.

Şu anda Kabe’nin içinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunur. İç duvarlar ve yerler mermer kaplıdır. Tavanda altın ve gümüş kandiller asılıdır. Kapıya yakın bir yerde Hacer-ül Esved taşı yerleştirilmiş ve etrafı gümüş bir çemberle çevrilmiştir.

Kâbe sadece oradaki taş binadan ibaret değildir. Kâbe, yer altından gökyüzene kadar uzanan nurani bir direk gibidir. Kâbe’ye veya Kâbe’nin taşlarına tapınma söz konusu değildir. Puta tapanların niyeti tapınmaktır. Kâbe’ye yönelenlerin niyeti taşa tapınmak değil tapındıkları Allah’ın emrine uymak ve emredilen yöne yönelmektir.

Kâbe yeryüzünde inşa edilen ilk mesciddir.

0 Kommentare

Dein Kommentar

An Diskussion beteiligen?
Hinterlasse uns Deinen Kommentar!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.