PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) BU DÜNYAYA HAC İLE VEDA ETTİ


Miladî 632. yılın ramazan ayında Cebrail aleyhisselam Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile birlikte Kur’ân-ı Kerîm’i iki kere karşılıklı okudu. Bu karşılıklı okuyuştan da anlaşılıyordu ki, Peygamber Efendimiz’in bu dünyadaki ömrü tamamlanmak üzeredir. Nihayet ramazan ayı bitince, tüm Müslümanlara haber verildi ve hac için Mekke’de bir araya gelineceği bildirildi.

Hac, böylece, bizzat Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed tarafından Müslümanlara öğretilecekti. İlanlar yapıldı Medine ve etrafından 40 bin Müslümanla yola çıkıldı. Bütün Müslümanlar öylesine bir coşku ile Mekke’ye koştular ki, sayılarının 114 bin ila 144 bin arasında olduğu rivayet edilmektedir. Bu sayı o zamana kadar Arabistan’da görülüp duyulmamış devasa bir kalabalık olmuştu. Uzak diyarlardan Müslümanlar hem Allah’ın elçisi ile tanışacak hem de O’nunla beraber, yer yüzünde ibadet için kurulan ilk ev ziyaret edilecekti. Ayette buyurulduğu gibi o ilk ev rahmetin ve hidayetin kaynağıdır da: “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir. İşte bu ev, Allah’ın elçisi ile birlikte ziyaret edilecektir. Heyecan doruk noktasındadır.

Bir yıl önce Ebû Bekir (r.a.) başkanlığında yapılan hac- dan sonra şimdi bizzat Allah’ın elçisi ile birlikte hac yapılacaktır. Böylece, câhiliye krallarının kendi işlerine geldiği gibi, haccın aylarını değiştirme çabaları ortadan kaldırılacak ve her yıl hac 9 Zilhicce Arafat günü, 10 Zilhicce de Yevmu-n Nahr (Kurban kesme) günü ve bayramı olmak üzere haccın zamanı değiştirilemez hâle getirilecektir.

Zilkade ayının 26. günü Medine’den bayram coşkusu ile kervan yola çıktı. Zu’l-Huleyfe’ye gelince ihrama girildi. Peygamberimiz yolda çeşitli vadilerden geçilirken

bu vadilerden hangi peygamberlerin gelip geçtiğini haber verdi. Nihayet Beytullah’ın bulunduğu Mekke’ye gelindi. Mekke aslında bizzat Peygamberimizin yurdu idi. Lakin, müşriklerin zulmünden kaçmak zorunda kalmış, dolayısıyla Beytullah da onların işgalinde kalmıştı. Fetih ile bu sahte statüko tamamıyla bozulmuştu, şimdi ise haccın vakti de kesin olarak yerli yerine konulacaktır.

Yolculuğun 10. gününde Kâbe’ye varıldı. Allah Resuü ve ashap tekbirler getirdi, dua ve şükürler etti. Önce tavaf, daha sonra da Safa ile Merve arasında sa’y yapıldı. Kâbe ziyareti tamamlanınca istirahat için Ebtah mevkiine kurulan çadır tercih edildi. Akrabalarının evinde kalmak yerine buraya kurulan çadırda kalındı. Zira Ebtah denilen bu yer, Mekkeli her bir Müslüman’ın açlık, susuzluk ve yoksulluk dolu 3 yılının geçtiği yerdi. Ve Ebtah, şimdi tüm bolluğu ile Allah Resûlü’nü ve tüm Müslümanları bağrına basıyordu.

8 Zilhicce (Yevm-i Terviye) günü, sabah namazı kılındıktan sonra bayram bitene kadar her farz namazda selam verildikten “Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallahu, va’llahu ekber. Allahu ekber ve li’llahi’l-Hamd” sonra tekbir ve tahmid (hamdetme) ile Allah’ın anılmaya başlama günüdür. Mina’ya bu şekilde çıkıldı ve ertesi gün, 9 Zilhicce yani Arefe Günü (Arafat günü) kuşluk vaktinde Arafat’a (Rahmet Dağı: Cebel-i Rahme) çıkıldı. Câhiliye dönemi Kureyşlilerin hacda yaptıkları bozmalar bu şekilde düzeltilip, hac aslına döndürüldü. Zira câhiliye Kureyşlileri Arafat vakfesini kaldırmış onun yerine Müzdelife vakfesini koymuştu. Öte yandan, câhiliyede Arafat’tan güneş batmadan hareket edilirdi, Efendimiz bu konuda da onlara muhalefet etti. Allah’ın Resûlü Arafat’ta hem dua etti hem de daha sonra adına “Veda Hutbesi” yani ayrılık hutbesi denilen hutbelerini irad etti.


GÜN GÜN PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEDA HACCI

İşte biz de bu yazımızda, Peygamber Efendimizin bir rivayete göre 100 bin, bir rivayete göre 140 bin kişilik ashâbıyla yapmış olduğu haccı, gün gün sizlere nakletmek istedik. Bu yazımızın hazırlanmasında Rıfat Oral Bey’in “Peygamberimizle 27 Gün (Vedâ Haccı” adlı kıymetli eserinden istifade ettik.

1. Gün: Medîne’den hareket. Peygamber Efendimiz, 25 Zilkâde 10/22 Şubat 632 Cumartesi günü Medîne’den hareket etmiş ve Mikat mahalline varmıştır.

Medine’de yıkandı, tarandı ve ihramını giydi. Ancak niyetini yapmadı. Öğle vakti olunca 4 rekat olarak Öğle namazını kıldırdı. Daha sonra hac niyetiyle yola çıktı. Zülhuleyfe adı verilen mikat mahalline geldiklerinde, ikindi namazını iki rekât olarak kıldırdı.

Bu yolculuk esnasında, daha önce Hazret-i Ebûbekir’den satın almış olduğu devesi Kasvâ’ya binmişti. Peygamber Efendimizin kızı Hazret-i Fâtıma Zehra ve hanımları da hevdecler içinde O’na eşlik etmişlerdir.

Yolda Hazret-i Ebûbekir’in hanımı Esmâ binti Umeys, Şecere yolunda doğum yaptı. Peygamber Efendimize durumu sorulduğunda, “Gusül alsın, sonra (niyet edip) telbiye getirsin.” buyurdu.

Peygamber Efendimizin konakladığı Zülhuleyfe, Medine’ye 10 km, Mekke’ye 410 km mesafededir. Bugün burada hac ve umre için ihrama girilip niyet edilen “Zülhuleyfe Mescidi” bulunmaktadır.

Peygamber Efendimiz, ikindi namazını iki rekat burada kıldırdıktan sonra, akşam ve yatsı namazlarını da burada kıldı ve Zülhuleyfe’de geceledi.

2. Gün (26 Zilkade 10, Pazar): Sabahleyin ihram niyeti öncesi gusletti, güzel kokular sürdü ve sabah namazını kıldırdı.

Hacca giderken bu hac esnasında bir de umre yapmak isteyenler, (imkân varsa) yanlarında kurban götürüp bunu keserler. Peygamber Efendimiz de Zulhuleyfe’den ayrılmadan önce, kurban için götüreceği develerine işaret koydu. Çünkü o hem hacca, hem de umreye niyetlenmişti. (Kıran Haccı) Mekke’ye vardığında, yanında kurbanlık getirmeyenlerin umre yaparak ihramdan çıkmalarını, hac günü geldiğinde tekrar ihrama girmelerini emretmiştir. Yanlarında kurbanlık getirenler ise, tavaf ve sa’yin ardından ihramdan çıkmadan hac vaktini bekleyeceklerdi.

Öğle olunca öğle namazını kıldırıp devesine bindi. Böylece sabah ve öğle namazlarını, Akik Vadisi’nde kılmış oluyordu. Daha sonra Beydâ’ya doğru yola çıktı ve telbiye getirmeye başladı: “Lebbeyk Allâhümme Lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerike lek.”

Ashâb-ı kirâm da kendisiyle beraber telbiye getirdiler. Peygamber Efendimiz, Cebrâil’in gelip ümmetinin yüksek sesle telbiye getirmelerini emrettiğini haber verdi. Bunun üzerine bazı sahabîler, Mekke’ye varıncaya kadar avazları çıktığınca yüksek sesle telbiye getirmeye başladılar.

Peygamberimiz o gün Beydâ yolunu takip ederek önce Melel’e, ardından Şerefü’s-Seyyâle’ye vardı. Burada akşam ve yatsı namazlarını kıldı.

3. Gün (27 Zilkade 10, Pazartesi): Sabah namazını da Seyyâle ve Ravha arasında yer alan Irku’z-Zubye’de kıldı ve Ravhâ’da konakladı. Ravhâ, hacca gelen peygamberlerin konakladığı yerdi. Hazret-i Mûsa’nın, buraya 70 bin kişi ile uğradığı rivayet edilir. Ayrıca 70 peygamber bu vadide Beyt-i Atîk’e (Kâbe’ye) doğru namaz kılmıştır.

Allah Rasûlü, Ravhâ’dan hareket etti, Munsaraf’ta ikindi, akşam ve yatsıyı kıldırdı. Gece orada kaldı.

4. ve 5. Gün (28-29 Zilkade 10, Salı-Çarşamba): Peygamber Efendimiz Üsâye denilen bir yere varmış ve burada konaklamıştır. Burada aynı adla bir kuyu olduğu da nakledilir. Peygamber Efendimizin ve Hazret-i Ebûbekir’in azıklarının yüklü olduğu bir deve, kölenin bir anlık gafletiyle burada kayboldu.

Peygamber Efendimizin azık devesinin kaybolduğunu duyan Nadle oğulları, Allah Rasûlü’ne yiyecek getirdiler. Hep beraber getirilen yiyeceklerden yenildi, daha sonra kafilenin arkasını toplayarak gelen Safvan bin Muattal, azık devesini yolda bularak Peygamber Efendimize teslim etti. Deve bulunduğu hâlde Peygamber Efendimize yiyecek getirmeye devam eden Sa’d b. Ubâde ve oğlu Kays’ı, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- duâlarla geri çevirdi.

Lahyu Cemel denilen bir su kuyusuna varıldığında, Peygamber Efendimiz, nükseden baş ağrısı sebebiyle başının ortasından kan aldırmıştır. Bu sebeple ihramlıyken bir ihtiyaç veya zaruret hâlinde hacamat yapılmasına müsaade edilmiştir.

Daha sonra Lahyu Cemel’den hareket edildi ve 7 km ilerideki Sukyâ’ya varılınca konaklandı.

6. Gün (1 Zilhicce 10, Perşembe): Sukya’dan hareketle Ebvâ’ya vardı ve burada sabahladı. Burada kendisine takdim edilen bir av hayvanını, kendisi için avlanmış olduğu gerekçesiyle, ihramlı olduğunu hatırlatarak geri çevirdi. Ebvâ, Peygamber Efendimizin annesinin medfun bulunduğu yerdir. Sukya ile Cuhfe arasında ve Medine’ye 190 km uzaklıktadır.

7. Gün (2 Zilhicce 10, Cuma): Kafile, Ezrak Vadisi’nden Herşâ/Lefet Yokuşu’na, buradan da Erak Tepesi üzerinden Cuhfe’ye vardı.

Ezrak Vâdisi’nden geçerken, Peygamber Efendimiz, burada Hazret-i Mûsa’nın gür sesiyle telbiye getirdiğini haber vermiştir. Herşâ/Lefet yokuşunda da “Hazret-i Yûnus bin Mettâ peygamberin telbiye getirerek yuları liften kızıl bir deve üzerinde geçtiğini görür gibi olduğunu” söylemiştir.

Cuhfe, Şam ya da Mısır tarafından gelenlerin mikat yeridir. Peygamberimiz burada bir müddet dinlendi.

8. Gün (3 Zilhicce 10, Cumartesi): Peygamber Efendimiz, Kudeyd’e ulaştı. Yol üzerinde Usfan’a vardıklarında, Allah Rasûlü, Hazret-i Hûd ve Hazret-i Sâlih peygamberlerin buradan hac niyetiyle telbiye getirip geçtiklerini ifade buyurmuştur.

Usfan’dan Gamim’e geçtikleri sırada, insanların bir kısmı yürümekten şikâyette bulundular. Peygamber Efendimiz, adımlarını dengeli atarak hızlı yürümelerini tavsiye etti. Böyle yaptıklarında şikâyetler azaldı.

9. Gün (4 Zilhicce 10, Pazar): Peygamber Efendimiz ve yanındakiler, üç yüz kadar pınarı bulunan Merru’z-Zahrân üzerinden Serîf’e vardılar. Merru’z-Zahrân, Mekke’ye 28 km uzaklıktadır, bugün Cümûm diye anılmaktadır.

Peygamber Efendimiz Serîf’e vardığında güneş batmıştı. Serîf, Peygamber Efendimizin daha önce Meymûne Validemizle nikahlandığı yerdir. Aynı zamanda İbn-i Abbas’ın teyzesi olan Meymûne Annemiz, vefat edince buraya defnedilmiştir.

Hazret-i Âişe, Serîf’e gelince âdet olmuş ve üzüntüsü sebebiyle ağlamaya başlamıştı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, onu teselli etmiş, “Temizlenmedikçe Kâbe’yi tavâf etmemesini, bunun dışında hacıların yaptıklarını yapmasını” emretmişti. Böylece ümmete, başlarına benzer bir hâl geldiğinde ne yapacakları da öğretilmiş oldu.

10. Gün (5 Zilhicce 10, Pazartesi): Peygamber Efendimiz, Zî-Tuvâ’da sabahladı, gusül aldı ve Mekke’ye gündüz vakti girdi. Bineği Kasvâ üzerindeydi. Yanında kurbanını getirenler hâriç, herkesin umre yaparak ihramdan çıkmasını emretti.

Peygamberimiz, Mescid-i Haram’a Benî Şeybe kapısından girdi. Beytullâh’ı görünce ellerini kaldırdı ve şöyle duâ etti:

“Ey Allâh’ım! Bu Beytinin şerefini, azametini, saygınlığını ve heybetini artır. Ona hac ve umre ile tazim eden ve saygı gösterenlerin de şerefini, saygınlığını, azametini ve faziletli hareketlerini artır!”

Kâbe’ye yaklaştığında, Hacer-i Esved’e istilâm etti (dokundu), sonra elini öptü. Bu esnada gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Sonra Kâbe’nin etrafında çalımlı/hızlı olarak (remel) 3 defa döndü (şavt), kalan 4 şavtı da normal yürüyüşle tamamladı. Peygamber Efendimiz, tavaf esnasında Rükn-i Yemânî ve Hacer-i Esved köşelerine istilâm etti. Bu ikisi arasında, “Rabbenâ âtinâ fi’d-dünya haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâben nâr” duâsını okuyordu. Tavaf sırasında sağ omzunu açarak ıztıbâ’ yaptı.

Tavafı bitirince Makâm-ı İbrahim tarafına gitti ve onun berisinde iki rekât namaz kıldı. Ardından Hacer-i Esved’i istilâm etti ve Safâ Tepesi’ne çıktı.

Peygamberimizin Vedâ Haccı’nda üç defa tavaf yaptığı nakledilir: İlki, Mekke’ye girdiğinde yaptığı kudüm/umre tavafı. İkincisi farz olan ifaza/ziyaret tavafı. Üçüncüsü de Mekke’den ayrılırken yaptığı vedâ tavafı. İlk tavafını yürüyerek yapmıştır. Diğer tavaflarından birini veya her ikisini de binek üzerinde yapmıştır ki, uzaktaki insanlar da onun tavaf esnasında ne yaptığını rahat görebilsin.

Safâ Tepesi’nde Bakara Sûresi’nin 158. âyet-i kerimesini okudu, Beytullâh’a bakarak tekbir getirdi. Safâ ve Merve arasında sa’y yapmaya başladı. Orta kısma yaklaşınca hızlı ve çalımlı şekilde bir müddet yürüdü. (Hervele) Toplam yedi defa Safâ ile Merve arasında gidip geldi. Nihayet Merve Tepesi’nde kurbanlık getirmeyenlerin ihramdan çıkmasını emretti. Böylece kurban getirmeyenler umre yapmış olarak ihramdan çıktı.

Peygamber Efendimizin Safâ ve Merve arasında bu sa’yin bir kısmını yürüyerek, bir kısmını da binek üstünde yaptığına dair rivayetler vardır.

Peygamber Efendimiz, Mekke’ye geldiğinde bir tavaf ve bir sa’y yapmış, sonra da ifaza ve veda tavafı yapmıştır. Bu esnada ikinci defa sa’y yaptığına dair sahih bir rivayet bulunmamaktadır.

10, 11, 12, 13. Gün (5, 6, 7, 8 Zilhicce 10, Pazartesi Gecesi, Salı, Çarşamba, Perşembe): Peygamber Efendimiz Ebtah’a (Batha, Muhassab) gitti ve Terviye Günü’ne kadar orada kaldı. Burada toplam dört gün kaldığı rivayet edilir. Bu esnada kimsenin evinde konaklamamış, bir çadır kurulmuş ve burada kalmıştır. Peygamber Efendimiz Ebtah’ta iken Hazret-i Ali, Yemen’den kurbanlık hayvanlar (100 kadar zekâtlık deve) getirdi. Terviye’den bir gün önce (7 Zilhicce 10, Çarşamba) hutbe verdi.

Perşembe günü (8 Zilhicce 10) sabah namazını Ebtah’ta kıldı ve Mina’ya doğru yola çıktı. Bugüne “Terviye Günü” veya “Mina Günü” denir. Peygamber Efendimiz, Mina’da kendisi için bir gölgelik yapılmasına izin vermemiştir. Bilal-i Habeşî de elinde bulunan üzeri kumaş kaplanmış bir dal ile Peygamberimizi gölgelemeye çalışmıştır.

Mina’da Hayf denilen bölgede Mürselât Sûresi indi. Bu esnada karşılaştıkları bir yılanın öldürülmesini emretmişti. Ancak yılan kaçarak yuvasının deliğine girdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, yılanın kendi hâline bırakılmasını emretti.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hayf Mescidi’nde 70 peygamberin namaz kıldığını ve burada medfun 70 peygamber bulunduğunu bildirmiştir.

14. Gün (9 Zilhicce 10, Cuma): Arefe günü, güneş doğmasıyla birlikte Arafat’a doğru yola çıkıldı.

Câhiliye döneminde Araplar, Arafat’ta vakfe yapmazlardı. Peygamber Efendimiz, nübüvvetten önce de onlara muhalefet ederek Arafat’ta vakfe yaptığını söylemiş ve:

“Hac, Arafat’tır!” buyurarak burada vakfe yapılmadığında haccın olmayacağını bildirmiştir.

Peygamber Efendimiz, Nemîre’de kendisine çadır kurulmasını emretti. Buraya vardığında çadırda konakladı. Güneşin zevali geçmesiyle devesi Kasvâ’nın üstünde, Urâne Vadisi’nin ortasında, ashâbına hutbe îrad etti. Hadis ve tarih kitaplarında, “Vedâ Hutbesi” olarak yer alan rivayetler, buradaki hutbeden alınmıştır.

Ardından Bilal ezan okudu, kamet getirdi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- öğle namazını kıldırdı. Ardından tekrar kamet getirdi ve Rasûlullah ikindiyi kıldırdı. Aralarında hiçbir şey kılmadı. Daha sonra vakfe yaptığı yere geri döndü ve güneş batıncaya kadar vakfesine devam etti.

Hacda Arefe günü oruç tutulması yasaklandı. Hac yapmayan kimselerin Arefe günü oruç tutması ise, iki yıllık günahlarına kefarettir.

Peygamber Efendimiz, Arafat’ta pek çok duâ yapmıştır. Bunlar ashâb-ı kirâm tarafından nakledilmiştir. Zaman zaman çeşitli meseleler hakkında sorulara cevap vermiş ve Arafat’ta iki defa hutbe îrad etmiştir.

Burada “Bugün size dininizi tamamladım…” (el-Mâide, 3) âyet-i kerimesi nâzil olmuştur.

Güneşin sarılığı gidince, Üsame’yi terkisine alarak yola koyuldu. Sonunda Müzdelife’ye vardı. Burada bir ezan, iki kametle akşam ve yatsı namazlarını kıldı. Aralarında hiçbir şey kılmadı. Sonra fecrin doğuşuna kadar uzanıp istirahat etti.

Mina’ya doğru yola çıkmadan önce, Müzdelife’de ashâbına cemrelere atılmak üzere küçük taşlardan toplatmıştı.

15. Gün (10 Zilhicce 10, Cumartesi): Kurban Bayramının birinci günü… Peygamber Efendimiz, sabah namazına kadar Müzdelife’de kaldı. Namazı kıldıktan sonra henüz güneş doğmadan hava sararmış bir haldeyken Müzdelife’den Akabe Cemresi’ne (Mina’ya) doğru yola çıktı. Bu sefer terkisine Fadl bin Abbas’ı almıştı. Fadl, yakışıklı bir gençti. Etrafındaki kadınlara bakmaya çalıştıkça, Peygamber Efendimiz onun yüzünü kapatıyor ve diğer tarafa çeviriyordu. Bu şekilde Muhassir Vadisi’ne ulaştılar.

Allah Rasûlü, ihrama girdikten sonra fırsat buldukça telbiye getirmeye devam etmişti. Bayramın birinci günü olunca, Akabe cemresine yedi taş attı ve telbiyeyi bıraktı. Bir daha telbiye getirmedi.

Peygamber Efendimiz, bayramın ilk günü, Akabe cemresine binek üzerindeyken taş attı, sonra kurbanını kesti ve tıraş oldu. Sıralamada farklı davrananlara da dinde zorluğun olmadığını söyledi. Bu tıraş esnasında saçlarını kazıtan erkeklere de duâ etti. Kadınların saçlarını kazıtması ise yasaklandı.

Peygamber Efendimiz, Mina’da, taş atıldıktan sonra insanlara bir konuşma yaptı. Hazret-i Ali’nin Yemen’den getirdiği zekâtlık 100 deve, burada kesildi. Peygamber Efendimiz, bunlardan 63 tanesini bizzat boğazladı, kalanların kesimini de Hazret-i Ali’ye bıraktı. Hayvanların kesilmesi bitince, kazanlarda pişirildi ve insanlara ikram edildi.

Peygamber Efendimiz kurban kesimi ve saç tıraşından sonra ihramdan çıktı. Kâbe’yi tavaf (İfaza/Farz tavafı) için yola çıktı. Zevalden önce Mekke’ye vardı ve binek üstünde tavafını tamamladı. Yeni bir sa’y yapmadı. Öğle namazını burada kıldırdı. Bayramın birinci günü gece, hanımlarının da ifaza tavafını yapması için Kâbe’ye tekrar gitti. Onlarla birlikte tavaf yaptı ve iki rekat namaz kıldı. Sabah namazı vakti girmeden tekrar Mina’ya döndü.

15, 16, 17, 18. Gün (10, 11, 12, 13 Zilhicce 10, Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı): Peygamber Efendimiz Mina’da dört gün kaldı. Bu günlerin gecelerinde Peygamber Efendimiz Kâbe’yi ziyaret eder, duâ ve namazdan sonra, sabah namazı vakti girmeden Mina’ya dönerdi.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri öğleden sonra, Mina’da üç cemreye de ayrı ayrı tekbir getirerek yedi taş atmıştır. İzdiham sebebiyle taş atma zamanı, akşama, hatta gecenin sonuna kadar geciktirilebilir.

Teşrik günlerinin ikincisinde, Mina’dayken İzâ Câe (Nasr) Sûresi’nin indiği rivayeti vardır.

Peygamber Efendimiz, bayramın dördüncü günü, taşlamanın ardından öğle namazını Ebtah’ta kıldı ve buraya yerleşti. Devamında günün diğer vakitlerini ve yatsıyı burada kıldı ve biraz dinlendi. Sonra bineğiyle Kâbe’ye giderek onu tavaf etti.

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Âişe’yi, kardeşi Abdurrahman ile birlikte Mekke yakınlarındaki mikat mahalli olan Ten’im’e göndermiş ve Hazret-i Âişe, daha önce âdet olduğu için yapamadığı umresini bu vesileyle yapmıştır.

19. Gün (14 Zilhicce 10, Çarşamba): Vedâ tavafı ve Mekke’den ayrılma vakti. Peygamber Efendimiz, “insanların Kâbe’yi tavaf etmeden (vedâ tavafı) ayrılmamalarını” emretti.

Hayızlı kadınlar, eğer ifaza/farz tavafı yapmışlarsa, vedâ tavafını yapmaları şart değildir, onlardan bu tavaf borcu düşmüş olur.

Allah Rasûlü, seher vakti yola çıktı ve sabah namazından önce Kâbe’ye geldi. Sabah namazını Kâbe’de kıldırdı ve namazda Tûr Sûresi’ni okudu. Namazdan sonra Beytullâh’ı tavaf etti. Sonra Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında Mültezem’de durdu. Yüzünü ve vücudunu buraya yapıştırarak Allâh’a duâ etti. Onda, bir kölenin efendisinin kapısında yalvarma hâli vardı. Bazı rivayetlerde, bu esnada Kâbe’nin içine girdiği de nakledilir.

Peygamber Efendimiz, daha sonra Mescid-i Haram’ın Hazûra (Hayyatîn) kapısından çıkarak Medine’ye doğru hareket etti.

Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret etmiş muhâcirlerin Mekke’de fazla kalmasını, oraya yerleşmesini, hattâ öldüklerinde Mekke’ye defnedilmelerini yasaklamıştı. Burada Allah Rasûlü’nün bu ikazı, sanki hicret vasfının kıyamete kadar devam etmesini istemesinden kaynaklanmaktadır.

20, 21, 22. Gün (15, 16, 17 Zilhicce 10, Perşembe, Cuma, Cumartesi): 15 Zilhicce Perşembe günü, Medîne’ye doğru hareket edildi ve Zî-Tuvâ’ya varıldı. Burada bir akşam kalındı ve sabah yola çıkıldı. Muhtemelen geliş yolu ile aynı güzergahta, 18 Zilhicce Pazar günü Gadir-i Humm’a varıldı.

23. Gün (18 Zilhicce 10, Pazar): Gadir-i Hum denilen mevkide konaklanmış ve Peygamber Efendimiz burada, Hazret-i Ali hakkında ileri geri konuşanlara cevap olmak üzere ve Ehl-i Beyt’i öven bir hutbe îrad etmiştir. İnsanların bir kısmı Hazret-i Ali’nin Yemen’e gidip gelirken disiplininden şikayetçi olmuşlar ve Peygamberimize kadar mevzuyu getirmişlerdi. O da, Hazret-i Ali’nin faziletlerini ve kendi katındaki değerini anlatan bir konuşma yaptı. Bugün şia âlimleri, bu konuşma sebebiyle Hazret-i Ali’nin Peygamber Efendimizden sonraki halifesi olması gerektiğini iddia etmektedirler. Ashâbı kiram, bu konuşmayı böyle anlamamış ve bundan sonraki dönemlerde de Hazret-i Ali, bu konuşmayı gündeme getirerek böyle bir hak iddia etmemiştir.

24, 25, 26. Gün (19, 20, 21 Zilhicce 10, Pazartesi, Salı, Çarşamba): 18 Zilhicce Pazar günü Gadir-i Hum’dan yola çıkıldı. 21 Zilhicce Çarşamba günü Ravhâ’ya varıldı ve aynı gün Zülhuleyfe’ye ulaşıldı. Burada geceledi ve sabahleyin Medine’ye doğru yola çıktı.

27. Gün (22 Zilhicce 10, Perşembe): Peygamber Efendimiz, Medine’yi görünce üç defa tekbir getirdi ve duâ etti. Devesini mescidin kapısında ıhtırdı, evine gitmeden önce mescidde iki rekât namaz kıldı. Ardından evine gitti.

Veda haccından sonra Medîne’ye vardığında minbere çıktı ve Allâh’a hamd u senâdan sonra bir hutbe îrad etti. Hac vesilesiyle kendisi ziyarete gelenleri kabul etti.


PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEFATI

Peygamber Efendimiz Zilhicce’nin kalan günlerini, Muharrem ve Safer aylarını Medîne-i Münevvere’de geçirdi. Safer ayında hastalandı. Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi günü Rafîk-i A’lâ’ya kavuştu.

Salât ü selâm, tahiyyât ü ikrâm, her türlü ihtiram O’na, âline, ashâbına, ehl-i beytine ve etabına olsun.


VEDA HUTBESİ

Veda Hutbesi nedir? Peygamber Efendimiz’in ilk ve son haccını yaptıktan sonra Arafat’ta 100 bin sahabiye verdiği Veda Hutbesi’nde bahsedilen konular nelerdi? Veda Hutbesi kısaca…

Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetine nasıl haccede­ceklerini bizzat göstererek bütün vazîfelerin îfâsından sonra Arafat’ta, bugün Nemire Mescidi’nin bulunduğu yerde, devesinin üzerinde meşhûr “Vedâ Hutbesi”ni îrâd buyurdu.


VEDA HUTBESİ’NDE BAHSEDİLEN KONULAR

Peygamber Efendimiz’in Veda Hutbesi:

“Ey insanlar!

Sözlerimi dikkatle dinleyiniz! Bilemiyorum, belki bu yıldan sonra sizinle burada bir daha ebedî olarak bir arada olamayacağım!

Ey insanlar!

Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübârek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmuslarınız da öyle mukaddestir; bunlara her türlü tecâvüz haramdır.

Ashâbım!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak hesâba çekileceksiniz! Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbiri­nizin boynunu vurmayınız! Haberiniz olsun ki, ben, önceden gidip Havuz’un başında sizi bekleyeceğim! Diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla sevineceğim. Sakın, (günah işleyerek) yüzümü kara çıkarmayınız!

Ashâbım!

Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin! Fâizin her çeşidi kaldırılmış­tır; ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız! Allâh’ın emriyle fâizcilik artık yasaktır. Câhiliyeden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbâs’ın fâizidir.

Ashâbım!

Câhiliye devrinde güdülen kan dâvâları da tamâmen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı, (ceddim) Abdülmuttalib’in torunu (amcazâdem) Rebîa’nın kan dâvâsıdır.

Ey insanlar!

Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hâkimiyetini kurma gü­cünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında küçük gördüğü­nüz işlerde ona uyarsanız, bu da onu memnûn edecektir. Dîninizi korumak için bunlar­dan da sakınınız!

Ey insanlar!

Kadınların haklarına riâyet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muâmele ediniz! Onlar hakkında Allâh’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allâh’ın emâneti olarak aldınız; onların nâmuslarını ve iffetlerini Allâh adına söz vererek helâl edindiniz! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, âile şerefini hiçbir kimseye çiğnetmemesidir. Kadınların da sizin üzeri­nizdeki hakları, meşrû bir şekilde her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Bir kadının, kocasının izni olmadan, onun malından hiçbir şeyi, başkasına vermesi helâl ol­maz!

Kölelerinize gelince; onlara yediğinizden yedirmeye, giydiğinizden giydirmeye dik­kat ediniz! Affedemeyeceğiniz bir hatâ yaparlarsa, izin veriniz! Fakat onlara aslâ eziyet etmeyiniz! Çünkü onlar da Allâh’ın kuludur.

Ey mü’minler!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman, müslümanın kardeşidir; böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize âit olan herhangi bir hakka tecâvüz, helâl değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun…

Haksızlık yapmayın! Haksızlığa da boyun eğmeyin! Ahâlînin haklarını gasbetme­yin!

Ashâbım!

Kendinize de zulmetmeyiniz! Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey insanlar!

Her cânî kendi suçundan bizzat mes’ûldür. Hiçbir cânînin işlediği suçun cezâsını evlâdı çekemez! Hiçbir evlâdın suçundan da babası mes’ûl edilemez!

Ey insanlar!

Cenâb-ı Hak, her hak sâhibine hakkını (Kur’ân’da) vermiştir. Vârise vasiyet et­meye lüzum yoktur.[5] Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zinâ eden için mah­rûmiyet vardır. Babasından başkasına âit soy iddiâ eden soysuz, yâhut efendisinden başkasına intisâba kalkan nankör köle[6], Allâh’ın gazabına, meleklerin ve bütün müslümanların lânetine uğrasın! Cenâb-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şehâdet­lerini kabûl eder.

Ey insanlar!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise top­raktandır. Allâh yanında en kıymetli olanınız, O’na karşı en çok takvâ sâhibi olanınızdır. Arab’ın Arap olmayana -takvâ ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

Ey insanlar!

Devamlı olarak dönmekte olan zaman, Allâh’ın gökleri ve yerleri yarattığı günkü du­rumuna dönmüştür. Bir yıl, ay ölçüsüyle on iki aydır. Bunların dördü harâm olan aylardır. Bunların üçü, arka arkaya Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem; dördüncüsü de (Cemâziye’l-âhir ile Şâban arasında olan) Receb’dir. Bu sene, harâm ayları eski yerine geldi. Hac mevsimi Zilhicce’nin onuncu gününe rastladı.

Ey mü’minler!

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldıkça, yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânetler, Allâh’ın kitâbı Kur’ân ve Rasûlʼünün Sünnet’idir.

Ey insanlar!

Allâh’a ibâdet edin! Beş vakit namazınızı kılın! Ramazan orucunu tutun ve emirle­rime itaat edin! (Ancak böyle yaptığınız takdirde) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Ey insanlar!

Aşırı gitmekten (ifrattan) sakının! Evvelkilerin mahvolmalarının sebebi, dindeki ifratlarıydı. Hac amellerini (usûl ve âdâbını) benden öğrenin! Bilmiyorum belki bu seneden sonra bir daha sizinle burada buluşamayacağım! Bu nasîhatlerimi burada bulunanlar, bu­lunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, (sözlerimi) burada bulunup da işiten­den daha iyi anlayarak muhâfaza etmiş olur.”

ŞAHİT OL YA RAB!

Sözlerinin burasında Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yüz binin üzerindeki sahâbesine sordular:

“−Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar; ne diyeceksiniz?”

Bütün ashâb-ı kirâm:

“−Allâh’ın elçiliğini îfâ ettin; vazîfeni yerine getirdin, bize vasiyet ve nasîhatte bulundun, diye şehâdet ederiz!” dediler.

Bu şehâdetin ardından Varlık Nûru Efendimiz, dînin teblîğine dâir:

“−Ashâbım! Teblîğ ettim mi?.. Teblîğ ettim mi?.. Teblîğ ettim mi?..” diyerek üç defâ tasdîk aldı. Sonra ellerini semâya kaldırarak Cenâb-ı Hakk’ın şehâ­detini diledi:

“Şâhid ol yâ Rab!.. Şâhid ol yâ Rab!.. Şâhid ol yâ Rab!..” (Bkz. Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 56; İbn-i Mâce, Menâsik, 76, 84; Ahmed, V, 30; İbn-i Hişâm, IV, 275-276; Hamîdullâh, el-Vesâik, s. 360)

Dipnotlar:

[1] Buhârî, Hac, 132.

[2] Heysemî, III, 237.

[3] İbn-i Sa’d, II, 173.

[4] Hazret-i Ömer bir kişiyi bile incitmemek için uzaktan istilâm etmiştir. Bu, günümüzde hacca giden Müslümanların hassâsiyetle üzerinde durmaları gereken bir husustur. Hacda alınan sevapların mü’minleri incitmek sûretiyle hebâ edilmemesi lâzımdır. Resûlullâh’ın tavsiyesine uyarak Kâ’be’ye veya Hacer-i Esved’e yaklaşmak için diğer insanları itip kakmak, onlara ezâ vermek gibi davranışlardan şiddetle sakınılmalıdır.

Hazret-i Ömer bir defâsında Hacer-i Esved’e gelerek onu öpmüş ve:

“Biliyorum ki sen bir taşsın, ne faydan ne de zararın olur. Şâyet Resûlullâh’ın seni öptüğünü görmeseydim, ben de öpmezdim” demiştir. (Buhârî, Hac, 50; Müslim, Hac, 251)

Ashâbın bu anlayışı, bir işin hikmeti anlaşılamasa dahî Allâh Resûlü’nü örnek almanın ve O’nun sünnetini tatbîk etmenin lüzûmunu göstermektedir.

[5] Vasiyet, mîras âyetinden evvel farz hükmünde idi. Âyetin nüzûlünden sonra bütün haklar belirlendiği için artık vasiyet, farz olmaktan çıkmıştır. Ancak kişi, isterse, malının üçte bir miktârını aşmayan kısmında vasiyette bulunabilir.

[6] Kölelik mevzuundaki bir açıklama için bkz. sf. 151-154.

[7] Bkz. Kâmil Mîras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, IX, 289.

[8] Elmalılı, III, 1569.

[9] Cemre: Ateş közü, kor, küçük çakıl taşları gibi mânâlara gelir. Burada hacda cemrelerin atıldığı yer mânâsınadır. Bu da büyük cemre, orta cemre ve küçük cemrede, küçük çakıl taşlarını belli zamanda belli yerlerde ve belli sayıda atmayı ifâde eder.

[10] Buhârî, Menâkıb, 25; Büyû’, 32.

[11] Bugünkü şeytan taşlama vazîfesi maalesef usûlüne uygun olarak, ibâdet vecdi ve duygu derinliği içinde ifâ edilememektedir. Hâlbuki bu ibâdet, Hazret-i İbrâhîm’in şeytanı taşladığı esnâdaki hâlet-i rûhiye ile yapılmalıdır.

[12] Bu esnâda Hazret-i Ebûbekir, Hâlid’in Uhud, Hendek ve Hudeybiye’de yaptıklarını düşünüyor, bir de o anki hâline bakıyor ve hayretler içinde kalıyordu. (Vâkıdî, III, 1108)

[13] Allâh Resûlü’nün saç ve sakalıyla teberrük husûsuna canlı bir misâli Hikmet Atan Bey şöyle anlatmaktadır:

[14] Muhassab, Minâ ile Mekke arasında olup Minâ’ya Mekke’den daha yakın bir yerdir. Kureyş müşrikleri, küfür üzerinde birleşerek Peygamberimiz’e karşı uyguladıkları boykot kararını burada almışlardı. Allâh Resûlü buraya geldiğinde o günleri hatırlamıştı. (Buhârî, Hac,