HACERÜL ESVED TAŞI

Hacerül esved nedir? Hacerül esved’in şekli nasıldır? Hacerül esved’in anlamı nedir? Hacerül esved nerede bulunur? Hacerül esved kim tarafından Kabe’ye yerleştirilmiştir? Peygamber Efendimiz Hacerül esved ile ilgili ne buyuruyor? Hacerül esved hakkında kısaca bilinmesi gerekenler…

Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1,5 m. yükseklikte, gümüşten bir mahfaza içinde tavafın başlangıç ve bitiş noktasını belli eden Hacerülesved bulunur. Arapça’da “siyah taş” anlamına gelen Hacerülesved yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçiminde siyaha yakın koyu kırmızı renktedir.


Hacerül esved kim tarafından Kabe’ye yerleştirilmiştir?

Hacerülesved Hz. İbrâhim -aleyhisselâm- tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirilmiştir. Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli âfetlere, ayrıca insanların saldırılarına mâruz kalmasının sonucunda Hacerülesved’de bazı hasar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır. 930 yılında Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe yaklaşık yirmi yıl boyunca (930-951 yılları arası) Hacerülesved’den mahrum kalmış, ancak hacılar tavaf sırasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek tavaflarını yapmışlardır.


Hacerül esvedin anlamı nedir?

Tavafa başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında, Hacerülesved’in aynı zamanda sembolik bir anlamı da mevcut olup bununla ilgili birçok rivayet nakledilmektedir. Bunlar arasında, Cenâb-ı Hakk’ın bezm-i elestte bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü (bk. el-A’râf 7/172) içinde taşıdığı ve buna uyanlar lehinde kıyamet günü şahitlik yapacağı (Ezrakî, I, 324; Süheylî, 11,273); Hacerülesved’e dokunan kimsenin Rahmân’ın eline dokunmuş gibi olduğu (İbn Mâce, “Menâsik”, 32); Hacerülesved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu ve kullarıyla onun vasıtasıyla musafaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allahla biat etmiş olacağına dair rivayetler (Heysemî, III, 242; Müttakî el-Hindî, XII, 215, 217) sayılabilir.


Peygamber Efendimiz Hacerül esved ile ilgili ne buyuruyor?

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Hz. Ömer -radıyallâhu anh-’ın de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür” (İbn Mâce, “Menâsik”, 27). İbn Abbas -radıyallâhu anh-, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağını rivayet etmektedir (Tirmizî, “Hac”, 113; İbn Mâce, “Menâsik”, 27). Hz. Ömer -radıyallâhu anh-  Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a and olsun ki, senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem’i seni istilâm ediyor görmeseydim, ben de seni istilâm etmezdim” ve “Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” şeklindeki sözleriyle Hacerülesved’in İslâm kültürü içindeki önemine işaret etmiştir (Buhârî, “Hac”, 57, 60; Müslim, “Hac”, 249-250).


HACERÜL ESVED TAŞININ TARİHİ

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in peygamber olmadan önce, Kâbe’nin tamiri esnasında mübârek elleriyle yerine yerleştirdiği özel taş, Hacer-i Esved…

“Tavâfın başlama noktasını göstermek gibi pratik bir faydası da bulunan bu taşın menşei, tarihçesi, mâhiyeti ve mânevî değeri hakkında birçoğu zayıf, bir kısmı sembolik mânâ taşıyan çok sayıda rivâyet vardır. Bu rivâyetlerde umûmiyetle Hacer-i Esved’in aslında beyaz iken insanların günahları yüzünden karardığı, cennetten indirildiği, Nuh Tûfânı sırasında Ebû Kubeys Dağı’nda korunduğu ve Hazret-i İbrahim’in Kâbe’yi inşası esnasında oradan yerine getirilerek konulduğu, onun Allâh’a verdiği sözü yerine getirenlere şâhitlik edeceği gibi hususlar dile getirilmektedir.”(1)

Cennetten gelmiş olsun ya da olmasın; gerek yüklendiği mühim misyon, gerek Rabbimizin “Beytim” dediği Kâbe-i Muazzama’nın âdeta göz bebeği mesâbesindeki konumu, en çok da Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in gül kokulu elleriyle ona dokunup öpmüş olması, onun paha biçilmez mânevî değerini taçlandırmakta.

Üzerine bastığımız yeryüzünün bize şahitlik edeceği(2) gibi, göz bebeğimiz, parmak izimiz, sesimizle de bıraktığımız izler şâhidimiz olacak. Hacer-i Esved’e doğru ellerimizi kaldırıp:

“-Bismillâhi Allâhu ekber” diyerek selâmlarken göz ve parmak izimizin, ilâhî kamera kayıtlarına geçtiğini hayal edebiliriz. Zerrelerin tartılacağı günden önce “Dâvetine uyup çeşitli meşakkatleri aşarak kapına, beytine ziyaretine geldim, buradayım!” gibi cümlelerin özeti, bu selâmlama sanki…

Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’dan kıyamete dek, bizim izlerimizin başka bir örneği olmadığını düşündükçe Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretini, insan neslinin içinde bize “biriciklik” bahşederek muhteşem bir şekilde sergileyişini iliklerimize kadar hissedebiliriz. Havsalamızın ve idrâkimizin önünde âciz kaldığı gerçeklerin üzerinde kafa yormak için en müsait yerlerin başında, mahşer provasının yaşandığı o topraklar gelmekte… Rabbimiz; tavaf ve sa’y deryasına bir damla misâli karışıp giderken, her şavt başında ve sonunda Hacer-i Esved’i selâmlama ânında “ihsan” duygusuna bir adım daha yaklaşmayı, ilâhî kameralar altında çekilen hayat filmimize, rızâsına göre çeki düzen vermeyi nasip eylesin. Âmin.

Hacer-i Esved’in ziyareti ve selâmlanması konusunu işlerken üzerinde düşünmemiz gereken farklı cihetler var: Kutsal topraklara her geçen yıl artan ziyaretçi sayısı, tartışmasız bir vâkıa şüphesiz… Bunun tabiî sonucu olarak, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zamanında Hacer-i Esved’i öpmek için yaşanabilecek kalabalıkla, günümüz kalabalığı elbette kıyaslanamaz. Buna rağmen Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, müsaitse Hacer-i Esved’i öper, değilse eliyle veya elindeki baston vb. ile selâmlayarak tavâfa başlardı. O, güçlü kuvvetli biri olan Hazret-i Ömer’in zayıf bünyeli kimselere eziyet verebileceği gerekçesiyle, Hacer-i Esved’i öpmek için izdihama dalmaması konusunda uyarmış, eğer boş ise istilâm etmesini, aksi takdirde tehlil ve tekbir ile uzaktan selâmlayarak geçmesini söylemişti. Peygamber Efendimiz’in bu tavsiyesinden sonra Hazret-i Ömer, izdihamın olduğu hâllerde istilâmı terk edip geriden selâmlamakla yetinmiştir. Nitekim İbn-i Abbas da:

“-Hacer-i Esved kalabalık olduğu zaman kimseye eziyet verme! Eziyet de çekme, geç!” tavsiyesinde bulunmuştur.

O zamanlar şimdiki kadar kalabalık olmamasına rağmen, izdiham olması durumunda Hacer-i Esved’in öpülmemesi, bu hususta başkalarının rahatsız edilmemesi tavsiye edilmiştir. Günümüzde milyonlara varan mahşerî kalabalıkta, hacı ya da umrecinin sünnete uyma adına kardeşlerine ezâ-cefâ etmesi aslâ tasvip edilemez. Kaldı ki; burada sünnet olan, mutlaka Hacer-i Esved’i öpmek değil, onu bir şekilde selâmlamaktır. Hacer-i Esved’i öpmek için kardeşleriyle itişip kakışmak ne sünnettir, ne de ibadet!.. Bu konuda hem Peygamber Efendimiz’in örnek davranışına, hem de O’nun ikaz ve tavsiyesine uyulmalı, izdihamlı durumlarda uzaktan selâmlama ile yetinmelidir.


HACERÜL ESVED’İ SELAMLAMA

Sahâbe, Hacer-i Esved’i selâmlarken:

“-Allâh’ım, Sana inanarak, Kitabını ve Peygamberinin sünnetini tasdik ederek/Peygamberinin sünnetine uyarak…” derlerdi.(3)

Günümüzde ise Hacer-i Esved’i öpme uğruna bir anafor misali içine doğru çeken kalabalığa girerken, Sahâbe Efendilerimiz gibi söylemeye kimsenin yüzü olamaz herhâlde… Çünkü yapılanların Kitap ve Sünnet’le îzah edilecek bir tarafı yok maalesef…

“Burada asıl olan taşın kendisi değil, Peygamber Efendimiz’in sünneti, örnek davranışıdır. Zira Hacer-i Esved, önce Hazret-i İbrahim’in, sonra da Allah Rasûlü ve ashâbının hâtırasını yâd etmeye vesîle olan bir semboldür.

Nitekim bir defasında Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Hacer-i Esved’e seslenerek:

“-Biliyorum ki, sen bir taşsın. Ne zarar, ne de fayda verirsin. Eğer ben, Rasûlullâh’ın sana dokunduğunu görmeseydim sana el sürmezdim.” (Buhârî, Hac, 57) dedi ve ona eliyle dokunarak selâmladı/öptü.

O, Hacer-i Esved’e karşı bu şekilde seslenirken, bir taşa karşı yaptığı bu davranışın, câhiliye dönemindeki putlara tapınma gibi olmadığını, bunun sadece Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetine uyarak Allâh’ı tâzim ve O’na yaklaşma için yapılan sembolik bir davranış olduğunu vurguluyordu.

Hacer-i Esved’i selâmlama, Allâh’a vermiş olduğu ahdi yenileme mânâsına gelmektedir. Kul, ruhlar âleminde verdiği kulluk sözünü, amelleriyle ortaya koyduğu îman akdini bu defa Beyt’te, Beyt’in sahibinin önünde bu hareketiyle temsîlî olarak tekrar eder ve pekiştirir. İşte Hacer-i Esved’i selâmlama, ahdi, bey’ati tazelemeyi, sözünde durmayı sembolize eder.”(4)

Bütün bunları defalarca okusak da, oraya varıldığında, kısıtlı zaman içerisinde, bir kere de olsa Hacer-i Esved’i öpme iştiyâkı öylesine galebe çalıyor ki, kardeşlerimiz biraz da birbirlerinin teşvikiyle, muhâkeme etmeden, -âdeta cihâda (!) gider gibi- kalabalığın içine bırakıveriyorlar kendilerini… Bu uğurda çekilen sıkıntıları da belki bir sevap addederek, bir şekilde öptüğünde de muzaffer kumandan edâsıyla, çevrelerine anlattıkça, bir kısır döngü başlıyor böylece… Yapılması gerekenin, bütün risk ve sıkıntıları göğüsleyerek, bir kere olsun başarmak (!) olduğu düşüncesi, çok yaygın olarak düşülen bir ifrat ne yazık ki… Hâl böyle olunca, pek çok hatalar işlenip kul hakkına ve günaha giriliyor.

Rehber kitaplar okunmuş, hocaefendiler dinlenmiş de olsa; mahremiyetle ilgili hassasiyetler tam yerleşmemiş, kul hakkının en büyük günahlardan oluşu göz önünde bulundurulmamışsa, kardeşlerimiz bazen saatler süren bir mücadeleye kaptırıveriyorlar kendilerini… Şeytanın sağdan yaklaşmasının misallerinden biridir bu durum…

Dipnotlar (1) Bünyamin Erul-Ekrem Keleş, Haccı Anlamak, DİB Yayınları, sh. 40-41.

(2) ez-Zilzâl, 4.(3) Haccı Anlamak, sh. 41-42.(4) Haccı Anlamak, sh. 42-43.


HACERÜ’L-ESVED FAYDALI BILGILER

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ  مَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ  فِي الْحَجَرِ: وَاللّٰهِ لَيَبْعَثَنَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَهُ عَيْنَانِ يُبْصِرُ بِهِمَا وَلِسَانٌ يَنْطِقُ بِهِ يَشْهَدُ عَلَى مَنِ اسْتَلَمَهُ بِحَقٍّ.

Abdullah İbn Abbâs radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hacerü’l Esved hakkında şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki, Allah Teâlâ kıyâmet günü ona yeniden hayat vererek onu şu şekilde diriltecektir ki; onun kendileriyle gördüğü iki gözü ve kendisiyle konuştuğu bir dili olacaktır ve kendisini istilâmda bulunan kimse hakkında şâhidlik edecektir.”(1)

İzah: Hacerü’l Esved görünüşte bir taş parçasıdır, fakat onda bir rûhaniyet vardır. O, kendisini Allah Teâlâ nisbetiyle edep ve muhabbetle vasıtasız veya vasıtalı öpen ve istilâm eden her bir kimseyi tanımaktadır. Kıyâmet günü Allah celle celâlühü ona gören gözler ve konuşan bir dil lütfederek diriltecektir. O da Allah’ın hükmüne mutabık sevgi, muhabbet ve arzuyla kendisine istilâmda bulunanlar hakkında şâhidlik yapacaktır.

 عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْها قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : أَشْهِدُوا هٰذَا الْحَجَرَ خَيْرًا فَإِنَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شَافِعٌ مُشَفَّعٌ، لَهُ لِسَانٌ وَشَفَتَانِ يَشْهَدُ لِمَنِ اسْتَلَمَهُ. 

Âişe radıyallahu anhâ’den rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Bu taşı, (yani Hacerü’l Esved’i), iyi amellerinize şâhit tutunuz, çünkü o kıyâmet gününde şefaat edecek bir şefaatçidir. Onun iki dili ve iki dudağı vardır. Kendisini selamlayanlara şâhidlik edecektir.”(2)

عَنِ ابْنِ عمرِو بْنِ الْعَاصِ  مَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : إِنَّ الرُّكْنَ وَالْمَقَامَ يَاقُوتَتَانِ مِنْ يَوَاقِيتِ الْجَنَّةِ طَمَسَ اللّٰهُ نُورَهُمَا، وَلَوْ لَمْ يَطْمِسْ نُورَهُمَا لَأَضَاءَتَا مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ.

İbn Amr İbnu’l-Âs radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

Rükn ve makam iki cennet yakutu idiler. Allah onların nurlarını aldı. Eğer onların nurlarını almamış olsaydı, o ikisi mağrible maşrık arasını aydınlatırdı.”(3)

İbn Amr radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Hacerü’l Esved ve Makam-ı İbrâhim cennet yakutlarından bir yakuttu. Allah Teâlâ onların nurunu gidermiştir. Eğer Allah Teâlâ onların nurunu gidermeseydi doğuyla batının arasını aydınlatırlardı.”(1)

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ  مَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : اَلْحَجَرُ الْاَسْوَدُ يَاقُوتَةٌ مِنْ يَاقُوتَةِ الْجَنَّةِ وَإِنَّمَا سَوَّدَتْهُ خَطَايَا الْمُشْرِكِينَ يَبْعَثُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِثْلَ أُحُدٍ يَشْهَدُ لِمَنِ اسْتَلَمَهُ وَقَبَّلَهُ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا.

İbn Abbâs radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Hacerü’l Esved cennet yakutlarından bembeyaz bir yakuttu. Onu müşriklerin günahları karartmıştır. Kıyâmet günü Allah Teâlâ onu Uhud dağı kadar bir büyüklükte diriltecek ve o kendisini dünya ehlinden istilâm edip öpenler için şâhidlik edecektir.”(1)

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ  مَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : نَزَلَ الْحَجَرُ الْأَسْوَدُ مِنَ الْجَنَّةِ، وَهُوَ أَشَدُّ بَيَاضًا مِنَ اللَّبَنِ، وَإِنَّمَا سَوَّدَتْهُ خَطَايَا بَنِي آدَمَ.

İbn Abbâs radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Hacerü’l Esved cennetten dünyaya sütten daha beyaz olduğu bir hâlde indirildi. Âdemoğlunun hataları onu kararttı.”(1)

İzah: Bunun zâhirî mefhumu şudur ki; Hacerü’l Esved’i istilâm edenlerin günahlarının siyahlığı Hacerü’l Esved’e münakis olmuştur. Sahih hadîs-i şeriflerin haber vermesinden sonra bunda bir şüphe yoktur. Şunu demek de doğru değildir ki; tarihte Hacerü’l Esved’in herhangi bir vakitte beyaz olduğu sâbit değildir, çünkü o vakit tarihten öncesinin olabilir. Eğer sonradan bile olduğu farz edilse, o zaman yine de sahih hadislerin mukabilinde tarihin hiçbir değeri olmayacaktır. Ayrıca bazı mülhidlerin[1] yukarıdaki hadîs-i şerifte müşriklerin hatalarının onu kararttığı gibi, ne de tevhid ehlinin taati onu ağartmamıştır diye. İtirazlarının cevabı da şudur ki; eğer Allah dileseydi bunu yapardı. Allah bunu âdet üzere cari bırakmıştır. Şöyle ki, siyah boya boyanmaz, beyaz ise aksinedir, yani boyanır.

Bu hadîs-i şerifte geçen hatadan muradın şu olduğunu beyan etmişlerdir ki; Âdemoğlunun hataları yüzünden orada iki defa yangın çıkmış ve bu yüzden Hacerü’l Esved kararmıştır. اَللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ

         Makam-ı İbrâhim’e istilâm yapılmamalı. Ona el sürülmemeli, ne de öpülmelidir. Bütün bu şeyler mekruhtur. Bu yasak sadece Makam-ı İbrâhim için geçerli değildir, aksine Mekke-i Muazzama veya diğer yerlerde bulunan bütün taşlar için geçerlidir. Nitekim Şerhu’l Umde sâhibinin yazdığına göre, Hacerü’l Esved ve Mushaf-ı Şerif’in dışında öpme meşru değildir. O hâlde taşların, kabirlerin, duvar ve direklerin öpülmesi, istilâm edilmesi câiz değildir, isterse Kâbe-i Muazzama’nın taşları, kabr-i şerifin, hücre-i saadetin veya Mescid-i Nebevî’nin duvarları, sütunları veya örtülerin olsun, çünkü tekbir ve istilâm tâzim için olmaktadır. Bu tâzim sadece Allah içindir. O hâlde her nerelerde buna müsaade edilmemişse, oralarda bunların yapılması câiz değildir.


HER ŞAVTTA HACERÜ’L ESVEDİ İSTİLÂM YAPMAK

Tavaf eden kimse Hacerü’l Esved’in yanından geçerken kâdir olması durumunda Hacerü’l Esved’i istilâm yapmalıdır, yani onu öpmelidir, çünkü tavafın şavtları namaz rekâtları gibidir. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: أَنَّ الطَّوَافَ بِالْبَيْتِ صَلَاةٌ “Nasıl namazın her rekâtına tekbirle başlanıyorsa, bunun gibi tavafın her şavtına da Hacerü’l Esved istilâm yapılarak başlanmalıdır.” Bunun teyidi aşağıdaki rivâyetle de olmaktadır.

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ  مَا قَالَ: طَافَ النَّبِيُّ  بِالْبَيْتِ عَلَى بَعِيرٍ كُلَّمَا أَتَى الرُّكْنَ أَشَارَ إِلَيْهِ بِشَيْءٍ عِنْدَهُ وَكَبَّرَ. 

İbn Abbâs radıyallahu anh diyor ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem deve üzerinde tavaf yaptı. Rükne her geldiğinde yanındaki bir şeyle işarette bulundu ve tekbir getirdi.”[2]

Eğer istilâma (öpmeye) kâdir olmazsa, o zaman Hacerü’l Esved’e yönelerek tekbir ve tehlil getirmelidir. Ayrıca tavaf yapan kimse Rükn-ü Yemâni’yi de istilâm yapmalıdır. Zâhiri rivâyete göre Rükn-ü Yemâni’yi istilâm yapmak müstehap ve mendubdur. İmam Muhammed’in kavline göre ise mesnundur. Hacerü’l Esved ve Rükn-ü Yemâni dışında Rükn-ü Şami ve Rükn-ü Irâkî istilâm yapılmamalıdır, çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hacerü’l Esved ve Rükn-ü Yemâni’yi istilâm buyururlar, diğer iki rüknü ise istilâm etmezlerdi. Ayrıca tavafın ihtitamı[3] Hacerü’l Esved istilâm yapılarak yapılmalıdır, Rükn-ü Yemâni’ye istilâm edilerek değil.

         Tavaf esnasında elleri kaldırarak Hacerü’l Esved’i yedi defa istilâm yapmanın hükmü nedir?

         Yedi defa ellerin kaldırılması yanlıştır. Sadece tavafın başında bir defa ellerin kaldırılması ve diğer şavtlarda da bir defa istilâm yapılması kâfidir.

İzah: Hacerü’l Esved’i istilâmda bulunmak sünnettir. Fakat şart şudur ki; istilâm yaparken kişinin kendisine veya başka birisine eziyeti olmamalıdır. Eğer bunu yapmak için itip kakmaya sıra gelir ve bir müslümana eziyet olursa, bu haram bir fiildir ve tavaf esnasında fiili harama irtikâp etmek kendi canına veya bir başkasını tehlikeye atmak çok büyük akılsızlık ve hamâkattır.

Eğer insan kolaylıkla Hacerü’l Esved’e ulaşabilirse, onu öpmelidir. Yoksa uzaktan iki elle Hacerü’l Esved’e işarette bulunarak güya ben ellerimi Hacerü’l Esved üzerine koydum diye tasavvurur yapılmalıdır. Sonra eller öpülmelidir. İnşaallah sevabda bir eksiklik olmayacaktır.

Rükn-ü Yemâni öpülmemelidir. Ne de onun tarafına işarette bulunulmalıdır. Eğer tavaf esnasında onun üzerine sağ el sürülmeye çalışılırsa sürülmelidir (el de öpülmemelidir), yoksa işaret yapmadan geçilmelidir.

         Her şavtta ayrı ayrı dua okumak gerekli değildir. Hangi dua ve zikirlerde huşû fazla oluyorsa, onlar okunmalıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den Rükn-ü Yemâni ve Hacerü’l Esved arasında:

 رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ.

Rabbena atina fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten vekına azâben nar.

duasını okuduğu menkuldür. Tavafın yedi şavtında kitaplarda yazan dualar Efendiler Efendisinden menkul değildir, bazı din büyüklerinden menkuldür. Sıradan kimseler ne bu duaları doğru telaffuz edebilirler, ne de mânâ ve mefhumunu bilebilirler. Buna rağmen pek çok kimse tavaf esnasında bağıra çağıra bu duaları okumaya çalışmaktadır. Bundan dolayı diğer kimselere eziyet ve sıkıntı olmaktadır, bazıları da sesli Kur’ân okumaktadır, bu da uygun değildir. Hele bazıları da –Allah affetsin– koro hâlinde ilâhî söylemekte ya da dua yapmaktadırlar. Bu kesinlikle câiz değildir. Tavaf esnasında Kelime-i Temcid, Kelime-i Tevhit, salavat-ı şerif veya gönülden gelen dualar sessiz sedasız yapılmalıdır.

İzah: Günyetü’l-Menâsik adlı eserde yazdığına göre, Hacerü’l Esved’i istilâm yaparak öperken, öpen kimsenin elleri ve başı Kâbe-i Muazzama’nın cüzü içine dâhil olmaktadır. Onun için Hacerü’l Esved öpülürken istilâmdan fariğ olana kadar ayakların olduğu yerde iyice sâbit kalması gereklidir. (Lihâza istilâmdan fariğ olunduktan sonra sâbit duran ayaklar üzerine dimdik doğrularak sağ yana doğru tavaf için yürünmelidir). Eğer Hacerü’l Esved öpülürken ayaklar Kâbe-i Muazzama’nın kapısı cihetine bir miktar giderse, isterse bir karıştan az kendi yerini bırakarak ilerlemiş olsun. Bundan sonra tavafa başlanırsa, güya bu tavafta bu kadar eksiklik meydana gelmiş olacaktır. Biz Hanefilere göre bu miktarla tavaf bâtıl olmasa da tahrîmen mekruh olacaktır. İmam Şâfiî’ye göre ise, o miktarda tavaf bâtıl olmuş olacaktır.

         Hacerü’l Esved’i öpmek veya ona el sürmek bir kimseye eziyet verilmediği takdirde mesnundur. Sünnet nedeniyle bir müslümana eziyet etmek haramdır, onun için itip kakarak istilâm yapılmamalı, aksine böyle bir durumda eller Hacerü’l Esved üzerine konularak öpülmelidir. Eğer tek el konulacaksa, o zaman sağ el konulmalıdır. Eğer bu da mümkün olmazsa, o zaman herhangi bir çubuk vs. ile Hacerü’l Esved’e dokunulmalı ve o çubuk öpülmelidir. Eğer bu da yapılamazsa, o zaman eller kulak hizasına kadar kaldırılmalıdır ki, el içleri Hacerü’l Esved cihetine bakmalı, elin sırtları da kişinin yüzüne bakmalıdır ve bu esnada ellerin Hacerü’l Esved’e konulduğuna niyet edilmelidir. Tekbir ve tehlil getirilmeli ve eller öpülmelidir.

Hacerü’l Esved’e eğer koku sürülmüş olur ve tavaf yapan kimse de muhrim olursa, o zaman onun istilâm yapması câiz değildir, aksine böyle bir kimse elleriyle işarette bulunarak ellerini öpmelidir.

         Hacerü’l Esved üzerine gümüşten bir kabza konulmuştur. İstilâm esnasında ona el sürülmesi câiz değildir. Pek çok bilgisiz kimse ona el sürmektedir, bu câiz değildir.

         Hacerü’l Esved ve Beytullah’ın eşiği dışında Beytullah’ın diğer herhangi bir rüknü ve duvarının öpülmesi yasaktır. Sadece Rükn-ü Yemâni’ye el sürülmeli, öpülmemelidir. Eğer el sürmek mümkün olmazsa, o zaman onun tarafına işarette bulunulmalıdır.

         Kâbe-i Muazzama’nın etrafı dönülerek Hacerü’l Esved’e gelindiğinde tekrardan istilâm yapılmalıdır. Yukarıda geçtiği gibi, yani
بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ أَكْبَرُ diyerek Hacerü’l Esved üzerine eller konularak Hacerü’l Esved öpülmelidir, fakat eller sadece ilk defada kaldırılmalıdır.

         Tavaf yaparken herhangi bir şavt tamamlandıktan sonra istilâm yapmak için Hacerü’l Esved’in yanında yoğunluktan dolayı yer bulunamazsa, yoğunluğun azalmasını beklemek için orada beklenmemeli, aksine el, çubuk vs. bir şeyle işaret yapılarak devam edilmelidir, çünkü tavafın şavtları arasında muvâlât[4] sünnettir.

İzah: Tavafın başında ve sonunda ise istilâm için beklenmeli, yoğunluk azaldığında istilâm yapılmalıdır. Elbette hac mevsiminde hacıların yoğun olduğu esnada izdihâm azalmamaktadır. Saatlerce bir boşluk bulunamamaktadır. Özellikle haccın bazı tavafları vakitle de sınırlıdır veya bir mazerete binaen acele yapılması gerekmektedir. Bu durumlarda işaret vs. ile istilâm yapılmalı, tavafa başlanmalı ve tavaf tamamlanmalıdır.

Bazı kibirli ve âsi kimseler Hacerü’l Esved’i öpmeye kâdir oldukları zaman bile sadece elle işaret yaparak ellerini öpmektedirler. Bu muteber değildir. Bunun gibi öpmeye kâdir olunmadığında elle işaret edilmesi yerine kafayla işaret etmek, elle işaret etmedikçe işaret sayılmayacaktır.

         Eğer bir kimse sol taraftan başlayarak tavaf eder, yahut tavaf ederken yüzünü veya sırtını Kâbe-i Muazzama’ya dönerek tavaf eder, yahut Hacerü’l Esved dışında bir yerden tavafa başlarsa, bu durumda kişi Mekke-i Mükerreme’de olduğu sürece iade-i tavaf yapmalıdır. Eğer iade yapmadan giderse, o zaman dem vâcip olacaktır.

         Hacerü’l Esved’in karşısında durularak namazda kaldırıldığı gibi eller kaldırılarak şu tekbir ve tehlil söylenmelidir:

بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ أَكْبَر لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِ اللّٰهِ، اَللّٰهُمَّ اِيْمَانًا بِكَ وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

         Tekbir almadan ve Hacerü’l Esved’e istilâm yapmadan önce ellerin kaldırılması bid’attır, hatta istilâmdan sonra da eller tekbirle birlikte kaldırılmalıdır. Önceden bu kaldırma bütün imamlara göre bid’attır. Bazı hocalar orada hacıları tavaf ettirirken, niyet ve istilâmı Hacerü’l Esved’den önce elleri kaldırtmaktadırlar. Bunun hiçbir itibarı yoktur. Eğer bir kimse niyet etmede gecikirse, tekbirle birlikte niyet edilmelidir. Çünkü bu durumda tekbir alma vaktinde elleri kaldırıp duracaktır, onun için câizdir, fakat böyle yapılması evla değildir.

         Bir tek elle istilâm yapılmamalıdır. Bu kibirli kimselerin âdetidir.

Tenbih:

Bazı kibirli kimseler Hacerü’l Esved’i öperken, öpmeden önce mendil vs. ile silmekte ondan sonra öpmektedirler, çünkü tavaf edenlerin öpmesinden dolayı (onlara göre) Hacerü’l Esved üzerinde tükrük vs. olma ihtimali vardır. Bundan tiskindikleri için böyle yapmaktadırlar. Böyle yapılmamalıdır, çünkü mübârek bir şeye bulaşan şey de mübârek olmaktadır, öyleyse bu kimseler ondan neden tiksinmektedirler. Onun için böyle yapılmamalıdır, aksine aşk ve şevkle hiç beklemeden eğilip öpülmelidir. Mehbup tarafına mensup olan bir şeyi öpmede taammül yapmak, düşünüp taşınmak nihayet edepsizlik ve çok çirkindir.

Ayrıca bundan dolayı bir müddet vakfe yapıldığı için tavafın şavtları arasındaki muvâlâtta tehir olmaktadır. En önemli şey şudur ki, Hacerü’l Esved hakkında ona:

فَيَمِينُ اللّٰهِ فِي أَرْضِهِ “Allah’ın yeryüzündeki elidir” denmiştir. Onunla musafaha yapmak ibâdettir. Şerh-i Lübab’da yazdığına göre; Hacerü’l Esved istilâm edilirken iki el konulmalıdır. Mütekebbirlerin âdeti olduğu gibi bir el değil.

Tavaf yapmanın şekli şöyledir ki, Beytullah’ın karşısında Hacerü’l Esved’in bulunduğu tarafta sağ omuz Hacerü’l Esved’in Rükn-ü Yemâni cihetindeki köşesine gelecek şekilde durulmalı, Hacerü’l Esved tamamen kişinin sağ yanında kalmalıdır.          Hacerü’l Esved’in köşesinde Rükn-ü Yemâni cihetine fazla çekilerek durulmamalıdır. Örneğin çoğu bilgisiz kimseler iki rüknün arasına durmaktadırlar. Bu mekruhtur ve ümmetin icmasına hilaftır.        


[1]
        Mülhid: Allah’ı tanımayan, Tanrı’yı inkâr eden, dinsiz, îmansız kimse.

[2]
        Buhâri, Hac 61, No:1535

[3]
        İhtitam: Bitme, sona erme, hitam bulma.

[4]
        Muvâlât: Yaklaşmak, yakın olmak, karşılıklı sevgi, yardımlaşma, dostça davranma, dostluk.


0 Kommentare

Dein Kommentar

An Diskussion beteiligen?
Hinterlasse uns Deinen Kommentar!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.